Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:Kaya350
Eser sıra no:110113eser02


HANGİSİ GERÇEK

İzmir-Aydın hızlı treninde uyuyakalmışım. İşyerim Aydın’da olmasına karşın İzmir’e olan sevgimden dolayı buradan ayrılmak istemiyorum. Bundan elli yıl önce bu yolu her gün üşenmeden, yorulmadan geldiğim için şaşıranlar olabilirdi. Ancak hiçbir şey elli yıl önceki gibi değil. Artık ulaşım için ne zaman kaybediyorsunuz ne de para. Geliştirilen atık yakıtlar sayesinde petrole ihtiyacımız yok.

Şu sanat galerilerinin durağına geldik. Şimdiye kadar ülkemiz topraklarında var olmuş, yaşamış tüm sanatların ürünleri burada sergileniyor. Çocuklarım atalarının zevklerinden bu galeriler sayesinde haberdar. Durunca levhalara bakıyorum, ne kadar çok hat var; ama hepsi o kadar düzenli ki daha önce bu şehre gelmemiş bir insan kaybolmanın endişesini hiç yaşamadan istediği yere gidebilir.

Bizim gibi eski adamlar için cep telefonu üreten birkaç firma var. Gençler özgürlüklerinin kısıtlandığı ve sağlıksız olduğu gerekçeleri ile neredeyse cep telefonunu hiç kullanmıyorlar. Saate bakmak için telefonumu çıkardığımda karşımdaki iki genç bana sanki onlara bir virüs bulaştıracakmışım gibi tuhaf tuhaf bakıyorlar. Saat 23.50. eğer istasyon çıkışında hava dolmuşunu kullanmaz da asansörle devam edersem işe geç kalabilirim. Gece düzenine geçildiğinde ne de zorlanmıştık. Gündüzler dışarı çıkılmayacak derecede sıcak olduğunda insanlar klimasız yaşayamaz olmuşlardı, enerji kaynakları hızla tükenmekteydi. Bundan dolayı dünyaca alınan kararla gece ve gündüz yer değiştirmişti. Geceler suçlara örtü olmaktan kurtulurken sırlar da aydınlığa çıktı. Hava dolmuşunda karar kılıyorum; direkt yetmişinci kata çıkmak her katta bir duran asansörden daha hızlı olacak.

İstasyonda ayaklarını hızla yere vuran, gidip gelen bazı insanlar görünce aklıma annemin anlattığı babamın askerlik zamanları geldi. Bir cevap için aylarca beklemeleri onları sabırlı yapmış. Şimdiler ise sabır eski sandıklarda naftalinlerin arasına gizlenmiş olmalı. Bizim neslimiz teknolojinin ne olduğunu anlayıp onu hoyratça kullananlar ile dolu bir geçişti. Şimdiki gençler doğaya yöneldiler. Teknoloji zaman kaybını engelleyen, planlayıcı, düzenleyici birer araç olarak var hayatlarında; fazlasını asla kullanmıyorlar.

… İşte yine o duraktayız. Işıl ışıl parlayan camekânlarıyla trendeki bütün herkesin ilgisi dışarı kayıyor. Değişik şişelerde insanın kana kana içesi gelen temiz kaynak sularının satıldığı dükkânlar. Çeşmeden ağzımı dayayarak su içerdik. Yazık ki çocuklarımın böyle hatıraları olmadı. Bize göre pırlanta ne idiyse onlar için şimdi berrak su o demek.

Mesleğim gereği mesaimi işyerimde geçirmek durumundayım. Kuaförüm. Benim gibi birkaç meslek dışında çoğu kişiler işlerini evlerinden yürütüyorlar. Mesela öğretmenler internet üzerinden eğitim veriyorlar. Öğrenciler de okula gitmediği için iş çıkışlarında sıkışan trafik derdimiz yok. Gerçi bunda kişisel araç üretiminin durmasının da etkisi yok değil. Ülkemizde sadece tren ve hava dolmuşu kullanıyorsunuz. Hava dolmuşları elektrikle çalışıyor ve daha çok gökdelenler ile istasyon arasında çalışıyor. Tren istasyonlarından büyük işyerlerine asansör sitemi kurulmuş durumda. Bunlardan birini tercih etmezseniz tek seçeneğiniz bisiklet. İnsanlar şehir dışlarında ikamet ediyor. Gökdelenlerin olduğu merkezler ise sadece işyeri olarak düzenlenmiş.

Çıkarken “Reader”a bugünkü haberleri yükleyeyim diye düşünüyorum. Neydi o kalın kalın kitapları taşıyacağız diye belimiz bükülürdü. İstediğim gazeteyi, dergiyi, kitabı abonelik parasını yükledikten sonra her yerde, her zaman okumamızı sağlayan bu küçük alet müthiş bir buluş.

Atatürk’ün miras bıraktığı düşünceler anlaşılmanın ötesinde uygulamada. Ama bu düşünceler birer anahtar, çünkü bunları geliştirecek dehalar da yetiştiriyoruz. Çağdaşlaşmanın ne olduğunun ve de ne olmadığının farkındayız. Çağdaşlığın Avrupa Birliği olmadığını fark edip o tutsaklıktan kurtulalı çok oldu. Kendi kendimize yeten, yetiştiren bir milletiz. “Dışarıdan gelen her şey iyidir, sorgusuz kabul edilir.” masallarını unuttuk, kendi öz değerlerimizi yüceltip kendimiz olarak kıymet bulduk.

Yoksa?

Yoksa zar zor ilerleyen, kalabalık Bornova-Üçyol hattında mı uyuyakaldım?

Yoksa hala aynı yerde miyim? Daha da önemlisi aynı yerde miyiz?

Rüya ya da gerçek bir yerdeyim. Rüyamdaki yerde olmasam bile onları gerçekleştirebileceğimiz bir geleceğin başlangıç noktasındayım.

Zor değil!

Ben inandım. Sen de olacağına inan ve yola çık.

Haydi!


önceki eser / sonraki eser