Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:bedi019
Eser sıra no:110223eser27


DÜŞÜNDÜKÇE

Yaşamak!.. Eflâtun’un mağarasında…

‘’ Ah gölgeler ne tatlı. ‘’

Biz gördüğümüze iman ettik. İnandığımıza aldandık…

Ateş… Ateşin ardındakiler… Sanki daha bir tatlı…

Ama ateş… Belki bir fener, belki bir bedel... Bedel ise eğer, ağırdır pahası.
Yaşamak, mağaradaki gölgelere bakmak değildi aslında. Yaşamak, ateşte yanmaktı bir bakıma…
Bütün bu söylenenler hem yaşanmış, hem yaşanmakta olan ve dahi yaşanacak olan bütün hayatların özeti aslında. Ve bu yazı için de, olayı bu kadarıyla özetlemek kâfi galiba. Hem unutulmamalı ki, Şeb-i Yeldâ’da olsa (gecelerden,) yazılarını gece geç saatlerde yazmaya başlayan genç bir yazar için vakit kısıtlı…

Gelecekteki yaşamım hakkında neler düşündüğümü daha net söyleyebilmem için, geçmiş gölgeleri hatırlamalıyım. Çocukluğumun tozpembe ve yaldızlı sayfalarını karıştırarak başlamalıyım bu işe. Büyüyünce her şey olmak ve her şeye sahip olmak isteyen çocukluğumun… Mesela önce tıraş, sonra asker, sonra adam, daha sonra öğretmen, daha sonra doktor, daha sonra yazar… ’’Daha sonra, daha sonra’’ (tıpkı üstadın dediği gibi) Sonranın bilinmezliği öyle bir boyut katacaktı ki ortama, çocukluğumun tozpembe ve yaldızlı sahifeleri bitti göz açıp kapayasıya. Neden sonra ‘’ aklı ermek ‘’ deyimi hayat lügatimde edinince yerini, kelimeler, pembesi gidip tozu kalan, ama yine de çocuk olmamın etkisiyle, hayat risalemin hala yaldızlı sahifelerinde, cümle olmuş birer birer. Demek istediğim biraz daha farkına varınca olup bitenin, daha bir alçaklardan uçmuş gönül denen kuş. Çoğulken, tekile doğru ilerleyişimin ayak izleri ilk bu dönemde belirmiş. Ve nihayet bu güne ermişim. Anlaşılan o ki, hayatımın ikinci dönemi de aniden bitivermiş. Bir şey anlamışım bu güne gelene dek. Çocukluğumdan bu yana tek kârım bu olsa gerek; hayat öyle kısa ki, kurulan hayaller, suya yazılan yazılar gibi yok oluyor birer birer.
Tam böyle söylediğim zamanlarda içimden gelen bir ses nasihat tadında ve ümitvâr cümleler kuruyor benim için. ’’Arkadaş, boşver bu yeis dolu cümleleri. Geleceğe dair hayaller kurmasaydı karınca, kışın ne yerdi? Ağustosun kavurucu sıcağında, kışın ereceği rahattı hayali. Ve bunca cefayı, sefa şenliğine bürüyen bu hayaliydi. Evet, sonuçta bir bedel ödedi ama belki ateşin ardıydı onun için kış mevsimi.

Evet arkadaş, bir bedel ödenmeli ateşin ardına erebilmek için. Pişmek gerekli. ‘’Yaşamak, aslında ateşte yanmak, ‘’ diyen sen değil miydin ki? Haydi dostum, bana geleceğinden bahset şimdi. ‘’Özü sözü bir, doğru, dürüst, çalışkan… Yazdıkları ve söyledikleri ile topluma ışık tutan bir yazar olacağından bahset. Gelecekteki yaşamını insana ve insanlığa adayacağından bahset. Adına hayat denen ateş dolu badirede ‘’suyu değil, sulamayı seven’’ bir insan olacağından bahset. Ateşte en fazla yanmaktan bahset. Ve nihayet, ateşin ardında, mağaranın dışında, en büyük mükâfatlardan birini alacağını düşün. ‘’Tıpkı karınca gibi…’’

Sonunda anlaştık arkadaş. Nihayet boş verilmeyecek şeyleri bulduk. Son bir şey daha söylemeli şimdi. Yazdıklarının askıda kalmaması için… Son bir söz verilmeli; zamanın ne kadar kısa, adımların ne kadar küçük olursa olsun, vazgeçmeyeceksin geleceğine dair bunca düşündüklerinden. Bu yolda bir menzile ulaşman, imkân dâhili dışına da çıksa, yürüyeceksin.’’ Bir menzile varamasam da, hiç değilse bu yolda ölürüm ‘’ diyecek ve yine yürüyeceksin. (ve yine) Tıpkı karınca gibi…’’

Bazı cümleler vardır, gönül süzgecinden geçen… Bazı cümleler vardır, gönül süzgecine bile değmeden geçiveren… İşte bu son bahsettiğim cümleler aynada gördüğünüz suretten değil, aynanın da ardında var olan suretten gelir. Zaten oradan geldiği için bu cümleler gönül süzgecine değmeden geçiverir. Bana gelecekte nasıl biri olacağımı ve belki nasıl biri olmam gerektiğini bildiren cümlelerdi, divitimin ayrılık kokan mürekkebiyle birlikte dökülen o son cümleler. Aynamın ardından gelen seslerdi. Anlaşılan o ki, gelecek adına düşünülen, belki de düşünülmesi gereken (en azından benim için böyle) cümlelerdi. Çünkü onlar ki eşi benzeri görülmeyen ve dahi görülmeyecek olan bir süzgeçten, gönül süzgecinden geçiverdi. Bir de siz düşünün değip değmediğini…


önceki eser / sonraki eser