Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:güz181
Eser sıra no:110107eser02

GECİKEN İTİRAFLAR

Umut bahçemde yeşeren çiçektir gelecek. Karanlıkta ışığım, aydınlıkta gizlenmiş korkumdur. Pembe hayallerim, korkulu endişelerimdir. Bazen soluksuz izlenen bir film bazen ise sıkıcı bir gösteridir. Hayatın parlayan rengidir, mavi bir meraktır gelecek. Biz nakaratları mırıldanırken, bilmeyenli denklem misali her defasında farklı çözüm yolları çıkarır karşımıza. Yani hem denklemi verir hem de birkaç koldan çözümünü. Ufukta bilinmeyen her şey gelecektir. Peki ama gelecek nasıl gelecektir?

Ben de çabuk büyüdüm, şimdiki çocuklar gibi. . Daha çabuk uzaklaştım düşlerimden. Bizim çocukluğumuzda bez bebekler miadını çoktan doldurdu. Evcilikler yerine vurdulu kırdılı bilgisayar oyunlarına bıraktı. Uçurtma yapmadı babalarımız, avuç dolusu paralar dökerek aldıkları teknolojinin son harikalarını bıraktılar avuçlarımıza, Bu yüzden çabuk büyüdük ve masumiyetimizi çabuk yitirdik. Çocukluğumuzun kısacık yolu sona erdiğinde olgunlaştık kendimizce. Hakkımızı yedirmemek adına hak yedik çoğu zaman. Büyüdük ya gözü açılmıştı artık. İyiliğin lügatimizdeki karşılığı enayilik olmuştu. Her şeyin değişmesine karşın başımızdaki kavak yellerinin esintisini durduramaz olduk bu vakitlerde. Fırtınalar kopar, içimizdeki doymamış çocuk huzursuzca uyanmaya mızmızlanmaya başladı. Dünyanın merkezi biz oluverdik. Yaklaştık ufuktaki bilinmeyene. Her adımımızda biraz daha öfkeli ve sabırsız olduk. Merhamet anlamını yitirmişti çoktan. Dilencilere bile tahammülümüz yoktu. Duygularımız ile düşüncelerimiz çatışırdı birbiriyle, geleceğe giden gemimizde.

Küçük dağları yaratmanın dayanılmaz gururu, bir aynada son buldu acımasızca. Yüzümdeki bu çizgiler neyin nesi? Geçtiğimiz yolların izi midir yoksa? Nasıl da anlatırlar yaşadığımız her hatırayı… Gençliğimiz, gençliğimiz yok olmuş birden, geçip gitmiş ellerimizden. Daha farklı olmuşuz. Başımızdaki kavak yellerinin yerini meltem esintisi almış. Yılların elinde oyuncak oluvermişiz bile. Kaybolmuşuz kibrin son kırıntısı olan yalnızlığımızda… Bitmişiz, tükenmişiz, yorulmuşuz bu hayattan. Duygularımız, düşüncelerimiz bir başka biz oluvermiş. Değişmişiz zamansızca, amansızca. Bazen ufacık bir esinti alt üst etmeye yetmiş bedenimizi, yüreğimizi. Bazense nice fırtınalar iz bırakmadan gelip geçmiş. Çınar ağacı olup köklerimize sarılmışız. Sevmişiz yaşamayı tüm karanlıklarına rağmen… Aydınlık oluvermişiz düşlerimizle, hayallerimizle.

Adeta dört mevsimdir ömür. Bahar ve yaz anlamadan geçmiştir. Kış ise en deli çağlarda gelip geçer. Serde delikanlılık var ya kışa yenilmeyiz. Ayazlar hafif sarsar ama dondurmaz. İçli şarkılar, keşkeli cümleler, özlemli hatıralar, titrek gözyaşları güz mevsiminin habercisidir. En hazin mevsim güzdür. Kış kadar sert geçmez ama daha çok üşütür. İliklerine kadar işler soğuğu. Güneşiyse sadece yüzünü gösterir, kandırır, yeniden ısınacağımızı sanırız ama nafile.

Şimdi ise derin çizgilerimiz ve çökük omuzlarımızla izliyoruz hayatı… Bize yüklediği anlamlarla birlikte izliyoruz. Hem yoruluyoruz hem yorgunluğumuzu atıyoruz. Bıkmadan dinliyoruz gençliğimizin seslerini. Bir ezgi gibi çınlıyor anılarımızı. Her geçen dakikamız hatıra oluveriyor birden. Bahçemizdeki çiçekler solgun, yorgun. Biz herkese karşı suskun, kendimizeyse öfkeli. Hırslarımıza yenildik diye öfkeli, sevgiyi ittik diye öfkeli, yaşamı yorumlamadan adımladık diye öfkeli. İtiraflarımıza geç kaldık, korkularımız yüzünden. Kendimize bile dürüst olamamışken dürüstlüğe dair nutuklar attık herkese. Bir bir tükettik etrafımızdakileri, bizden alacakları olur endişesiyle. Tek yoldaşımız kaldı: zaman… Ve yaşam hem büyüten hem güzelleştiren hem küçülten hem çirkinleştiren bir çelişki..


önceki eser / sonraki eser