Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:eflatun239
Eser sıra no:110126eser02


SİYAH VE BEYAZ

Ben Karadeniz’in şirin illerinden birinde doğmuş, çoğu kişi gibi gelecekle ilgili beklentileri olan, bazen hayalperest bazen de kararlı birisiyim. Babamın işleri nedeniyle yurdumun doğu-sunda da batısında da birçok yerde yaşadım. Farklı kültürler gördüm hepsinden kendime pay-lar çıkardım.

Pek çok genç gibi derslerime çalıştım. Bunları yaparken de yeteneklerimin farkına vardım. Matematik konusunda ayrı bir becerim olduğunu sayılarla oynarken mutlu olduğumu gördüm. Bu konuda Cahit Arf’ı örnek alıyorum. Çünkü ona göre matematik, bir bilim dalı değil de bir yaşam tarzıydı. "Matematik esas olarak sabır olayıdır. Belleyerek değil keşfederek anlamak gerekir" der Cahit Arf. Bu sözden de anlaşıldığı gibi matematik ayrı bir evrendi. Bu evreni keşfettikçe bundan ayrı bir mutluluk duyuyorum.

Zamanla hayallerim gerçekçi olmaya başlamıştı. İnsanlara barışı, kardeşliği öğretmek isti-yordum. Barışın silahlarla olamayacağını, sevginin iki kişi arasında değil de evrensel bir duy-gu olduğunu göstermek istiyordum. Bir ülke sadece insan topluluğu değildir ve insanlar ara-sındaki bağ önemlidir. Bu yüzden ülkemin gelişmesi için önce bu bağı kuvvetlendirmem gere-kir. Bu konuda ise Mustafa İnan’ı örnek alıyorum. Mustafa İnan’a göre Türk toplumu kapalı sistem içinde kaldığı sürece kendisiyle hesaplaşamazdı ve gelişmesi zorlaşırdı. Mustafa İnan’ın da belirtmek isteği gibi kapalı sistem içinde kaldığımızda zararlı gördüğümüz şeyleri sisteme ulaşmadan bloke etmek yerine mütevazı önlemler alırsak toplumumuz gelişebilirdi. O yeni bir şey bulduğunda çevresindekilerle paylaşırdı, onların da görüşünü alırdı. Ben de dü-şüncelerimi arkadaşlarımla paylaşmaktan ve yeni fikirler üretmekten ayrı bir keyif alıyorum.

Başkalarını insanlık için önemli olan bu fikirlere ortak etme işini de üç aşamada yapabile-ceğime inanıyorum. İlk önce insanları kendi hayalime ortak edeceğim. Daha sonra onların bu hayali umut etmesini, istemesini sağlayacağım ve son aşama inanç. Bu hayal inanca dönüş-tüğü zaman bu hayali engellemek hiç de kolay değildir.

Matematik dışında başka şeylere de yetenekli olduğumu fark ettim. Yeteneğim şiir yazmak-tı. İlk başlarda sadece derslerden vakit ayırabildiğim zamanlarda şiir yazsam da sanatın ruhu-na kendimi kaptırmıştım. Bunun devamı da geldi. Bazı yarışmalara katıldım. Birçok kez dere-ce yapmayı başardım. Bunu hayallerimle birleştirmeyi düşündüm. İstediğim yere gelince kul-lanacağım silah kalemim olacaktı fakat bunu sadece şiirle başaramazdım. Bu nedenle diğer yazı türlerinde kendimi geliştirmeye karar verdim. Şiir kadar olmasa da zamanla başarılı ol-dum.
Zaman ilerliyordu liselere giriş için sınav vakti gelmişti. Bu sınav hayallerime ulaşmak için önümdeki en büyük engeldi. Sonunda başardım fakat babamın isteği üzerine Van’da eğitimi-mi sürdürmeye karar verdim. Bu sene daha öncekilerden farklı olacaktı. Artık liseliydim.

Lisede farklı duyguları tattım. İlk adım Dursun’ du. Fakat liseye başlayana kadar bana, ilk adımla hitap eden olmamıştı. Dursun denilmesi ilk başlarda beni mutsuz etmişti. Dursun onlar için komik anlamlar ifade ediyordu. Bundan hoşlanmadığımı görenler Gökhan demeye başla-sa da artık koca bir dönem bitmiş tayinler belli olmuştu. Gideceğimiz yer Edirne idi. Edir-ne’de bir Anadolu lisesine yazıldım. Sene başında kulağımda tekrar Dursun sesleri yankılanı-yordu. Bu seferki durum biraz farklıydı. Benimle dalga geçmek için değil gırgır yapmak için ilk adımı kullanıyorlardı. Çünkü bu kişiler başkaydı. Onlar için hayatın komikliklerini yaka-lamak önemliydi. Bunu fark ettiğim an onlara kızmayı bıraktım.

Bunun sonucunda ilginç bir durum ortaya çıktı. Okulda arkadaşlarımın görmek istediği gibi biri oldum, okul dışında ise eski ben. Ortada iki farklı karakter olmuştu. Okuldan bir arkada-şımla çevremden herhangi birisi konuşsa ikisi de beni tanıyamazdı. Ruhum sanki iki karakteri canlandırıyordu Dursun ve Gökhan. Size biraz Dursun ve Gökhan’dan bahsedeyim. Dursun hayalperesttir, komik şeyleri sever, aklına gelen ilk şeyi karşısındakine aktarır, onun hakkında hemen kararlar alabilir ve arkadaş sayısı oldukça fazladır. Gökhan’sa bunun tam tersi birisi-dir. Arkadaşlarını seçen, düşünmeden konuşmayan, insanların içini görmeye çalışan, sessiz ve yalnız yaşayan birisi. Bu durum en çok yazılarımı etkiledi. Dursun aşk şiirleri yazarken Gökhan’ın daha gerçekçi ve güncel konuları yazması gibi. Aynı konuyu Dursun ve Gökhan açısından görebiliyordum. Bu kişileri aynı anda yönetebilirsem hayallerimi gerçekleştirmem kolaylaşacaktı. Size biraz da hayallerimden söz edeyim.

