Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:alize101
Eser sıra no:110217eser08


2022'DEN BUGÜNÜME AÇILAN PENCERE


SEVGİLİ GÜNLÜK;

Şu dakikalar itibariyle hayatımın otuzuncu yılını geride bırakmış oluyorum. Sevinçlerimle, hüzünlerimle, başarılarımla, başarısızlıklarımla, ileri atılımlarımla, geri çekilmelerimle dolu dolu otuz yıl... Hayat ne kadar zorluklarla iç içe olsa da hedeflerim ve beklentilerim hayallerimi süslediği müddetçe yaşama gücü içime Everest'te nefes alıyormuş gibi doluyor. Gökyüzünde ulaşmak için seçtiğim yıldızlara doğru ilerlemek bile kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerden hayata sarılmama imkan veriyor. O yıldızlara dokunamasam bile seçtiğim yıldızlarım hayatımın ışık kaynağı; en karanlık dönemlerimde yollarımı onlar aydınlatıyor. O yıldızların yolundan ilerlediğimde bana hep doğruyu gösterecek kutup yıldızımı bulacağıma inanıyorum, hayatımın kutup yıldızını...

Akrep ve yelkovan nehire kapılmış gibi delicesine akıp giderken daha dün gibi hatırımda, bugünlere dair kurduğum hayat felsefem, kendime verdiğim sözlerim... Hayatın meşakkatli ve ilerlemek için emek isteyen yoluna çıktığım o günü daha dün gibi anımsıyorum. Üniversiteye adımımı attığım ilk gün... İstanbul Üniversitesi hukuk fakültesi... Dakikalarca bu tabelaya bakışım, hızlı hızlı nefes alış verişlerim... İçimde yüzlerce kelebeğin bir anda uçuştuğu o an... Etrafımda son baharın hüznünü yaşayan ve ölüme hazırlanan ağaçların uğultuları yükselirken, ben doğaya tezat, yeniden doğuyordum. Zaman bir girdap gibi beni içine alıp, merkezi geleceğim olacak şekilde beynimi savuruyordu. Gördüğüm geleceğimdi, ama o geleceği oluşturan da dünlerim ve bugünümdü. Aklımda hep parola olarak tuttuğum kelimeler beynimde yankılanıyordu; çağdaş, başarılı, idealist... Kendimi daha o anda üniversitemin başarılı ve ülkeye yön veren mezunlarının arasında görüyordum. En önemlisi de hayatımın en büyük hazinesini bulmuştum. “ Ben istediğimde başarabiliyordum.” İşte o gün yürüdüğüm yolun ilerisinde kutup yıldızımı görmeye başlamıştım.

Hiçbir zaman yerimde saymayı, herkesin yaptığı işleri yapmayı sevmemiştim. Özgün fikirlerimle, ulaşmak istediğim zirvelerle ben hep kendimden farklı olmayı, her geçen gün daha ileri atılmayı hedeflemiştim. Her yeni güne uyandığımda “Bugünü öyle bir bugün olarak yaşayacağım ki,bugünüm hiçbir dünüme ve bugünüme benzemeyecek.” diyerek yola çıkardım. İstanbul'u işte bu yüzden -ona benzediğim için- çok seviyordum. Hayat dolu, yeniliklere gelişmelere açık, modern, hoşgörülü ve değişik... Bu havayı teneffüs etmek bana hiç yabancı gelmedi, aksine ezeli bir dostummuş gibi bana huzur verdi.

En büyük amacım sosyal sınıf farklılıklarını asgari düzeye indirgeyerek, adalet terazisini dengelemekti. Her insan sırf insan olduğu için yaşam standartlarının üstünde olmayı hak eder. Tek bir insanın bile ezilmesine tahammül edemezdim. Bir de üstelik yükselmek için kendiyle yarışan değil, insanların sırtına basarak yükselenleri düşündükçe gayretim daha da büyürdü. Metrelerce yükseklikte -gökdelenlerde- yaşayan insanların, toplumun arka yüzündeki o cılız, içten haykırışları duyabilmesi ne kadar beklenebilirdi ki? Hak, hukuk, adalet... Hepsi işte bu noktada başlar aslında. Ben o seslere destek olabilmek için var olduğumu hissediyordum. Ülkemin muasır medeniyetler seviyesine cıktığını görebilmek en çok istediğim şeydi. Medeniyet toplumların arka yüzlerinde görülür. Zaten iyi olan koşulları daha iyi yapmaktansa; kötü olan koşulları iyi yapmaya çalışmak, toplumun cılız kalan seslerine yürek olabilmeyi amaçlamak istemem hep bu nedenden kaynaklanıyordu.

