Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:vera166
Eser sıra no:110106eser01

BU HAYATTAN İYİ KÖTÜ AN’LARIM

“İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak”

Doğdum. Dünya üzerinde o gün doğan, daha önce doğmuş veya doğacak olan herhangi bir bebekten hiçbir farkım olmadan, sadece ‘’doğdum’’ işte. Ailemi seçemedim, onlara doğuştan güvendim. Nasıl bir insan olacağımı, kişiliğimi onlara emanet ettim. Tenimin rengi, burnumun şekli, konuşacağım lisan onlar sayesinde belirlendiğinde bir ‘’birey’’ olmuştum. Artık hayatın bütün getireceklerine göğüs germeye hazırlanıyordum. Bunun bir maraton olduğunu ilk günden öğrenmiştim. Ayakta kalmak için savaşmamız gerektiğini de…

Günler günleri, aylar ayları ve tabi ki yıllar da yılları kovaladı hiç sonu olmayan bu
kovalamacada. Koştum, oynadım, güldüm, ağladım... Sonuç olarak bir gün kendimi burada buldum. Herkes gibi çocukluğumun hızlı geçtiğini düşündüm. Aslında bundan emin oldum, çünkü videokasetlerden izledim çocukluğumu. Başka birinin hayatına dahil oluyormuşum gibi izledim. ‘’O’’ ve ‘’ben’’ o kadar farklı insanlardık ki… Bana benziyordu aslında ama bir an tanıyamadım dişini fırçalamayı yeni öğrenen ve diş macununu yutunca kıkırdayan küçük çocuğu.

Bu gerçeği fark ettiğimde, her zaman ‘’şimdiki ben’’ ile ilgilenme kararı aldım. Çünkü biliyorum ki gelecekte aynı ben olmayacağım, tıpkı küçük çocuğu on yıl sonrasına taşıyamadığım gibi... İçimde bir yerlerde küçük bir çocuk var ama biraz daha olgunlaşıyor her geçen gün. Zaten aynı kalsaydı, kendimi hiç geliştirememiş olurdum. Değer yargılarım, düşüncelerim, hissettiklerim değişecek. Hayat değişecek. Gözlerimizi kapayıp, dünyanın dönmediğini farz edemeyiz. O günlerde ağladığım şeylere nasıl bugün gülebiliyorsam ilerde
de bugün ağladıklarıma güleceğim belki de…

İşte bütün mesele de bu aslında. Geçmişe bakıp gülümseyebilmek… ‘’Keşke yapmasaydım / yapsaydım’’ dememek. Gözlerimi ebediyen kapatırken ‘’Ben hayatı dolu dolu yaşadım, sıra sizde.’’ diyebilmek yanı başımdakilere.

Sadece ‘’iyi insan’’ olarak anılmak değil, birilerinin hayatından geçmek, izler bırakmak gerek.

Hep bu yüzden var içimdeki doymak bilmeyen bilgi canavarı. Dünya üzerindeki hiçbir şeye ön yargılı yaklaşmadan öğreniyorum. İnsanları, fikirleri, doğayı, bilimi, tarihi özümsüyorum; kendime katıyorum. Aşkı, sevgiyi, dostluğu, heyecanı, üzüntüyü, korkuyu benliğimde yoğuruyorum. En önemlisi de bunları yaparken, kişiliğimin toplumda eriyip gitmesine izin vermemeye çalışıyorum. Eleştiriyorum, sorguluyorum, itiraz ediyorum. Çünkü ben; sorguladıkça varım. Bu demek değil ki toplumun bütün değerlerine karşı çıkıyorum.
Yapmaya çalıştığım hayata kendimi katmak ucundan ucundan…

Tabi bu her zaman o kadar kolay olmuyor. Bazen delip geçiyor yüreğimi laflar, bakışlar, tavırlar… Köşeme çekilip usulca beyaz bayrağımı sallamak istiyorum, ‘’Bitti, pes ettim, rahat bırakın artık beni!’’ dercesine. Ya da çıldırdığımı düşünüyorum. Çığlıklar atmak,
Beni üzenlerden, kıranlardan intikam almak istiyorum. Ama…

Ama sonra geriye dönüp bakıyorsunuz ve hayatınızı boşuna mı yaşadığınız sorusunu soruyorsunuz kendinize. Bütün bunların bir anlamı olması gerektiğini ve henüz onu bulamadan bırakamayacağınızı hissediyorsunuz. Belki aylar, yıllar alıyor bunları söylemeniz. Sonuçta er geç ayağa kalkıyorsunuz işte. Küçük çocuk, yürümeyi öğrenirken düştüğünde kalkmasaydı şimdi burada olur muydu? Kalktı, üstünü başını silkeledi, dik durmaya çalıştı ve tekrar düştü. Tekrar, tekrar, tekrar… Hepimiz gibi… Ancak hep yüreğinin bir köşesinde kaldı
gururunun incinmişliği. Hepimiz gibi…

Ve bu bizim için sonlu, hayat için sonsuz döngü sürüp gidiyor. Nasıl geçtiğini anlamıyoruz bile. Çoğu zaman da kıymetini bilemiyoruz yaşadığımız zamanların. İki dakika durup soluklansak… Ama hiç birimizin zamanı yok. Dünya değişiyor, biz değişiyoruz. Ayak uydurmaya çalışıyoruz hiç bıkmadan. Fark yaratmakla toplumdan soyutlanmak arasında gerili ince ipte yürüyoruz her birimiz. Bazılarımız başaramıyor tabi, direnemiyor. Ama çoğumuz düşe kalka öğreniyoruz bir şekilde. Yara bere içinde, ipin üstünde dengede durabildiğimizi, kanıtlamak için yılmıyoruz belli ki.

Tıpkı küçük çocuk gibi, tıpkı bugüne kadar doğmuş ve doğacak olan her bebek gibi, benim gibi…

Kıssadan hisse, söylenilenin aksine hayatı tüketmek gerek dibine kadar. Böylece günün birinde veda ederken dünyaya, duymayı bilen kulaklara şu iki sözcüğü fısıldayabiliriz: “Üstü kalsın!”

“Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir.
Üstü kalsın.”


önceki eser / sonraki eser