Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:bedi013
Eser sıra no:110219eser06


SENTEZ

Her şeyin ve hiçbir şeyin tam ortasında bir bağ var onları birbirine dolayan. Varı yok, yoğu var eden bir bağ. Beni Tanrı, Tanrı’yı ben ve en sonunda bizi varlığımızdan tutup yokluğa çeken bir bağ.

İşte ben yalnız bu bağdan ibaretim. Beni oluşturan bütün değerler bundan ibaret. Özden ibaret yalnızca özden… Yani biz yok olanlar tek vücuduz sadece.

Gözleri yeni görmeye başlayan; oyuncaklarını, arkadaşlarını, çevresini yeni yeni tanıyan biriyim ben. Okudukça daha fazla okumak; bildikçe, öğrendikçe bir sürü soru işaretiyle tanışan biri. Merakının; çocukluğunun hiç bitmemesini isteyen biri… Acemiyim ben; çocuklar kadar. Koşuyorum; hiç bilmediğim yerlerde, adını bilmediğim ağaçlara tırmanıyorum.

Adlarını; ’’Einstein’’dan, ’’Yunus’’tan, ‘’Nesimi’’den, ‘’ Mevlana’’dan, ‘’Eflatun’’dan öğrendim bütün bunların. Yalnız tek bir şeyi merak ettiğimi, niçin çabaladığımı daha doğrusu niçin çabalamam gerektiğini anladım. Küçük bir serüven; biraz diz kanaması ve biraz şekerle.

Kardeşim uyandırdı beni nasıl başladığını hatırlamadığım sohbetlerimizden birinde. Bilmeden, istemeden.’’Bugün ne dersiniz vardı? Ne öğrendiniz?’’ gibi bir soruya verilen cevap bu kadar sarsıcı olabilir miydi?

Her zaman sorulan sorulara hiçbir zaman verilmeyen bir yanıt vermiş o öğretmen ‘’ Yaradılış yalnız sevgiden ibaret.’’ diyerek. Oturdum, dinledim kardeşimden ‘’ne dedi?’’ den ziyade ‘’ne demek istediğini?’’ düşünerek.
Bugün bir şey değişti mi? Hayır. Hala; bunalmadan, sıkılmadan, zevkle araştırıyorum, öğreniyorum, unutuyorum ve hatırlıyorum tekrar tekrar.

Arkadaşlarım var ya yukarıda saydıklarım ve onların arkadaşları; bizim çocukça kikirdediğimiz oyunlarımız yalnız bu sorudan ibaret. Basit bir oyun köy çocukların ki gibi, ama biz eğleniyoruz tıpkı onlar gibi.

Oyunlardan biri şu sev! Yalnız sev, koşulsuz, karşılıksız sev. Yalnız kalan sokak çocuğundaki
hayata bir elma şekerinde diş geçirmeyi sev. Bir gün de karşılıksız sev mesela mahallenin bakkalını. Ve en önemlisi sen; kendini sev, önyargısız, dayatmadan; tanımaya çalış.

Oyuna nasıl mı dâhil olacaksın? Öncelikle çocuk olman gerek. Öğrenme var ya hani diline doladığın onu yapacaksın işte yıllar sonra. ‘’tanımak’’ hevesi ile dolu olmalısın. Daha sonra yapacağın kendini sıkan barikatlardan, oyun alanımızı çevreleyen duvarlardan atlamak. Korkma yüksek değil. Korkma ben tutarım. Korkma, ‘’ Diyojen’’ de tutarmış bak… Göreceksin bir şeyi tanırken ne kadar mutlu olacaksın. Sen! Onlar dayatmadan, onlara sormadan…

Elbette bizde büyüyeceğiz. Elbette ben de büyüyeceğim. Ama arkadaşlarım gibi büyüyeceğim; gülen, seven çocuk ölmeden içimde. Duvarlarla pestilinin çıkmasına izin vermeyerek.

Çok gün geçmeyecek biliyorum ve çok zaman. Çünkü ben ‘’Albert’’ gibi güleceğim zamana, dilimi uzatarak. Belki sıkıntı çekeceğim ama bunlar fazla değil.

Ben, nasıl o makûs mizacımı değiştirdiysem. Yılmayı, pes etmeyi unuttuysam… Çabayı, emeği ve en üstün duygu olan paylaşmayı öğrenmişsem bedenimi fikirlerimle, öyle büyüyeceğim, öyle gireceğim Üniversite’nin kampüsüne, orada tanıyacağım hayatımın kadınını ve doğacak çocuklarıma oyunlarında eşlik edeceğim. Gülerek ‘’Albert’’ gibi, severek ‘’Yunus’’ gibi…

Şimdilik bir hiçim ama bir gün ‘’ her şey’’ ben olacağım. Şimdilik aç yatan çocuklar için;
Kamboçya’da topal baba tarafından tekerlekli sandalyede gezdirilen ve yine bir zaman çocuk olanların eziyetini çeken çocuklar için, üzülen biriysem de ben doyuracağım onları ve kanat olacağım onlara, yarınlara. Şimdilik, yanlışların rahatsız ettiği yalnız onlardan kaçan biriyken; yarın, onların hepsini özellikle üç yanlışı yok eden bir doğru olacağım. Şimdilik susmayan, bağıran, yakıp, mahveden silahlardan banketlere sığınıp kaçarken, yarın bir elimde buketle karanfille yıkayacağım onları ve ‘’elimi tut’’ diyeceğim, ‘’gel’’ diyeceğim çocukların hayallerine.


önceki eser / sonraki eser