Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:gece126
Eser sıra no:110224eser05


GELECEĞİMİN PUSULASI

Yakın geleceğim hakkındaki düşüncelerimi benliğim sıraya koymaya çalışıyor. Gençliğimin verdiği heyecan her ne kadar buna engel olsa da hedef ve ideallerime şekil vermenin zamanı geldiğinin düşüncesindeyim. Tuhaf bir rastlantı, istesem de sıralamanın gerçekleşmeyeceğini düşünsem de, hayallerimde tasarladığım ideallerim hayatıma yön vermeye başlıyor. Çok çok uzaklarımda olmayan yakın geleceğimin bugünden izler taşıdığını bildiğim için, içimde güven duygusunun müthiş bir şekilde arttığını hissedebiliyorum. Çalışmak, bizim açılması imkânsız dediğimiz her kapıyı aralar bence; bu yüzden temellerin sağlam atılmasından yanayım.
Yakın ya da uzak hiç fark etmez, gelecek planlanması gereken plana göre yaşanılmayan süreçten ibarettir. Çünkü zaten hayat sen başka başka planlar yaparken kendi planlarını ansızın uygulayandır. Kısa bir zaman dilimi sonrası en büyük idealim olan üniversite hayalimin gerçekleşmesini bekliyorum. Bu idealim kelime olarak sadece üniversiteden ibaretmiş gibi görünse de içinde uçsuz bucaksız hayallerin kök salıp yeşereceği bir diyar benim için. Satırlara sığdıramayacağım kadar önemli bir yere sahip. Hayat felsefem, sıradan ve tekdüze bir ‘üniversite’ hayali değil benimkisi. İdeallerini benimseyen ve ufku geniş bir gencin yaşaması gereken mükemmel bir deneyim.

Nedense üniversite yaşanılmadığı takdirde korkunç karanlığa açılan bir kapı gibi geliyor bana. O kapı hiç açılmadığı zaman hem kendimi hem içinde yaşadığım toplumu sonsuz esaret ve cehalete sürükleyeceğini düşünüyorum. Esaret ve cehalet üniversite kelimesine sığdırılamayacak derecede korkunç ve gerilemenin en yakın dostu, yol arkadaşı. Bu düşünceyi bireyselliğe döktüğüm zaman ise kendimi son derece rahatsız ve sarsılmış hissediyorum. Bir genç umutları olmadan nasıl yaşayabilir ki? Üniversite; geri kalmışlığın, tutsaklığın, sınırlı özgürlüğün karşısında duran önemi insanımızca daha anlaşılamamış ilmin anahtarıdır.

Mustafa Kemal her sözünde, her davranışında, bulunduğu her ortamda cumhuriyetimizi ve istiklalimizi sonsuza kadar korumamız gerektiğini savunmuştur. Bu da ancak ilim ve fen ile olacaktır. İlim ve fenin temeli ve devamı üniversitedir. Bir millet üniversiteleriyle ve idealist gençleriyle ayakta kalır ve kalkınır.

Üniversite hayatı bana hep cazip gelmiştir. Farklı yerlerden gelen, farklı düşüncelerde olan birçok gencin, bilgi ve düşüncelerini paylaştığı, farklı insanları ve düşünceleri tanıdığı yer üniversitedir. Bunu ilgi çekici bulmam belki de sınırlı özgürlüğün olduğu, her yönden kısıtlı bir kasabada yaşamam olabilir. Küçük bir kasabada bir gencin ihtiyacı olan olanakların son derece sınırlı olması, üniversiteyi bir kat daha cazip hale getiriyor. Herkesin bu küçük kasabada birbirini tanıması ve okuyan gence daha bir farklı daha bir özel bakması da üniversite hayalimi, hayatımın merkezi haline getirmeme sebep oldu. Bence insan mesleğiyle var olur. İnsan, mesleğiyle kişiliğinin ufuklarını çizer. Meslek insan üzerine yapışan bir elbise gibidir. Hayata bakışınızı, tarzınızı belirler. Toplum içindeki statünüzü çizer. İnsanlar arasındaki yerinizi ortaya koyar. Sevdiğiniz mesleğiniz aslında sizsinizdir.

Üniversite idealim gerçekleştiği takdirde beni çok güzel bir geleceğin beklediğini düşünüyorum. Zincirlerle esarete tutsak edilmiş bir kapının sonuna kadar açılarak çağdaş yollara kucak açacağının farkındayım. Tabi ki hayatın zorlu sınavları bahsettiğim yakın geleceğimin hayaliyle sınırlı değil. Ayrıca yıllar kadar uzak olan geleceğimin de endişesi içindeyim. Hayatın güç ve baskıcı yönü gözümü korkutan birçok şeyden yalnızca biri. Bu sadece genç bir kızın üniversite sınavından ibaret olmayan gayet geniş ve zor yollarla dolu bir süreç. Asıl hayat o süreçten sonra başlar bence...
Bavullarımı toplayıp, küçük kasabamdan büyük bir şehre gitmek göründüğü kadar kolay değil belki. Oraya alışmak, oranın kokusuna ve insanlarına karışmak yine zorlu bir zaman gerektiriyor. Peki ya daha daha da sonrası. . .

