Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:bekke506
Eser sıra no:110217eser05


DİLİ OLMAYANLARIN DİLİ SÖZÜ OLMAYANLARIN SÖZÜ

“Geleceğim hakkında ne düşünüyorum?” Uzun zamandır sormamıştım bu soruyu kendime. “Gelecek” nedir onu bile unutmuşum. Bu soruyu yanıtlayabilmem için çatı katına çıkıp sandığa bakmam gerekecek. Benim için zor olacak ama olsun.

Çatı katı da bayağı tozlanmış. Her yerini örümcek ağı kaplamış, karanlık ve korkunç olmasına karşın büyüleyici bir havası var buranın. Bakalım sandık nerde? Hım, buldum. İşte burada. Bulunduğu ortama karşın o hâlâ ilk günkü hâlini koruyor. İçindekiler de öyle mi dersiniz? Ooo ağzına kadar da doluymuş. Sanki buraya ait olmadıklarını anlatmaya çalışıyorlarmış gibi taşıyor içindeki zarflar. Geleceğimle ilgilenen ne çok insan varmış meğer. Herkesin benim geleceğimle ilgili yazıp attığı düşüncelerle dolu bu sandığın neresinde benim planlarım var acaba? Bulmak zor olacak galiba. Hemen zarfları açsam iyi olacak.

Bu babamdan, bu annemden, bu ablamdan, bu kardeşimden, bu dedemden, bu ninemden... Sanırım bu taraf aileme, akrabalarıma ait. Bunları bir çıkaralım. Şimdi tekrar dönelim sandığa. Bu Hatice’den, bu Büşra’dan, bu Fatma’dan, bu Cansu’dan, bu Zişan’dan… Bunlar da değil, bunlar arkadaşlarımdan. Bunları da çıkarıp geri dönelim. Bunlar hocalarımdan, bunlar komşularımızdan, bunlar aile dostlarımızdan, bunlar teyzemin arkadaşlarından, vay be teyzemin arkadaşları bile yazmış. Ah biz insanlar yok mu ne kadar da meraklıyız başkalarının hayatına müdahale etmeye. Keşke herkes körelmiş hayallerini başkalarında canlandırmaya çalışmak yerine yaşı kaç olursa olsun kendileri canlandırmaya çalışsalar. O zaman her şey ne kadar da güzel olur.

Acaba benim planlarıma ne zaman ulaşacağım? O da ne? Sandığın köşesinde yırtık, yıpranmış ve çok eski bir kâğıt var. Hepsi capcanlıyken bu kâğıt niye böyle ölü gibi ki? Kimden acaba? İnanmıyorum işte buldum, bu benimki. Nasıl da unutulmuş, terk edilmiş öyle. Bu kadarını da beklemiyordum açıkçası. Neyse, gelecekle ilgili neler düşünüyorum, neler yazmışım bu ölü kâğıda bir bakalım:

“Bir şair olsam gelecekte… Öyle bir şair ki attığı her adımda şairane bir şeyler düşünen, şiirle öyle bütünleşen bir şair ki her hâliyle bu şiirselliği yansıtan, duygusallığını hiçbir an bırakmayan, söylediği her kelimede iki kere düşündüren, insanlara bir şeyleri fark ettirebilen, konuştuğunda cansız varlıkları bile dile getirip ağlatan, güldüren, coşturan… Bir şair. Hisseden ve hissettirebilen bir şair.”

