Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:çikolata192
Eser sıra no:110225eser09


KENDİ KANATLARIYLA UÇAN KIZ

Vakti geldiğinde ben de bu hayatta yerimi almak üzere koyulmuşum yola. Çirkin, buruşuk ama hayat ona mutluluk olarak kodlanmış bir bebek olarak gelmişim dünyaya. Hayatın tüm zorluklarına yanaklarımdaki o sevimli çukurcuklarla karşı gelmişim. Ben bir mucizeymişim. Eğer bir gün daha kalsaymışım annemin karnında susuzluktan ölecekmişim. Diyeceğim o ki, doğuştan dakikmişim.

Büyüdükçe, hayatın bana doğduğum andan itibaren sunduğu nimetlerin farkına varıyorum. Böylesine harika bir aileye sahip olmamdan bahsediyorum elbette. Dünyamın diğer yarısı olan abim, yaralarımı sarmaya hazır limanım babam ve acil yardım sarı şeker annem. Ben böyle bir düzende büyüdüm. Yeri geldi ben de azarlandım. Benim şekerim hiç mi yere düşmedi sanıyorsunuz? Elbette bittiğinde ağladım ben de. Balkon demirlerine ‘acaba bacağım geçecek mi’ diyerek denerken bacağını sıkıştıran, kıskançlığından abisiyle berbere gidip saçlarını üç numara kestiren, halka şekerleri diğer çocuklar gibi yemeği beceremeyip burnuna kaçırmayı başaran kim sanıyorsunuz? Ben aslında yaramaz bir çocuk değildim. Sadece hayata farklı yollarla gülümsemeyi başardım hepsi bu. Şimdi sapasağlam ayakta, cesurluğu hayat felsefesi edinmiş bir kız olmam bu sayededir.

Küçücük adımlar atarken, şimdi kendimi sınava hazırlanırken buldum. Aslında asıl sınav hayat değil miydi? Biz yıllarca bunu öğrenmiştik. Ama öyle değilmiş baksanıza. Ben şimdi doktor olmak için çabalıyorum. Tabi ki en çokta babamın arzusu bu. Ama düşünsenize, hangi baba istemez ki, kızını sanki dünyaya sırf iyilik yapmak için gönderilmişçesine, bembeyaz kanatları var misali beyaz üniformayla görmeyi ya da herhangi bir sağlık sorununda arayacağı ilk kişinin kendi kızının olmasını? Ne kadar da gurur verici değil mi?

Düşünüyorum da, sanırım eşitliğin olduğunu sandığımız ama ondan bi haber yaşayış bizimkisi. İnsanlar kendi mutlulukları pahasına diğer insanların canlarını içleri rahat, gözleri kapalı yakıyorlar. İşte ben o gözleri açabilmek için doktor olmak istiyorum. İnsanların yaralarına tuz basarak yaktıkları canların acısını dindirmeliyim. İnsanlar sanki cennetten bahçe almışçasına mutlu olmalılar artık. Şu ortamda bunu hak eden öyle masum insanlar var ki…
Mesela, küçücük bir çocuğu ameliyata girmeden önce ona yasak olmasına rağmen ama o çok sevdiği elma şekerini sadece yalayıp ardından su içmemesi kaidesiyle eline tutuşturup, onun o anki sevincini saatlerce izleyebilmeliyim. Küçüklüğümde her şeye rağmen gülümsediğimde ortaya çıkan yanaklarımdaki gamzelerim, bu sefer küçük bir çocuğu mutlu etmenin sevinç gözyaşlarıyla dolabilmeli. Her akşam evime döndüğümde, aslında hep yeniden, her gün yeniden doğduğumu fark etmeliyim. Uykuya dalmadan önce, kurtardığım hayatların bana ettikleri teşekkürler aklıma gelmeli ve beni gülümsetebilmeli.

Ve bir gün bu hayata veda ederken sadece iyiliklerimle anılmalıyım. Diyeceğim o ki, hastanede doğmuşum. Ben doğarken yanımda olan doktorlar gibi ben de başka insanların yanında olacağım hayatım boyunca, hep o kaçınılan hastane kokusunu soluyacağım ömrümce ve kalbimin son atışında da orada olacağım.

İşte tüm bunları yaşayacak olan kızın yazısının son satırlarını okuyorsunuz şu anda. Ve o kız doktor olacak. Belki sizin yardımınıza bile koşacak. Hayat bu neden olmasın? İhtimaller denizinde yüzmüyor muyuz ne de olsa?


önceki eser / sonraki eser