Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:atalante320
Eser sıra no:110222eser22


DON KİŞOT

Issız, kör karanlıklara teslim bir sokakta ruhumu arıyorum. Ne yana dönsem korkularım, yalnızlıklarım. Sonra oturmuş bir kaldırım taşına ağlarken buluyorum kendimi. Uyanmak zor olacağa benziyor.

Her gece matemli odamda sahnelenirken bu oyun ikinci perdeye kapatmadan gözlerimi, uykusuz saatler elimde patlıyor. Kimim, neyim soruları yankılanırken zihnimde, kalbimin boş odaları kasvetle kasılıp gevşiyor ve damarlarımda dolaşan bu siyaha boyanmış yarınlarımın akışını izliyorum sessizce...

Yarın gülüyor olacağım ertesi gün kırgın, belki sonra küskün. Düşününce anlamsız gelecek belki dünlerim. Ben her defasında biraz daha kalınlaşmış kabuklarımla devam edeceğim yola. Her seferinde karaya ayak basan bir bahriyeli edasıyla devleşen adımlarım çınlıyor olacak bu fırtına öncesi sessizliğin can çekiştiği kulaklarda.

Beş duyuya seslenen, gönül gözü kör olmuş insanlarla çevrelenmiş odamda olacağım ben yarın yine bu saatte. Her gece infaz ettiğim uykularımı hayata döndürebilmek için söndürmeyeceğim ışığı belki bu kez. Ama biliyorum ki ben yarın, öbür gün, gelecek ay ve her sene, hala savaşıyor olacağım bu yel değirmenleriyle.

Bu karanlık odanın kapıları açıldığında başlamıştı hayata dair ne varsa. Öncesi sessiz, sıcak şefkatli bir yuva. Daracık bir odanın içinde hayata bağımlı yaşarken dünyaya neden sığamadığımın farkına varıyorum. İlk nefesimin hıçkırıklara karıştığını biliyorum artık. Salt duygular var. Göremiyorum, duyuyorum; fakat karşılık veremiyorum. Düşünmeyi öğreniyorum...

Ne kadar bilir ne kadar söylerdim oysa. Hayat bana konuşurken susturulmayı öğretmişti önce. Sonra susarken anlatmayı.

Küçücüktüm bilirdim ne verdiysen onu alırdın hayattan. Ben hep acı mı ekmiştim düşlere? Hep koştururken insanların kalplerini sarmaya yaşa takılan aklımın acısına aldırmadan ilerlemiştim. Ne kadar kanadığına bakmadan dilimin insanlara sevmeyi öğretmiştim. Şarkı söylemiş, söyletmiş; mutlu olmuş, mutlu etmiştim. Gözümü doyurup önce sonra yemeğe girişmiştim. Şükür diye açılan ellerimin kulaklarımı kapatacağını bilebilir miydim?

Hayat güzeldi, yaşamaya değerdi. Bir de sevince hele... İşini, aileni, evini sevince hele, mutluluk bir gelir de gitmek bilmezdi. Ama öğrendim ki hayat acımasız bir oyundu. Yanarsan eğer dönüş yoktu yeni oyun kurulana değin. O zaman uzaktan izlemek gerekirdi. İzlerdim.
İnsan insandan ne koparabilirse kardı yanına, görürdüm. Ne yalanlar ne ihanetler gördüm. Her biri birer mutluluk oyunuydu mizanseni zayıf. Çünkü zayıf kurbanlar seçerdi hayat kendine, ucuz insanlar. Ama görürdüm mutluydular. Belki bundandır ben mutsuzluğu seçmiştim. Çünkü gülen yüzler emanet dururdu gerçek insanların üstünde. Bu yüzdendir yalnızlığımı büyütmüşümdür kalabalıklar içinde. Bu yüzdendir ben yorgun bir Don Kişot olmayı seçmiştim.
Şimdi bu anlamsız soruların içinde çaresizliğime aldanırken pencereden yansıyan ışığa dikiyorum gözlerimi. Bu ışığın gözlerimi karanlıktan çok yakamadığını görüp kendime tutsak ettiğim kendimi uyandırıyorum. Kâbusları, sıkıntıları bir kenara toplayıp, ışığın yansıdığı o küçük hayata gidiyorum. Gözüme, kalbime, aklıma takılan engeller yok bu kez. Fark ediyorum çok şeyi. Aynaların sadece görüneni yansıttığını, arkasında gizli karanlığı görüyorum. Görebiliyorum…
Gözlerimi bağlayan karanlığın acıya duyulan bir heves olduğunu anlıyorum. Bir buhran, belki bir yaşama telaşı… Yaşamak zorunda olduğum dünyanın güneşi olduğunu da görüyorum. Bazen bulutların siyah bulutların arkasında, bazen dünyanın diğer ucunda da olsa var olduğunu biliyorum. Artık uyanma vakti…

Ben acılara, sevdalara, gerçeklere kapattığım kendimi uyandırıyorum. Uzun ve deliksiz bir dinginliğin içine açıyorum kalbimi, kâbuslardan ıslanmış yüzüme, şakaklarıma nefes veren bir rüzgâra açıyorum. Rüzgârın beraberinde getirdiği taşlara, canlara açıyorum.
Gözüme toz da kaçsa, dilime kıymık batmış da olsa, minik böceklerin bu korkunç fırtınayla verdikleri yaşam savaşına ortak olup dindiriyorum kanayan yaralarımı.

Artık biliyorum. Hayatı ne kadar gevşek tutarsan o kadar doludizgin yaşarsın. Sıkarsan durur. Atar üstünden seni. Ben, galiba yaşamayı öğreniyorum.


önceki eser / sonraki eser