Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:öykü315
Eser sıra no:101225eser02


GÖKYÜZÜNDE DÜNYAYI YAŞARKEN GELECEĞİ ARAMAK

İnsanların dışa pek taşmayan düşünce zenginliklerini, zor yaşamın ağır koşulları altında dile getirmek ne kadar doğru olur bilemiyorum. Bazen hiçbir engelle karşılaşmayacağımı bilsem, ufku delerek denizler ötesine ulaşmayı hedeflediğim oluyor. Beynimi aç kurtlar gibi kemiren sonu gelmez isteklere sırtımı çevirmek mi, yoksa hayatın bir ucundan yapışıp, yeni arayışlara yelken açma cesaretini gösterip sıradanın üzerine çıkabilmek mi? İstesek de istemesek de, ayaklarımızın altından kayan bir yol var. Kimine göre serüven sayılabilir. Ama ben omuzlarımda taşımak istediğim yükün sorumluluğu altına girip, bir yerlerde ilk olmak istiyorum. Günümüz dünyasında, beton yığınları arasında yaşamaktan tat alamıyorum. ‘’Ah diyorum ah! Elimde bir yetki olsa, bütün fabrikaları yeraltına taşısam. Yaşamaya çalıştığımız evren, yeşilliklere bezense. Hele şu arabaların egzozlarından çıkan boğucu havalar var ya, onları önleyebilsem.’’ Böyle duygulara kapılıp, önü olmayan dalgalarla boğuştukça, bizden öncekiler kendi eksenleri etrafında dönüp durdular mı diye de düşünmek istemiyorum. Ama yarım kalan düşüncelerin de önünün açılması, kaçınılmaz olmalı değil mi?

Fikir sahibi olmadan, azgın ve taşkın bir tutkunun da esiri olmak istemiyorum. Hayat merdiveninin ilk basamağına adımımı atabilsem, merdivenin ucunda yıldızlara ulaşıp, orada bir dünya kurabilsem. Ah! Keşke diyorum. Keşkelerimin biteceği yok. Bizler düşüncelerimizi nasıl kilitleriz bu sonlu evrenin karanlık tünellerine? O karanlık tünelleri aydınlatmanın yollarını bir açabilsek, büyük iş merkezlerini oraya taşıyabilsek, yeryüzündeki canlılar daha sağlıklı nefes almazlar mı? İki fikrin bir beyinde buluşamadığı dünyada, umutlar ne kadar boy verebilir ki! Tek başına deha sahibi olmak, kaç insana nasip olabilir? Düşünüyorum, bazen düşündükçe de korkmuyor değilim. Yine de kabuğunu kırabilmeliyim, kendim olmalıyım. İnandıklarıma sahip çıkmalıyım ki, başkalarına da güven verebilmeliyim. İşte o zaman, insanlar kardeşçe yaşamanın erdemlerine ulaşırlar.

Kuşlar alabildiğine özgür, gökyüzü gülüyor. Güneş herkesi eşit ısıtıyor. Sevdalı bulutlar toprağa yağmurlarını boşalttığında köyler, şehirler sular altında kalmıyor. İnsanoğlu tüm acımasızlığıyla doğanın dengesini bozmuyor, bozamıyor. Çünkü kuracağımız dünyadan, herkes sorumlu olacak. Mademki yaşamaya çalışıyoruz, gelecek kuşaklara sorunsuz bir dünya bırakacağız. Kimimiz için anlamsız olan hayatın yaşandığı yer bu dünya. Kimimiz için bütün güzellikleri, cömertçe tüm canlılara armağan eden yaşanası bir yer. Ne var ki, her güzelliğin bir sonu olduğu da ayrı bir gerçek. Ayaklarımızın altından kayıp giden yolun sonuna yaklaştığımızda, eserlerimizin kalıcılığı bizleri ölümsüzleştirir. O günleri şimdiden görür gibiyim ve küçücük beynimde, kocaman dünyalar kuruyorum. Dereler, başlarını taşlara vura vura akarlar ama sonunda özledikleri denize ulaşmayı başarırlar. Bu düşüncelerle ben penceremi açtım, nefes almak istedim. Ah! Keşke açmaz olsaydım. Mahalleyi sobaların, kaloriferlerin dumanı boğuyordu. Biraz gezip dolaşmak istemiştim ama mevsim kıştı. Şunun şurasında bahara ne kaldı? Kimselerin şikâyetçi olamayacağı bahara. ‘’Bahar tazeliğinde bir dünya özlemi çekenlerin beyinleri, fikirleri birleştiğinde; düşlerin, hayallerin gerçeğe dönüşmesi mümkün olamaz’’ diye bir düşünen var olduğunu sanmıyorum. Yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi, kendi hayatımın ve kâinatın muhteşem seyrinin, hayret ve hikmete açık kapısını aralayan beynimin, kendime ait olduğunu düşünsem de yalnızlık, tek başınalık, vitrindeki mankenin hissizliğiyle aynı diye düşünüyorum. Çoğumuz yalnızlık Allah’a mahsustur desek de, aslında yanılgı içerisindeyiz. Yaratan yalnızlığı sevseydi, evrendeki bunca canlılara hayat verir miydi?

Dünya denen iki kapılı hanın, giriş kapısından girmişiz. Günü birlik yaşantıya saplanma yerine, elektronik çağın getirdiği yeniliklerin üzerinde genç dimağlarımızı daha çok yormalıyız. Sağlıklı bir yaşam için gelecekteki insanlar, bugünkünden daha verimli olurlarsa, hepimizi minnetle anarlar. Mademki yaşıyorum; bedenimle, yani bedenimdeki güçle, dünyanın temellerini değiştirme gücüne sahip olamayabilsem de; hiç kımıldamadan, bir yerlere katkıda bulunmadan, durağan bir hayatım olsun istemiyorum. Doğayı kendimize mahkûm etmeye hiç birimizin hakkı olmasa gerek. Naylon poşetler, pet şişeler, diğer sanayi atıkları ihtiyarlayan dünyamızı isyan ettirme noktasına getirdi. Çürüyen topraklarda verimler azaldı. Bu yaşta ağzımızın tadı mı yok diyorum. Aldığımız tarımsal ürünler, bedenimizin dengesini altüst ediyor. Hastane kapılarını aşındırıp, ilaca bağımlı hale geliyoruz. Biz, biz olmayı başarabilirsek, kendi ellerimizle yok etmeye çalıştığımız dünyamızı sorgulama yerine, kendimizi sorgulayabilsek, yeni baştan temizleyebilsek evreni. İnsan duş alır, banyo yapar, vücut dinlenir ya. Çoğumuz kaplıcalara gideriz, şifalar ararız doğal kaplıcalarda. Romatizmaya, kireçlenmeye iyi gelen o canım şifalı sularımızdan utanmalıyız. Onlara insanoğlunun eli değmediği için, özgürce akabiliyorlar. Ülkemizin insanı hasta mı, diğer ülkeler de öyle. Gereksiz his uğruna, aşırı kazanç ya da bilinçsizlik, milyonlarca yıllık üzerinde yaşayan insanlardan zarar gören bu güzelim dünyada, baharın orta yerinde bir bardak yayla çayını, kuşların cıvıltılarının bolca olduğu salkım söğüdün altında yudumlamak istiyorum. Beynimin, ruhumun bana çok ihtiyacı var. Bu yaz gönül semaverinde hepimize yetecek kadar çay olacak. Şimdiden afiyet olsun.


önceki eser / sonraki eser