Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:su111
Eser sıra no:101210eser01


ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ ! …

“Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
Bu gece dağ başları kadar yalnızım.”

Bir gece …

Balkona çıktım . Yıldızlara baktım . Öylesine parlaktı ki yıldızlar … Rabbim dedim ne güzel yaratmışsın. Aklım bir yıldızda takılı kaldı . Mecnun’a ‘’deli ‘’ diyenler bilmiyorlar.Onun da aklı Leyla’da takılı kalmıştı işte. Aklını ‘’Leyla ‘’ ile örtmüştü o.G e ce de ‘’örten ‘’ di. Bütün sırları, gizemleri kapkara bir örtü gibi kapatmıştı yine …

“Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları”

Allah’ ım… Zaman ne kadar çabuk geçmişti ! O seneler , aylar ,günler ,saatler hiç geçmeyecekmiş gibi gelirdi. ’’Zaman su gibi akıp geçer’’ sözü pek de inandırıcı gelmezdi o demler.Yıllar geçtikçe inanıyor insan bu sözlere.Bazı şeyler için geç olunca !Ama ‘’Keşke ‘’ demeyeceğim, öğrendim artık.

“Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin?”

Şimdi yirmi beş yaşındayım on beş yaşında anlayamadığım şeyleri anladığım , otuz beş yaşın kalıplaşmış sözlerini anlayamadığım yaştayım.Ara sıra geçmişime bakıyorum… Yaptığım hataları tekrar tekrar geçiriyorum aklımdan.Önceden hatalarımı hatırlamak istemezdim. Şimdi ise sürekli, hatırlamak istiyorum.İnsan geçmişte yaptığı hatalardan ibret alırsa, güzel günlerine bir adım daha yaklaşırmış.Şimdi anlıyorum…Yaptığım yanlışları yüreklilikle itiraf edebiliyorum artık… Geçmişime tekrar baktığımda anlıyorum ki ne kadar boş şeylere üzülmüşüm, kafa patlatmışım. Aslında ‘geçmiş’ deyince beş yıl, on yıl öncesi aklımıza gelmemeli.İnsan her gün hatta her saat değişen, gelişen bir yapıya sahip.O nedenle geçmişe bakmak için beş sene, on sene beklemeye gerek yok.Her gün gece yatarken ‘’Bugün ne yaptım ‘’ diye bakmalı insan.

Kimi sevsem sensin
Senden ibaret
Hepsini senin adınla çağırıyorum

Bugün geçmişte yaptığım çalışmaların meyvalarını topluyorum. Küçüklüğümden beri tek istediğim mesleği elde ettim. Avukat oldum. Adaletsizliğe, ayrımcılığa karşı olduğum için istedim belki de bu mesleği.Ama iyi ki de istemişim ve çalışmışım.Okulumu birincilikle bitirdikten sonra Ankara’da çalışmaya başladım.Başarılı bir Türk kadını olarak Başkent’te yerimi aldım.Şimdi de Ankara’da çalışıyorum.Ailem hâlâ doğup büyüdüğüm şehirde , Balıkesir’de yaşıyor.Ablam İzmir’de.Okulunu bitirdi , doktor oldu.Şimdi de İzmir’de bir hastanede çalışıyor.Herkes hayatında kendine bir düzen kurmakla meşgul.Mutluyum ama içimde hep buruk bir sevinç var.Çünkü bana hep destek çıkan,bana sonuna kadar güvenen insanı ,başımın tacını -annemi- ihmal ediyorum bazen .Akşamları arıyorum,konuşuyoruz.Sesini duyunca o kadar seviniyorum ki ama sonra sevincim sönüyor.Telefonu kapatınca bir ağlama başlıyor.Geçmişte’’Çalış’’ deyince, öğüt verince anneciğe kızan o eski ben aklıma geliyor. Sonra annemin her zaman gülümseyen yüzü. O kadar tartışmanın arkasından sevgiyle bakan gözleri geliyor aklıma.

Hacet yok hatırlamasına seni hatıraların.
Bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
Koşar gibi yürüyüşün
Karanlık bir ışık gibi aydınlık gülüşün.

Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Geçen onca sene Türkiye‘ye çok şey kazandırdı. İnsanlar yeni çıkan kanunlar, yönetmelik ve düzenlemelerle haklarını daha iyi arayabiliyor.İnsan ilişkileriyle ilgili onlarca kitap okumam işe yaradı.Zaten insanımızda ,geçmiş yılların sert kutuplaşmaları değil hoşgörü ve herkesi kendi konumunda kabul edip, anlaşmayı sağlama düşüncesi yaygınlaştı.Zamanla anladık ki içteki ve dıştaki düşmanların tek hedefi kardeşliğimizi bozup bizi birbirimize düşürmekmiş.Şimdilerde anlıyoruz ki tek ve en büyük eksiğimiz Çanakkale’yi ,’’Çanakkale ruhunu’’ anlayamamakmış…Yine anladık ki Harry Potter,Yeniay,Alacakaranlık ninnileriyle mışıl mışıl uyuyup kendi değerlerini hâkir gören, kültürünü tanımayan; bîhaber ama kendi çapında mutlu,saadet rüyaları gören bir nesil olmuşuz…

Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor, Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor.

Evet, nasıl ki bizim nesil yavaş yavaş değiştiyse , yavaş yavaş da düzeliyoruz işte. Eğriliklerimizi düzeltiyoruz ‘Yunus’ gibi… Artık kırk gün mü olur , kırk yıl mı olur, bilinmez.Okuyor, araştırıyor,çalışıyoruz…Lisedeki arkadaşlarımın nerdeyse hepsi iş güç sahibi olmuş.Büşra ile görüşüyoruz.Bir dondurma markasının Türkiye temsilcisi olmuş.Gitmediği ülke yok…Lisede İngilizce, Almanca zor gelirdi.Ahh…Bolluk Anadolu Lisesi…O zamanlar yeni açılmıştı.İlk mezunları bizdik.Aslında düşük bir puanla girmiştik,velilerimiz ve öğretmenlerimizin pek umutları yoktu bizden…Ama şaşırttık onları.İlk mezunlar yüzde doksan beş başarı yakaladı.Okul şimdilerde bir marka.Mezun olduğu liseyle gurur duymak bambaşka… Şimdi Büşra’yla ikimiz de İspanyolca başta, üç dili ana dilimiz gibi konuşuyoruz .’’Boşuna…‘’ diyor Büşra kendince.’’Çünkü artık dünya Türkçe konuşuyor’’. İş görüşmelerinde Türkçe bilen biri mutlaka oluyormuş.

Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır?

Şimdi fırsat buldukça soluğu ablamda, ben de Balıkesir’de alıyoruz. Balıkesir artık metropol şehir… Teknolojinin merkezi…İki-üç günlük tatil ile özlem gidermeye çalışıyoruz. Bizi havaalanında karşılayan babamın gözlerindeki sevinci görünce içim içime sığmıyor. İşte o zaman daha iyi anlıyorum neden Balıkesir’e gitmeyi bu kadar çok istediğimi. Üç gün sonra ayrılık vakti geliyor ve herkes kendi köşesine çekiliyor.Ama yine de insanın bir mesleği olması kendi ayakları üstünde durması kadar büyük bir mutluluk yok.

Sana kullanılmamış bir gök getirsem.

Görüyorum ki zaferle geçeceğim yollar kırmızı halılarla kaplı. Elimde billurdan üç değnek… Yıldızlar demiştim ya başta. Birinci değneği uzatıyorum aklımın takılı kaldığı yıldıza. Değneğin ucuna bakıyorum yıldız: ‘’sağlık’’ diyor usulca .‘’Sağlığıma dikkat
etmeliyim‘’diyorum.İkinci değneği uzatıyorum :‘’ çalışkanlık.’’ Üçüncü değnek ise: ‘’zaman ‘’ diyor usulca. Bundan sonra hatalarımdan ya da başkalarının yaşamındaki hatalardan ders çıkartarak devam edeceğim hayatıma. Zamanı en iyi şekilde kullanarak… Çalışarak … En önemlisi her şeyin kıymetini elimdeyken bilerek. En çok da zamanın kıymetini bilerek .


önceki eser / sonraki eser