Hayallerim arasında başarılı bir asker olmak vardı. Ama biliyorum ki iyi bir asker olsam da cephede kurşunun nerden geleceği belli değildi. Eğer ölürsem bütün hayallerimi de toprağa gömerdim. Bunların ötesinde kalemin gücüne inanırken bunu yapmak sadece kaybetmek olur-du. Lisede başka şeylere yöneldim. O sene rap müzik dinliyordum. Bir sanatçı ilgimi çekti o da benim gibi barışı savunuyordu. Müzik gurubu kurdum. Okulda öğretmeler istediğinde veya kendi aramızda şarkı söylerdik. Müzik için bayağı uğraşmam gerekiyordu. Bu karanlıkta deni-zin ortasında karayı aramak gibiydi. Eğer iyi kaptan değilsem yerimde sayarım, karayı bula-mam diye korktum. Eğer devam edersem başarısız olduğumda hayallerim uçup giderdi. Mü-zik gurubunu dağıttık. Daha sonrasında bilgisayarlar ilgimi çekti, programlar yapmaya karar verdim ama bu en kısa süren çalışmamdı, onun da kaptanlıktan farkı yoktu yine belli kişiler beni tanıyacaktı işte bunun gibi birkaç şey…


Artık isteklerimi tek bir noktada yoğunlaştırdım. Dursun ve Gökhan’ı aynı anda yönetmek. Hayat felsefeme göre hayat ikiye ayrılır siyah ve beyaz. Siyah yalnızlığı temsil eder yani istenilmeyen tarafı. Zirveye ulaşmak için yolu tek ba-şına geçersin, hayatın tüm gerçeklerini görürsün yani hüzünlü bir yol. Beyaz ise mutluğu tem-sil eder kötü veya sıkıcı şeylerden kaçınırız, sevgi için fedakârlıklar yaparız. Aslında siyah ve beyaz her insanın içinde vardır fakat biri ağır basar. Benim isteğim gri yani ortası olmak değil. Grinin de tonları var, ben de grinin siyah ve beyaz tonlarını aynı anda bu iki karakter sayesin-de yönetebilirim. İkisi birleştiği zaman yapacağım tek şey kalemi oynatmak.

Hedefime ulaşmak için kendime bir yol çizdim. İlk aşamada iyi bir üniversite kazanıp, ma-tematik alanını seçeceğim sonrasında daha çok çalışarak ikinci sınıfta yer değiştirme ile yurt dışında bir okula geçiş yapmayı deneyeceğim. Buradaki amacım ise farklı kültürlerden yarar-lanmak. Daha sonra matematik alanında bilim adamı olmak için çabalayacağım. İstediğim ye-re gelince kalemimi sayıların yanı sıra yeni yazılar yazarak isteğim şeyleri insanlara aktarmak için kullanacağım. Diyeceksiniz ki bunları yaparken siyah taraf üstünlük sağlamaz mı? Bunun çözümü ise yine kendi içimde. İnsanlar kendilerine benzeyen kişileri örnek alır. Çoğu kişinin yaptığı gibi çalışırken kalbimi kapalı tutmayacağım. Doğru kişiyi bulduğumda onu bırakma-yacağım. Aşk iki türlüdür muhtaçlık ve güç almak. Eğer sevgi muhtaçlığa dönüşürse başarısız olurum ama o kişiden güç almaya başlarsam işte o zaman önümde hiçbir engel duramaz.
Kadın ve erkek birbirini tamamlaması için yaratılmış iki canlıdır. Eşimin desteğini aldığım-da siyah ve beyaza aynı anda hükmederek bunu göstermek istediğim kişilere daha yakın ola-cağım. Ülkem için faydalı bireyler yetiştirmemde hiçbir engel kalmayacak. Ne grinin koyu ta-rafı ne de açık tarafı. Vazgeçersen derseniz, cevabım inançtır. İnsanlar inandıkları şeyin peşini bırakmaz. Eğer bırakırsam toplumun sıradan bir parçası olurum. Neden diye sorarsanız ala-nımda en iyi olsam dahi beni de gölgede bırakan olacaktır.

Bir ülkenin insanlarını üç gurupta toplayabiliriz. İlk guruptakiler ülkesinin geçmişteki başarılarıyla övünür, geçmişlerini başka-larına aktarır. Diğer bir kesimse mazisini korur onu değiştirmek isteyenlere engel olmak için çabalar. Son guruptaki insanlar ise devamlı yeni fikirler peşinden koşar, insanlara anlatılacak ve korunacak yeni başarılar için devamlı bir uğraş içindedirler. Hayalim son gurupta yer al-mak ama tek başıma değil aksine çevremdeki insanlarla birlikte adımızı tarihe yazdırmak.

Bir denizci derki "Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe, insan yeni okyanuslar keş-fedemez". Ben de bu azim isteyen yolculukta iskeleden uzaklaşan bir gemiden farksızım. Fersahlarca uzakta olan bir hedefe çevirdim dümeni. Ya ilk fırtınada ümidimi yitirip demir attığım ilk yerde hayallerimi bırakacağım. Ya da iskeleye hazine sandığı sırtımda geri gele-ceğim.


önceki eser / sonraki eser