Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:tükenmez kalem112
Eser sıra no:110128eser01


Hayat Dilemma Sever

Yaşam benim için bir yol değil de bir merdiven olmuştur hep. Hayatımızda olumsuzlukların en koyu lacivertlisi yaşansa da edindiğimiz tecrübelerle her adımımızı bu merdivenin dik, beton basamaklarını kırarcasına atarız.

Misafir edildiğim bu hayatta yerim umduğum mu olacak bulduğum mu bilemem. Ancak ben o merdivenin başında, tırabzanlara yaslanıp aşağı doğru baktığımda “derin, koyu bir boşluk” görmek istemem. Çifte tarifeli insan ilişkilerinin, üstüme etiket gibi yapıştırılan politik görüşlerin, etnik kökenin, ismim anılmadan anılan dinimin pastel renkli tablolarını yapmak istemem, hep kapımda olan ataleti, kendimi düşünmeye sevk ettiğim anda 360’tan büyük derecelerle aklımı çalıştırmaktan vazgeçmelerimi, yardım eli isteyenleri geri çevirdiğimde karşımda aniden beliren karlı dağları, görmek istemem. En çok da “eğlenemediğim zamanların gözlerindeki yağmurlu kederlerini” üzerime yağdırmak istemem.

Ben ülkemin sıcak güneşi altında aydınlığa yürüyen insanların ellerinden tutup özgürlüğe koşmak istiyorum. İrademin bana verdiği yetkiye dayanarak seçtiğim ‘makul’ meslek yerine içimden gelen mesleği seçmeyi yeğliyorum. Pişmanlıkların sokağımdan geçmesini mahkeme kararıyla engelleyip insanları hücre duvarlarına kadar tanımak istiyorum.

Belki Zimbabwe’de bir kabilede, belki İzmir gibi bir şehirde, belki de Nemrut civarlarında bir köyde, öğretmen olup öğrencilerimin komik olmayan esprilerine gülerim. Belki barış gönüllülerine katılır, ırmakları kurumaktan. Çiçekleri solmaktan, hayvanları yok olmaktan, insanları savaşmaktan kurtarırım. Ya da Hindistan’ın bir Aşram’ında, Arabistan’ın Mekke’sinde, İtalya’nın Vatikan’ında, Kudüs’te kendimi tanrıya adarım. Belki de Türkiye’nin en ortalama şehrinin en ortalama memuru olurum..

İşim ne kadar “zevkli” ya da “sıkıcı” olursa olsun ben hayatı iliklerime kadar, başım dik yaşayacağım. Değerlerimden ödün vermeyeceğim ama tüm görüşlere saygı duyacağım. İnsanları can, canan ne kadar kulak varsa hepsiyle dinleyecek, sorunlarını tülbentlerin kenarına yapılan oyalar gibi en ince ayrıntısına kadar inceleyeceğim. Günlük konuşmalarım sorun temasına değil çözüm bulmaya konusunda seyredecek. Gelecek planlarım, karnımdaki kelebeklerle doğru orantılı olarak yazılacak aklımın dört bir köşesine.

İleride kendimi tek bir yerde göremiyorum. Evrendeki en küçük atom taneciğinde bile kendimi bulacağım. Fazıl Say piyanosunu çalarken çıkan o muhteşem ses mutlu olduğumda vücudumu saran, içinde kaybolduğum müzik olacak. Bir çocuk ağladığında annesinin ona hızla yetiştirdiği mendil, yegâne telaşıma dönüşecek. Günümüzün ‘’Sindirella’’larının kaybolan ayakkabılarını bulmak için kayıp eşya bürosu açmak boynumun borcu olarak bilinecek. Cern’de çarpıştırılan proton ve nötronlar kalbimle beynimin dilemmalarını sembolize edecek. Bu dilemmalar değil mi ki bizi biz yapan? İkilemler çalışan aklın “sığlık” çukurlarına düşmesini engeller. En azından ikilemler sayesinde atladığımız uçurumlar “derin” olur. Çünkü çelişki olmazsa düşünmek, fikir üretmek, buna mukabil kalkınmak da olmaz. En büyük temennim ise yargısız infaza mahal vermeyen bir toplum yapısına ulaşmak, bunun için ter dökmek, gocunmadan dirsek çürütmek. Belki de bu bir ütopya. Einstein boşuna demiyor: “İnsanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan daha zordur.”

Dünyaya ninniler söyleyecek, bazen ona kızacak ya da ona mektuplar yazacağım. ’Dünya insanı’ benim sevip sevebileceğim tüm güzellikleri temsil edecek. Her şeye rağmen ve bütün bu kargaşanın arasında, tam anlamıyla ‘insan’ olmak benim ‘’nirvana’’m olacak. Şahsi hidayetime ulaşmam için illa yeşil çimenlerden gökyüzüne doğru zıplamama gerek yok. Kimi insanların kor ateşli kinini ve kimilerinin bulut bakışlı sevgisini kendimde birleştirip duyguların renkli gökkuşağını yansıtmam yeterli.

Ben hayatı öyle bir yaşayacağım ki bana anne şefkatiyle yaklaşan sevinçlerimim yaptığı tavuklu çorbayı içeceğim. Ekmeğimin dilimlerini ise keskin bir bıçak gibi göğüs kafesime saplanmış acılarla doğrayarak çorbama katık edeceğim.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
Duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...

Nazım Hikmet


önceki eser / sonraki eser