Neler yazmışım öyle hiç hatırlamıyorum, ne yazık ki. Böyle bir hayali unutmak ne kadar da kötü. Neyse, bakalım sandıkta daha neler var? Aniden gözüme çarpan şu kâğıt içlerinde en ilginci. Kâğıdın baş tarafı böcekler yemiş gibi yırtık pırtık, sonu hala sağlam. Acaba bunu kim yazmış? Sonuç şaşırtıcı değil, bu da bana ait. Tâbi herkesin benim geleceğimle ilgili planları yanında benim kendi geleceğimle ilgili planlarım eziliyor, yıpranıyor, unutuluyor, dikkate bile alınmıyor.
Neler yazdığımı yarım yamalak hatırladığım bu kâğıtta yazanlar da şöyle:

“Bir yazar olsam gelecekte… Canlı cansız bütün varlıkları anlayıp anlatmaya çalıştıklarını sanatsal bir şekilde dile getirebilen yani dili olmayanların dili, sözü olmayanların sözü olabilen bir yazar olsam. Yazdıklarıyla yaşanan hüzünleri biraz olsun hafifleten, sevinçlere sevinç, coşkulara coşku, heyecanlara heyecan, aşklara aşk katan; insanlara dayanma gücü aşılayan; sabretmenin, sevmenin ne kadar önemli olduğunu insanlara fark ettirebilen bir yazar olsam…”

Nasıl bir şeydir bu? Ben nasıl olur da böyle hayallerden vazgeçerim, nasıl olur da böyle hayallerin peşini bırakırım? Buna bir son vermem gerek, uyanmam gerek. Bu sandığı boşaltıp gelecekle ilgili şimdiki düşüncelerimi yazacağım kâğıtla doldurmalıyım. Burayı mesken tutmalarına izin vermeden misafir olarak ağırlanacak yazılar da olacak tâbi ama ev sahibi benim düşüncelerim olmalı.

Şimdi başlayayım kendi planlarımı yazmaya. İşte oldu. Bitirdim sonunda. Karşınızda şimdiki ve daimi ev sahibim:

“Hem şair hem yazar olsam gelecekte… Her yazdığım yazıda bir şiir olsa ve ne yazı şiirden, ne şiir yazıdan ayrılabilse; bütün özellikleriyle hissettirse barındırdığı duyguları.
Öyle bir sanatçı olsam ki gelecekte… Eserlerini çocuğu gibi benimseyen, eserlerinin kenarı yırtılsa kendi kolu kanadı kırılmış gibi acı çeken, onu koruyup kollayan bir sanatçı.
Öyle bir sanatçı ki eserleriyle anlatamayacağı hiçbir şey olmayan, birileri istediği için değil kendi istediği için, hissettiği için yazan, yazmasına engel olmaya çalışanlara inat daha çok yazan, yazdıklarıyla kendisine engel olmaya çalışanları bile etkileyen…

Kırgınlıklarını, kızgınlıklarını kavgayla değil yazdıklarıyla ifade edip kendini kıran, kızdıran kişileri bile düşündürebilen bir yazar olsam.

Hem birinci hem ikinci zarflardaki vasıflara sahip bir sanatçı olsam. Dünyada yazdıklarım sayesinde savaşlar bitse, “savaş” kelimesi bile unutulsa desem çok mu abartmış olurum? Hayır olmam. Çünkü bir yazar, bir şair, bir insan isterse bunu yapabilir. Namık Kemal “Vatan yahut Silistre” ile neredeyse bütün vatanı etkilememiş miydi? Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedip yeni bir çağ açmamış mıydı? Onlar ve daha onlar gibi birçoğu toplumu bir gönül yapabilirken biz niye yapamayalım? Biz de onların torunu değil miyiz, biz de onların kanını taşımıyor muyuz? Onların torunlarından biri dur diyecek bu savaşlara, onların torunlarından biri yine onlar gibi gönülleri dolduracak, gönülleri bir edecek. .Bu kişilerden birinin ben olacağımı düşünmek çok da güzel olur. Bu kişi ben olmasam bile benim yazdıklarımdan etkilenen insanlardan biri olsa da çok güzel olur. Yeter ki yazdıklarımla kalplere sevgi aşılansın, savaşlar bitsin bunu yapan çok da önemli değil hani!”

Bir gelecek ki
Elbet bir gün gelecek.
Ya benimle başlayacak
Ya benimle bitecek.


önceki eser / sonraki eser