Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:siyah inci370
Eser sıra no:101209eser02


SAHNE SIRASI

Yaşamak nedir? Demir parmaklıklar ardında kalan güneşe hasret dün mü; dökülen yaprakların arasında güneşi arayan yarın mı; doğan güneşinde batan güneşinde huzuruyla var olan bugün mü? Nasıl önem katabiliriz okyanusta bir damladan daha fazla olmayan varlığımıza? Okyanusa bir damla olarak nasıl katılabiliriz?

Alın elinize yüreğinizi; sevdiklerinizi düşünün, tartın vicdanınızı; dökün ortaya tüm bildiklerinizi… Kim olduğunuzu, ne yaptığınızı tartın yüreğinizle, vicdanınızla, aklınızla. İnsan kimdir, insanlık nedir arayın vicdanınızda tüm bildiklerinizle. Cevabını günden güne değiştirdiğinizi, fakat soruların size bıkmadan gülümsediğini göreceksiniz. Gün geçtikçe değişen bütün fikirlerinizi bulun, benliğinizi bulun…

Eteklerimiz süpürürken merdivenleri, sonbaharda dökülen yapraklar gibi savruluyor günlerimiz. Eteklerimizin altından kayıp gidiyor merdivenler. Bazen düşeriz; geri gitmek isteriz bazen ileri… Lakin boşuna bir çabadır bu. Düştüğümüz yerde kalır, yaşadığımız olayı silemeyiz. Bu yüzden önce hayatımızla barışalım. Çünkü düştüğümüz çürük tahtadan yakınmak, çürük tahtaya bahane bulmak; bizi, kalkıp ilerlemekten alıkoyar. Günlerimizi harcar dururuz sadece.

Gazi Mustafa Kemal, dününü bildiği halde ne şikâyet etti ne o günlere takılı kaldı. Bunun yerine geçmişindeki olaylardan ders aldı, geleceğe hazırlık yaptı; bugün çalışarak…’’ Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız bu yeterlidir. ‘’ diyen Mustafa Kemal’i her gün aynada görüyor musunuz? Onu göz bebeklerinizde hissediyor musunuz? Onun hayatı her aynaya baktığınızda film şeridi gibi geçiyor mu gözlerinizin önünden? Peki ya siz ne yapıyorsunuz? Geleceğe bırakacağınız icraatlarınız var mı?

Shakespare ‘’ Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu! ‘’ derken her neyi kastetmişse de benim bildiğim en güzel yorumu ‘’ Ya bu gün başlanmalıdır ya da seyirci kalınmalı. ‘’. Hâlbuki başlarsak alnımızdaki çizgiler artar, ellerimiz nasır tutar diye korkmamızdır bizi engelleyen. Ne barış, ne savaş diyebildik bu yüzden.

Asıl sorunumuz seyirci kalmak değil miydi, benliğimizden şüphe ettiğimiz için? Artık kendinize gelin! Bugün barış günüdür. Sabahın ilk ışıklarıyla penceremizden giren umutlarla alalım bugünü. Sakın ha kapatmayın perdelerinizi, kapatmayın dününüzü; her sabah kuş cıvıltılarıyla birlikte girsin yarınlarınız da.

Asıl olan şimdi. Belki de ellerinizden uçup giden anlarınız şimdi. Yaşamın en güzel günü bugünün; hediyesi ve şuanın tadını çıkarabildiğin an şimdi. Şimdi işte; en acı, en tatlı, en huzurlu an. Harekete geçebildiğin en güzel an şimdi. Ve yaşadığın an şimdinin hâkimi bugün. Takvim yapraklarının, saniyelerin su misali akıp gittiği anlar; yarınlara inat. Şu ana hâkim olup; saniyeler sonra elinden akıp gidecek olan şimdi. Kaybettiğin saniyelerine rağmen yeni şimdilerin olacak. Peki ya onlar; onlarda mı akıp gidecekler? Peki, ne yapacaksın, onların akıp gitmesine izin mi vereceksin? İşte sadece şu an şimdi ve şimdinin hâkimi bugün. Hepsi ellerinden akıp gidecekler ister planlı ister plansız.

Ya sen bugünler akıp gittikten sonra ne yapacaksın. Yarınlarına hazırlıksız, nasıl yaşayacaksın yarınlarını? Sen bir Mustafa Kemal, bir Atilla İlhan ya da onlar gibi nicelerine rağmen kayıtsız mı kalacaksın? Onlar iyi bir örnek değil mi? İzlerini takip etmeden ne vereceksin bu dünyaya? Yarına ne bir iz ne bir icraat bırakmayacak mısın?

Sahiplenin onları; boşa akıp gitmesinler. Çünkü bir daha elinize geçmeyecekler. Balon gibi uçup gidecekler destek bulamazlarsa; tutamayacaklar elinizden sadece şimdi varlar. Siz destek olmalısınız; zamana inat. Yarınlara ulaşamayacaklar yoksa!

Yarınlara ulaştıracak birileri olmalı, sokak lambaları misali karanlıkta ayakta duracak. Belki yıldızları görmek zorlaşacak lakin yarınların yollarını bulmalarına yıldızlar yetecek mi? Peki ya görevimiz o acımasız zifiri karanlıklara uzaktan bakan yıldızlar olmak mı?
Zaman belki bir hançer gibi saplanacak göğsünüze; yinede tutun ellerinden bırakmayın onları. Sahte dostlar misali var zaman; onlar gibi terk edecekler sizi. Fakat size tek çelme takışta gidecek zaman. Ne gül bırakacak ne gül bahçesi… Belki sırtınızdan vuracak zaman ama o anı beklemeye şimdiden başlamayın yoksa o vuruş sizi en güzel anlardan alı koyar.

Şimdi beyaz bir sayfa açın. Lakin boş kalmasınlar doldurun sayfalarınızı. Her an bir çocuğun hayat sevgisi dolsun ciğerlerinize. Adım adım sahiplenin hayatınızı. Umut güvercinleriniz haber uçursun mutluluklara; güneş doğsun yüreğinize. İşte o zaman sayfa sayfa kaleme alsın hayat bunları.

Eteklerinizdeki zilleri atın; gitsin. Gerek var mı artık onlara? Sahiplendik bir kere bu güzel günümüzü… Yaşamak gerek doya doya ve şimdi akıp giden anlarımıza rağmen adım atmak gerek. Gelin sahneye çıkalım, oyun sırası bizde. Yüreğinizi koyun ortaya, hayallerinizi koyun.
Bugün ne yapmanız gerekiyorsa, bu gün yapın. Unutmayın; bu gün sahip olduğunuz ne varsa sadece bugün sahipsiniz. Biranda hepsi yok olacaklar bunu biliyorsunuz: belki yarın fakat hepsi birden. Bir tek siz kalacaksınız geriye olduğunuz gibi; yaşadığınız kadar. Hayatın bütün çıplaklığıyla siz ve hiçbir engel olmayacak sizi yarından alıkoyan. Şimdi bulduğunuz bahanelerin hiç mi hiç biri kalmayacak; geriye bakacaksınız dönüp! İşte o zaman anlayacaksınız şimdi ne kadar boş vakit geçirdiğinizi. Bunu yaşamak için çok değil sadece sayılı günleriniz, saatleriniz ya da dakikalarınız var. Hatta şimdi kapatın gözlerinizi, açtığınızda hepsi kuş olup uçacaklar. Sadece dünler kalacak ellerinizde, yarınlara teselli. Lakin bugünü yaşarsanız…


önceki eser / sonraki eser