Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:acaba724
Eser sıra no:110222eser04


AKREP - YELKOVAN

İnsanların zamanı saatlere hapsetmelerinden bu yana, günü yirmi dört saat içinde bitirmek zorundayım. Tam kontrolsüz, saatin içinde an be an hareket eden yelkovan ve akrebin üstünde, o saatten bu saate gidip geliyorum. Sizce kolumdaki saat bana hükmetmiyor mu? Her tik tak, gitmen gereken noktayı gösteren bir emir aslında. Benim acilen işe koyulmam lazım. Tik taklar kulaklarımda yankılanıyor, zaman boşa harcanmamalı; yoksa benim adımlarım da boşa gider.

Birinci adım; beş dakika sonrası… Tahmin edilebileceği gibi benim de bir eve giriş saatim var. Ailem, sıcak yuvamızın dışındaki hayatı çok soğuk buluyor. Beni, gidecek sıcak bir yuvası olmayan, soğukta donan o insanlardan olabildiğince uzak tutuyorlar. Ama her defasında da hayatın ne kadar acımasız olduğunu tekrarlıyorlar. Para kazanmak ya da bir aile kurmak… Akşam yemeğini yaptıktan, çamaşırları yıkadıktan ve evi topladıktan sonra işe gitmek… Ben hayatın zor olduğunun farkındayım.

İnsanlar çocuklarının daha iyi bir geleceğe sahip olabilmesi ve daha demokratik bir ülkede yaşayabilmesi için ayaklanmış durumda. Mısır’dan bahsediyorum. Pekâlâ, benim ailemin yaptığı nedir? Hayata daha sağlam ayaklarla basabilmemi sağlamak için beni hayattan olabildiğince uzak tutmuyorlar mı? Gelecek değişkendir ve düşüncelerle şekillenir. Eğer ben bir an önce hem onlara hem de kendime, düşüncelerimi hayata geçirebileceğimi kanıtlayabilirsem, onlar da kanserden ölmeyeceğime ya da sigara parası uğruna okul kitaplarımı satmayacağıma inanacaklar. Sigarayı bırakmam gerektiğinin farkındayım, en yakın zamanda bu pahalı bağımlılıktan kurtulacağım. Paramı üniversite fonuma yatırmaktansa, ciğerlerimi kirleten bu pis bağımlılığa harcamamayı ben de tercih ederdim.

İkinci adımım; Bir gün sonrası… Neyse ki dün gece tam vaktinde evde oldum. En azından babam, artık evin yönünü bulabileceğime inanıyor. Babam benim hayattaki kayboluşumu somutlaştırarak, bunu gereksiz bir endişe içinde bulmaya çalışıyor. Ben bunu onun yön konusundaki yeteneksizliğine veriyorum. Çünkü o gençliğinde yanlış yollara çok sapmış, kendini benim de benzer yanlışları yapabileceğime inandırmış. Başarısızlıklar, kazançlar, sapmalar, değişimler ve adımlar… Bunu, bir hazineye giderken bir pusula yardımıyla noktaların arasındaki boşlukların birleştirilmesi ve sonunda da hazineye varılması olarak da kabul edebiliriz. Tabii beni o sona, o hazineye ulaştırabilecek bir pusula bulabilmem imkânsız. Hiçbir varlık pusula kadar kesin bir ifadeyle hangi yöne sapman gerektiğini işaret etmez. Alis sormuş: ‘Lütfen söyleyebilir misiniz, hangi yöne sapmalıyım?’ Kedi cevap vermiş: ‘Bu daha çok senin nereye gitmek istediğine bağlıdır.’ Benim gitmek istediğim yön belli, sıcak iklimli İtalya sahilleri.

Yerde bir pusula buldum; İki hafta sonrası… Doğum günümde annemin bana hediye ettiği kar küresi tam karşımda duruyor. Bana her yılbaşı kar küresi ellerimdeyken kurduğum hayalleri hatırlatıyor. Kardan adam bana gülümserken kurduğum hayaller… Muhtemelen ben o yüce kardan adamın huzurunda aldım gelecekle ilgili kararımı. İnsanları hayal dünyalarının içerisine hapsedecektim. Acılara, hayallere, aşklara ve korkulara ne kadar da soyut deseniz, tüm somutluklarıyla kendilerini size hissettiriyorlar. İnsanlar hayal kırıklıkları uğruna kendilerine acıdan duvarlar örüyorlar. Ben onlara hayal dünyasının kapılarını yeniden açmak ve onlara, hayallerindeki dünyayı yaratmaları için yardım etmek istiyorum. Anlayacağınız mimar olmak ve rüyalardan evler yapmak…

