Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:afra168
Eser sıra no:110224eser03


BİR MARTI TESELLİSİ

Annemin sonsuzluğa karşı gelircesine attığı çığlıklar hala beynimin kıvrımlarında yankılanıyordu. Ağabeyimi görmez olalı yıllar olmuştu. Kim bilir hangi şırfıntının peşine takılıp kendini çöllere vurmuş bedevilerin susuzluğunu içine çeke çeke lise yıllarına ait bir aşkın kırıntılarını arıyordu. Annem işte artık yalnızdı. Babam… Hangi beyaz meleğin mor kanatlarına tutunmuş, dünyanın pas yığını gökyüzünün karamsar griliğini aşmaya çalışıyordu; sırf kendisini beklediğini düşündüğü huzura kavuşmak için. Annem işte şimdi öksüzdü asıl. Beni İzmir’e gönderdiği zaman değil. Babam, ak saçlarına kardan çok üzüntü yağmış gibi, elleri zamanında annemin verdiği şeftali kokulu kremleri sürse bile nasır tutmuş, gözleri her zaman parlak; rengi solsa da,çukurlarına saklanıp herkesin yaşadığı o iğrenç,sefil hayatlarının gururu terk edilmiş yaramazlıklarını görmemek için saklanmış olsa da parlak;vücudu hala dinç,hala çekiç sallayabilecek kadar kaldırabiliyorken kollarını,bana son kez bakamadan pencerelerini kapatıp perdeleri en karanlığına kadar çekmiş babam.

Hayatımın en büyük hatası İzmir! Bu kuytu köşelerine saklanan adaletsizliği göremeyecek kadar körmüşüm meğer. Taşın toprağın uğursuzluk. Hani medeniyet dedikleri nerde? Benim dağın yamacına kurulu köyümün uçurumuna açılan pencere odalarında bile insanlık vardı, insanlık kokardı özgürlük. Hep demir parmaklıklarla çevriliydi etrafım ama bakınca hep güneşi görmezdiniz. Neyse oydu gök kubbe. Neyi var neyi yok anlatırdı servi ağaçlarının zirvelerinde buz tutmuş solgun renkli yapraklar. Şimdi ışıkları yanmıyor şehrimin! Hani nerde güzelliğin? Senin tadın yalnızlık mı bu kalabalık ve şeffaf bir duvarla örtülmüş insanların arasında.
Ve sen! Heyecanlı değildin bu şehre gelirken arkanda iki ayrı yaşam bırakıp. Sanki ne olacağını biliyordun en başından. Tüm zorlukları görmüştün, soğuk bir kış gecesi otobüs terminalinde dudakların titrerken ve bu mezarlık kentine bakarken kara gözlerinde. Kırmızıydı dudakların ve gözlerinde öyle. Hani hep kabuslarında bahsettiğim o ‘kan ağlıyordun, sevgilim’ dediğim. Biliyorum şimdi, geri dönmek istedin sadece bir an için. Hadi gel desen gelirdim elbet. Sensiz olmaz, yapamam dediğimde kara bulutlar arasında güneş açmıştı pırıl pırıl gökyüzünde hani. Çocuktuk. Bilmiyordum. Ama sen hep biliyordun. Ailenle tanışmak istediğimde neler olacağını bildiğin gibi. Şimdi yanımda olmanı ne çok isterdim sevdiğim. Başımı omuzlarına koyup ağlamayı ve saçlarımı okşamanı bir rüzgâr gibi. Teselli gibi martıların. Şimdi gel diyemem sana. Biliyorum gelmezsin.Ah be hep beklediğim.Keşke bu kahpe diyarın kucağında bir masumun yüzü görünür gibi çıksaydık birlikte,kendimizi bu bataklığa attığımız gibi.Cenazeye birlikte giderdik.Karalar içinde,ellerin ellerimle yas tutardı.Annem ağlardı sessizce ve ağabeyim o dört duvar zindan arasında telefon açardı,babam öldü mü diye sormak için.Kim bilir şimdi o ne haldedir bir başka dünya Avrupa’da.O yaşarken tanıştıramadım sizi.Merak etme,mahşer günü geldiğinde ilk sizi savuracak toprak ana yaslı bağrından.Nerde başı dik,gururlu bir adam görürsen sevgilim,yanına koş ve elini öp.Mezarının başucuna bir gül daha koydum,şu beyaz olan.Gelirim tekrar.Senden bir parça umut taşıyorum,hep yanımda.Ayırmam onu ruhumdan.Kabuslarımı kovuyor sensiz gecelerimden.

Ve sen İzmir! Hiç üzülmüyorum biliyorsun. Sen benim hayatımı çaldın, buna karşılık bende kapılarını kilitleyip ışıklarını söndürüyorum.


önceki eser / sonraki eser