Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:hayali365
Eser sıra no:101204eser03


ELVEDA ÇOCUKLUĞUM, HEVESLERİM, GÜLÜŞLERİM

Susmak, konuşmak. Sessizlik, durgunluk. Hayal, gerçek. Geçmiş ve gelecek… Dalmak derinlere… Dalınca kopmak şu andan. Geçmişten izler aramak ya da gelecek hakkında hayaller kurmak. Ne kadar da çok şey değişti hayatımın son on yılında…

Aynalar… Geçmişte kendime bakmaya doyamazken en hakiki dostlarımdan bile çekinmeye başladığımı anladım. Yaşım ilerlediği için mi bilinmez, onların gerçekçiliği ağır geliyor bana. Her sabah uyandığımda yüzümdeki yeni bir çizginin varlığını bilmek ve bakmaktan korkmak aynalara. Haftaların, ayların ve yılların nasıl geçtiğini anlatan anlam yüklü çizgiler…

Kızım… Ne kadar da benziyor bir kuş misali avuçlarımdan uçup giden çocukluğuma. Beline kadar inen ipeksi sarı saçlar. Bir ay parçası sanki; hilal, yeniay veya dolunay. Ben de çocuktum tıpkı onun gibi. Yalvarırdım anneme saatlerce, kirlenen kıyafetlerimi çıkartmamak için. Bıraksın üstümde kalsın masum çocukluğum biraz daha. Biliyorum çıkarttığımda onları uçup gidecek çocukluğum. Söyleyin sakın yıkamasın annem bez bebeğimi çünkü çocukluğum kaldı biraz da olsa onda. Ne olurdu sanki biraz daha çocuk kalabilseydim. Biliyordum yıkamasam da ellerimi, büyümeye başladığımı hissediyordum ama ben ne kadar kirliysem o kadar çocuktum. Yine sıkıca sarsa annem atkıyı boynuma camların buz tuttuğu bir kış günü. Sadece düştüğümde acısa canım eskisi gibi. Ben istedim diye dünyaları serse önüme herkes. Baharı karşılasam, göklere sığmasa gözlerimden fışkıran gökkuşağım, uçurtmam. Ruhumu onun ipine bağlayıp sonsuzluğa bıraksam.

Ne garip bir varlıktır şu insan. Elinde var olduğu tek bir zaman olmasına rağmen, ya geçmişin anılarında ya da geleceğin kaygısında esir olur düşünceleri. Çoğu zaman bulunduğu anın gerçekçiliğinden sıyrılıp geçmişin ya da geleceğin sisli dünyasına dalar.

Boyum, kilom, saçlarım, arkadaşlarım ve hayattan zevk aldığım her şey… Terk ettiler beni sanki birer birer. Hayat yeni vereceği her şeyin yerine hazırlayabilmek için geçmişten alıyordu sürekli. Babamı kopardı önce benden, belki de onun yerine verdi hayatımın en anlamlı varlığı olan eşimi. Sonra arkadaşlarımı almaya başladı teker teker. Onlar kayboldukça çevremden, daha da korkuyordum aynalara bakmaya. Çünkü biliyordum şimdi mor halkalar arasından bana bakan bir çift gözün bir gün kapanacağını ve konuşan dilimin onunla birlikte ebediyen susacağını. Oysa daha dün gibi hatırlıyorum liseyi bitirişimi, üniversite diplomamı elime alışımı. Nasıl da söz vermiştik arkadaşlarla birbirimize. Sürekli görüşeceğimize dair. Artık özel günlerde atılan kısa mesajlar kaldı. Ve çok nadir görüşmeler. Gözler aynı, ama bakışlar daha anlamlı. Yılların omuzlarına yüklediği ağırlığı taşımakta zorlandıkları belli.
Zaman sadece insan için işliyor. Başka hangi canlı saat takıyor ki koluna, ya da evlerinin duvarlarına takvim asıyor? Ve zaman, örtüsünü yavaş yavaş sıyırmaya başlıyor. Çıkmaz sokak gibidir insanın tercihleri, dönüşü olmayan yollardan geçer. Kendi nefesinden çok, zamanın her an tükenen nefesini hissetmek tüketir takatini. Dilin üzerinde eriyen kar taneleri misali…

Hayata teslim olmak yerine hayatın bana teslim olmasını bekliyor olabilir miyim acaba? Şunu söylemek istiyorum ki kendime göre tasarladığım hayatta kayıplara, terk etmeye ve terk edilmelere yer yok maalesef. Belki de bu yüzden yaşlanmayı kaldıramıyor yüreğim.

Ve “elveda” diyorum şimdi çocukluğuma, heveslerime, gülüşlerime.


önceki eser / sonraki eser