Noktalar birleşiyor; Üç ay sonrası… Günler çok aceleci, söylemek istediklerimi bile söylememe izin vermiyor. Ben biraz daha zaman istiyorum, demek istiyorum; onlar zamanı elimden alıyorlar. Üniversiteye gidebilmek için yapmam gereken daha o kadar çok şey var ki. Hayaller yaratmak isterken nasıl olur da hayalsiz kalırım? Bunun olmasına izin veremem; ben insanlara hayaller satarak hayallerimi gerçekleştirmek isteyen genç bir kızım. Zaman o bilgeliğiyle hayatı elimden almaya çalışıyor. Ama o ne kadar uğraşsa da, ben, olmak istediklerimden vazgeçemem. İstediğim gibi biri olamama korkusu beni giderek tüketiyor. Yıllar önce kar küresi ellerimdeyken kurduğum hayaller için ‘keşke’ diyorum. ‘keşke’ diyorum olabileceğime inandıklarım ama olamadıklarından korktuklarım için.

O acımasız kar küresi ellerimde, onu yere atıyorum; gözlerimden akan yaşlarla, yüzündeki şeytani gülüşüyle bana bakan o kardan adamı boğuyorum. Onu boğuyorum ki kafamda ona söylediklerim yankılanmasın. Ben ona renklerle resmettiğim hayallerimi beton sütunların üzerine oturtacağımı söylemiştim. İnsanlar için yarattığım; soğuk günlerde sığınacakları hayallerden doğma evlerinden söz etmiştim. Ama o beni dinlerken bile gülüyordu. O gülüş bana aldırmadığının bir resmiydi; inanmıyordu. Oysa inanmalıydı; çünkü yalancı çıkacak olan kendisiydi.

Hazinem; Beş yıl sonrası… Hava düşünebildiğimin de ötesinde, hani o ılık iklimli İtalyan sahilleri... Ben yıllar öncesinde hayal ettiğim yerdeyim ve sahip olduklarım olmasını istediklerimin de fazlası. Ben artık insanlara hayalden sığınaklar yaratıyorum. Daha nesnel anlatacak olursam, şuan Türkiye deki otizm vakfı için yapılan okulun projesini çiziyorum.
Üstesinden geldiğim yıllar içerisinde birçok projeye imzamı attım. Tabi, bunların içerisinde çocuklar uğruna yapılan işlerin farklı bir yeri var. Çünkü ben ailem sayesinde unutulmaz bir çocukluk geçirdim, sahip olduklarımın tohumu o yıllarda atılmıştı. Bana sunulan olanakları benim de onlara sunmam gerekiyor ki onlarda umutlu bir geleceğe sahip olsun.

Bana birçok olanak sunan ailem; her zaman aşırı kollayıcı olmuştur. Neden bir eve giriş saatim olduğunu şimdi anlıyorum. Ben, ailem tarafından kurallar aracılığıyla yapmam gerekenlere odaklandırıldım. Bu benim yaşamın gereksiz ayrıntılarına kafa yormamı engelliyordu ve beni varlığımın amacını keşfetmem için teşvik ediyordu. Sonuçta şu an üşümüyorum, aç değilim ve hiçbir zaman da amaçsız olmadım. Ben bir sanatçıyım, benim yapıtlarım, evlerim ve düşüncelerim var. Üretmek ve yarar sağlamak. Sahip olduğum en büyük ideoloji, insanlara “görmeyi”, “düşünmeyi” öğretmek.

Zenginliğin içinde; Akrep ve yelkovanın üstünde o saatten bu saate gezinirken hayatta kalmayı başardım. Tabii bu başarımın sonsuza kadar sürmeyeceği de insanlığın bir gerçeği. Kim demiş, gelecek uzay gemilerinden, uzay savaşlarından ibaret diye. Ben gelecekten umutluyum, ben umudumu kendim yaratıyorum. Bakmayı biliyor, baktığım yerdeki potansiyeli görüyorum. Doğan her çocuk yeni bir soluk ve umut... Hayat, bir günün içine sığdırılabilecek kadar küçük. Bir çocuğun gözlerindeki mutluluğu resmetmek kadar keyifli... Ben burada hayatımı sizlere bir nebze olsun anlatabildiysem ne mutlu bana. Çünkü sahip olduğum hayat bu kâğıda sığdıramayacağım kadar çok sözcükten oluşuyor.

Sizce kolumdaki saat bana hükmetmiyor mu? Hükmedilmeyi kendime hiçbir zaman yakıştıramamışımdır.


önceki eser / sonraki eser