Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:garip274
Eser sıra no:110216eser04


ALLAH VE ÂBD

Demişsiniz ki “Kendiniz, yakın ve uzak geleceğiniz hakkında düşündüklerinizi yazın.”, gerçekten güzel bir konu seçmişsiniz. İnsanın kendisini tanıması lazım ki insan, kendisindeki artıları ve eksileri görüp eksileri artıya çevirebilsin. Kendisini tanımayan kişi başkasını tanısa ne tanımasa ne? Ben başkası değilim ki. Önce kendimizi düzeltelim, değil mi? Bunun sonucunda çevremizdeki insanların bir kısmının bir düzeliş çabası içinde olduğu görülecektir.Sanırım şu ana kadar yazdıklarım kişiliğim hakkında yeterince bilgi vermiştir. Seçtiğiniz bu konuyu söyleşi tarzında yazmak bence en uygun olanı. Seçtiğiniz konu başka bir metin türü ile yazılabilecek bir konu değil.

Tek bir zâta karşı sorumluluğu olan biz mahlûklar, zaten önce ne olduğumuza karar vermeliyiz. Ben şahsen Allah(c.c)’a âbd olduğuma kanaat getirdim. Ortaöğretim seviyesindeyim; bazı şeyleri yeni yeni fark ediyorum. Aslında bunun nedeni her şeyin bir vaktinin olmasıdır ama bu durum bizim sorumsuzluklarımızı da kapsıyor olabilir.

9. sınıfta ılımlı bir Ateist iken şimdi İslâma gerektiği kadar bağlanma yolunda ilerleyen bir şahsım. Zaman değişiyor; hâliyle ben de değişiyorum. Üç sene önce Allah(c.c)’a bile inanmazken şimdi Allah(c.c)’a âbd olmak için uğraşıyorum. Kendimi anlatırken gösteriş ve ukalalığa kaçabilirim ama kasıtlı olarak ne başkasına ne de kendime zarar vermek isterim. “Ne alaka?” diyorsanız şöyle ki:

“Bir edebî eserin insanların dünyasını karartabileceğini ve de kararttığını tecrübelerimle gördüm. Düşünün ki edebî olarak güzel bir eser yazarsınız ama bilgilerinizi kötüye kullanarak başkalarına zarar verirsiniz. Bunlar olmuştur ve olmaya da devam eden unsurlardır. Önümüzde Türkiye örneği var. Bakın 1993 yılında doğdum ve bu yıl Türkiye’nin en karanlık ve kanlı dönemlerinin başında gelir. 22 Mayıs 2011’de on sekiz yaşıma gireceğim. Ben doğduktan birkaç gün sonra ’33 Er Olayı’ gerçekleşti. İşte kendim için bunları düşünüyorum ve başkaları için de. Geçmişimden ibret almayı… Hani hayatta hiçbir şey tesadüf değildir ya? Öyleyse benim doğum yılımda tesadüf değil. Herkesin bir vazifesinin olduğu bu âlemde biz, 90’lı yılların mağdurları bir on-on beş yıl sonra Türkiye’nin kaderini milletimizle çizecek olan bir nesil olacağız inşallah. İşte bu vazifeyle geldik bu dünyaya ama asıl vazifemiz kulluktur.”

Önce İslâma bakıyorum. Sonra kendi yaşadığım İslâm modeline bakıyorum. Görüyorum ki ikisinin arasında dağlar kadar fark var. İyi bir öğrenci değilim açıkçası. Dünyadan gerektiği kadar elimi eteğimi çekmek için uğraşıyorum. Çalışıyorum ama yetmiyor. Belli bir seviyem var ama “kendi en üst seviyeme” çıkmak için bulunduğum yoldan vazgeçmeden bulunduğum yolu en uygun yola dönüştürmeliyim. Şimdilik hayatımda Allah(c.c) için düzeni ve dengeyi sağlayıcı unsurları bir zevk hâline getirmek için çabalamaktayım.

Yakın bir zamanda ise üniversiteli olmayı umuyorum. İnşallah geçireceğim bu iyi-kötü lise hayatı bana daha iyi bir hayat seviyesi getirmeye vesile olacak olan üniversite yaşamına inkılap edecek. Kendimi çok daha fazla geliştirip milletime faydalı olmak için uğraşacağım. Gerçi şimdi de bunun için gayret gösteriyorum ama ilerde bu, daha da artacak inşallah. Çok yakın bir zamanda. Sadece kusurlarımı gerektiği kadar düzeltmeliyim. Üniversitede dindar çizgimi daha da derinleştirip Allah(c.c) yolunda birçok basamağı atlamk şimdiden bir beklentim olmuş durumda. Üniversite zincirlerimi kırmak için çok güzel bir yer ama hayatın acı gerçekleri de var ki üniversite liseden dah karışık bir ortam. Kimin ne olduğu belli olmuyor. Örgütçüler, Ateistler, Nihilistler, Varoluşçular, dindar geçinenler, satıcılar, hainler, vs…

En iyisi hiçbir tarafa bağlı olmadan İslâmı yaymak. Çünkü hiç kimse kendisini suistimal ettirmek istemez. Eğer bir tarafa bağlanacaksak Allah(c.c)’a bağlanmalıyız. Tabi bu uzun süreçte karşıma birçok imtihan çıkacak ve inşallah bunların hepsini de alnımın akıyla kazanacağım. Bunun sonucunda ise ya bir edebiyat öğretmeni olacağım ya da Türkiye’nin siyasi yazgısını çizebilecek bir yetkiye sahip olacak olan bir unsur vazifesi göreceğim. Bunlar yakın geleceğim için düşündüklerim.

Uzak geleceğimle ilgili olarak söyleyebileceğim pek bir şey olmasa da şunları söyleyebilirim:
-Seçeceğim bu iki seçenekten ikisiyle de hem Allah(c.c)’a lâyık bir âbd olacağım hem de milletime faydalı bir vatan evladı. İnşallah böyle olacak. Hayatın hep iyi yanlarından bahsediyorum ama ne yapabilirim? İnsan kötüyü ister mi hiç? Edebiyat öğretmeni olursam hem Türkiye’ye hem de dünyaya fayda sağlayacak bireyler yetiştirebilme fırsatına erişebileceğim. Diğer türlü ise milletimi ve dünyayı zulümden kurtarmak için elimde daha çok fırsat olacak ve ben bunları gerektiği gibi kullanmak için azimle çalışacağım. Tabi tüm bunlar bana birçok sorumluluk yükleyecek ve ben bunlara göğüs gereceğim inşallah.

Bu sürecin sonunda ise ölüm var ve ölümden sonrası. Ya insan-ı kâmil olacağım ya da asi bir canavar. İşte bu kadar. Daha ne diyebilirim ki? Belki daha iyi bir tarzda bu söyleşiyi yazabilirdim ve de daha birçok ifadeyi bu yazıya ekleyebilirdim. İnşallah herkes için hayırlısı olur. Sağlıcakla kalın.


önceki eser / sonraki eser