Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:dünya314
Eser sıra no:110221eser19


SATRANÇ TAHTASINDA YAŞAM

Yaşamak; geçen zamanla birlikte yaşanmak ve yaşlanmak… Cahit Sıtkı’nın dediği gibi Dante gibi ortasındayım ömrün. 35 yaşıma geldim ve yavaş yavaş çizgiler ekleniyor yüzüme. Belki de Tanrı’nın fırça darbeleridir bu çizgiler. Şikayetçi de değilim aslında; çünkü bu çizgilerle pek çok şey katıldı hayatıma; ancak ben hala büyük bir savaş veriyorum hayata karşı. Sıkıca sarıldım hayallerime. Biliyordum; çünkü hayallerim olmazsa ölüden bir farkım olmayacaktı.
Bırakmadım bunca yıl iplerimi hayatın hırçın dalgalarına. Kukla olmadım çocukluğumda da gençliğimde de. İnsan olduğumun bilincindeydim ve bir sıfata da ihtiyaç duymuyordum. Üstüme yapışmış roller yoktu. 35 yılda üstüme sıçrayan kirleri temizleyebildim hep ve Epikuros’un felsefesiyle yaşadım. Çok şeye sahip değildim; ancak az şeyle de yetinebiliyordum; fakat mutlu değildim. İnsanları düşünüyordum hep. İnsan olmanın yüklediği sorumlulukları ve bunlara sahip olmayanları ya da olamayanları… Gezegenimizi düşünüyordum; erirken buzulları, yanarken ağaçları, ölürken bitkileri, tükenirken suları attığı o çığlıkları hissediyordum. Bu acıya bir son verilmesi gerektiğini düşünürken insanlara duygu ve düşüncelerimi anlatma, gelecek nesil için yeni bir yol açma hevesinde olduğumu fark ettim. Dünyaya gelişimin nedeni buydu belki de; dünyayı güzelleştiren mimarlardan biri olabilmek. Bunun tek yolunun dünyayı gezmek olduğu kanaatine vardım. Bu düşüncemin hayal ötesine geçip gerçeğe dönüşmesi konusunda kararlıydım. Uzun bir yolculuğa çıkacaktım. Benim gibi düşünenler vardı elbet bu dünyada. Biliyordum, bu yolculukla kesişecekti onlarla yollarımız ve yine biliyordum ki onlar da teknoloji ile kuraklığın yarattığı savaşlarla, vahşetlerle ve tabularla mücadele etmek istiyorlardı, dünyayı gezip insanları bilinçlendirmeye çalışıyorlardı.

İnsanoğlunun yeterince vakit kaybettiğini düşünüyordum. Bunun telaşıyla yolculuk için düşüncelerimi, hayallerimi katlayıp koydum bavuluma, kitaplarımla piyonumu yerleştirdim yanlarına ve bavulun fermuarını kapatırken hem benim hayatımda hem de diğer tüm insanların hayatında yeni bir dönemin açılacağını biliyordum. Evet! Dünyayı değiştirebileceğimi hissediyordum.

İşim zordu; çünkü satranç gibi zekice tasarlanmış bir hayatın içinde vezirlerin, piyonların, kalelerin ortasındaydım. Herkes kurallara göre hareket ediyordu ve sahip oldukları mevki kadar özgürlükleri, hareket yetenekleri vardı. Tek kareyle kısıtlanan da vardı, her yöne gidebilen de… Oyunun başında; tek kare gidenler, güçsüz olanlar oyundan atılıyor ve kalanlar şahı korumak için kalkan oluyordu; yani güçlülerle güçsüzler arasındaki mücadeleydi bu. Tıpkı hayat gibi! Bazen dengeler değişebiliyor, güçsüz bir piyon mücadelesiyle hayatta kalıp vezir olabiliyordu; hayallerinin peşinden gitme cesaretini gösteren insanlar gibi. Evet, işim zordu; ama imkânsız değildi.

Pes etmeyi düşündüğüm anlar da oldu; cesaretimin kırıldığı, umutlarımın tükendiği, kalbimdeki, inancın azaldığı. Böyle zor anlarda valizimdeki piyon rehberim, kitaplar da dostum oldu. Ne de olsa güçtü zor zamanlarda dost bulmak. Zaten ne demişti tilki Küçük Prens’e “İnsanlar öğrenmek için vakit bulamaz oldular; artık her şeyi satın alıyorlar. Dost satan satıcı bulunmadığı için de dostsuz kalıyorlar.” Bu üç cümle yaşadığım dönemi özetler nitelikteydi aslında ve sırf bu sebeple korkuyordum başaramamaktan zaman zaman. Korkumun temelinde yatan nedeni de biliyordum.

Dünyayı değiştirmek isterken değişmekten korkuyordum; ama biliyordum ki evrene hizmet etmeyi göze alıp ilerlediğim yolda korkularım başarılarıma engel olamayacak, bu yolculukta benim gibi düşünenlerle oluşturduğumuz hayaller yeni bir dünya yaratacak.



önceki eser / sonraki eser