Üniversite yıllarını zamanın geçmesiyle bitirmek benliğime ters düşen kolay yolun seçimidir. Asla ideallerimi bununla sınırlayamam. Yerinde saymayı asla sevmeyen her gün kendine hayattan bir şey katan ve kendimi geliştirmeye çalışan bir Türk genciyim. Yurdumun olanaklarından eğitiminden ve ilminden yararlandıktan sonra kendimi dalımda daha da geliştirmek için yurt dışının sınırsız özgürlüğünden yararlanmak istiyorum.
Bence bir genç kendini geliştirdikten sonra ancak milletini kalkındırabilir. Her zaman kendini geliştiren bir birey olmaya çalışıyorum. Bundan otuz yıl sonra da -gençliğimi yitirmiş olsam dahi- mesleğimi en iyi şekilde yapmalıyım. Bu hem kendime karşı hem de vatanıma karşı sorumluluğum olsa gerek.

Uzak veya yakın gelecekteki yaşamımın tek ideali kendimi en son noktaya kadar geliştirmektir. Bu sadece öğretimle olamaz. İnsan gördükleri kadar yazdıklarıyla da var olur. Bundan çok zaman sonra da duygularımı kaleme almaya devam edeceğim. Kalemimden asla vazgeçemem, o benim var oluş felsefem. İnsan yazmadan umutlarının peşinden koşabilir mi onu da açıkçası tahmin edemiyorum.

Her zaman lider bir ruh içimde vardır. Yaşadığım toplumda hep en iyi şekilde öne çıkmak, her zaman önde giden olmak, çağdaş kapıları aralamak, benim önderliğimde olmalı. Tamamen bencil değilim, örnek aldığım çok fazla kişilik var; ama bir adım önde olmak beni ben yapan şey aslında. Meslek seçimiminde bu yönde olması şaşırtıcı olmasa gerek. Sorumluluk bana göre ideallerin en temel görevi. Bunun bilincinde olmak zaten hayata ilk çalımı atmak demek belki. Mağlup olmak, yitip-gitmek veya karamsar düşünmek acizliğin basit yolu. Bu kelimelerin varlığı bile adımların mağlup atıldığının pusulası. Temeli sağlam taşlarla dizmek en ufak sallantı da yıkılmamayı gerektirir. Bu kişilik anahtarı barındığım kasabadan kalan miras bana. Yolların ötesinin varlığı beni hırslandıran tek düşünce zaten.

İnsan yaşadıklarıyla, gördükleriyle ve ilgi duyduklarıyla alanını seçerek yönünü belirler. Biz gençler geleceğin adımlarının şimdi atıldığının farkında değiliz galiba. Hayatımıza yön vermemiz için bize bırakılan dümeni nereye çevireceğimizi bilmeyi bırakın, geminin nereye gittiğini bilmiyoruz bile. O dümeni kullanmıyoruz. Usta kaptanlar gibi kullananlarımız şanslı ve akıllı kişiler.

Geminin rotasını belirledikten sonra dümeni o yöne çevirmek, hayatımız açısından en önemli kararı belirlemek için büyük bir başlangıç. Rotası belirlenmiş bir yolculuk gizemleri ve zorlukları olduğu kadar varışı da belirtir. Uğranılan her limanda yepyeni bir iklim karşılayacak bizi bazılarından korkacağız, kaçmak isteyeceğiz belki; ama denize olan tutkumuz bizi alıkoyacak geri çekilmekten.

Uzun yorucu bir yolculuğun sonunda aç, bitkin bir halde limana vardığımızda yolculuğumuz ne kadar zor olsa da karayı gördüğümüzde tüm zorlukları –hiç yaşamamış gibi- düşünmeyiz, artık bitmiştir. Hedefe ulaşılmıştır.

Şimdi bir rüya görüyorum;

Müstakil evimin balkonunda, eskimiş, cilası olmayan sandalyeme otururken o dimdik taze anıların zihinde dolaştığı genç kız olmayacağım belki ama geleceğimin idealleri uğruna savaşmış, vicdanı rahat, beli bükük ama omuzları dimdik bir ihtiyarım aynaya bakınca. Üzerime eski bir şalı alıp, uçsuz bucaksız, benim için yitik anılarla dolu olmayan yolu seyrederken gençliğimin kaygısız serüvenini düşünmek ve gururlanmak, eski sandalyemde arkaya öne sallanmak ama gençliğimdeki gibi hiç düşmemek henüz var bile olmayan bir yolda ilerlerken… Belki yıllar saçlarımı ağarmış, yüzüm kırışmış ama bunun hiçbir önemi yok, önemli olan yolculuğumun bitmiş olması ve uzun bir yol kat ettiğimdir. Hedeflerine ulaştığım hayatımın tüm limanlarından kaçmadan savaştım şu andaki huzuru kazanmak için. Kırışmış yüzümdeki bu tebessüm aslında yitirilmemiş yılların bir imzasıdır...


önceki eser / sonraki eser