Hayatımın ikinci dönüm noktası üniversitedeki üçüncü yılım oldu. Düzenimi kuruşumun ardından, ideallerime yönelik, kendimi farklı alanlarda geliştirmeye başlamıştım. Tek düze olan hiçbir şeyi sevmediğim için ve her görüşe hoşgörülü olduğum için ilgilendiğim alanda tüm görüşlere değer verir, okurdum. Böylece senelerce farkında olmadan taktığım at gözlüklerini bir kenara fırlatmayı başardım. Zaten benim hedeflerimi gerçekleştirmenin tek yolu da, her türlü insan grubunun içine girebilmek ve kendime orada yer bulabilmekti. Hayata dar bir çerçeveden bakarken her biri farklı bir dünya olan insan deryasının içinde nasıl tutunabilirdim ki? Her insanda o kadar farklı özellikler görüyordum ki bunlara yetişebilmek için bir bilim adamı titizliğinde çalışmalar yapmam gerekiyordu. Her akşam eve geldiğimde, fikir alışverişi yaptığım insanlarla neler paylaştığımı hatırlayıp, o sohbeti bir deneme havasında kağıtlara aktarırdım. -Bu benim en büyük tutkularımdan biriydi.- Böylece karşılaştırma yapmak ve birtakım yargılara ulaşabilmek daha kolay oluyordu.

Deneme defterim yeterince demlenince onu geldiği kaynağa geri sunmaya karar vermiştim. “Yurdumun Motifleri” adındaki dergimin ilk sayılarını hatırlıyorum da... Nereden nereye? Dergiden çok broşüre benzeyen, birkaç sayfadan oluşan ve sadece sınıf arkadaşlarımın okuduğu o derginin, bugün her gazete bayisinde bulunması ve toplumun her kesiminden insanın okuduğunda kendinden birşeyler bulabileceği bir dergi haline dönüşmesi kimin aklına gelirdi ki? Ama bunu tabiki halkın sesine ses olmama, halkımın sorunlarını dile getirmeme borçluyum.
Üniversiteden mezun olduğumda iki yıl boyunca bir hukuk bürosunda çalışmaya başladım. Hayatın kitaplarda yazılandan ibaret olmadığını kendi tecrübelerimle öğrenmiştim. Böylesi daha iyi oldu aslında. Dergime en çok katkı yaptığım dönem o aralık olmuştu.bir taraftan da lisansımı yapıyordum. Böylelikle mesleki hayatımın acemilik dönemini bile dolu dolu geçirmiştim. O alt yapıyı sağlam almış olamamın farkını bugün bile doyumsuz bir şekilde yaşıyorum.
Hukuk büromu açtıktan sonra davalarımdaki başarılarım dergimin yayılmasını da önemli ölçütte etkiledi. Hayatımın iki büyük tutkusu birleşmişti; yazmak ve konuşmak... Sevdiğim işleri yaptığım için mutluyum, huzurluyum, başarılıyım. Ama hiçbir zaman geldiğim noktayla sınırlı kalmak istemiyorum. Hedefim hep ilerisi, daha da ilerisi... “Yarını öyle bir yarın olarak yaşayacağım ki; yarınım bugünüme ve dünüme benzemeyecek.”

Hoş geldin otuzuncu yaş günüm. Neler sığdırmışım sana? Ve daha sığdırılacak neler var neler otuz yıllara... Bugünümü hayatımın rotasını çizdiğim sözle noktalıyorum: “ Aslanlar kendi kendi hikayelerini yazmadıkça avcıların hikalerini dinlemek zorunda kalır.”

-bu da benim hikayem...-


önceki eser / sonraki eser