Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:gençdürbün001
Eser sıra no:110223eser24


DEFTERİ YENİDEN YAZMAK

Geçenlerde televizyonda izlediğim bir haber dikkatimi çekti. Haberde yoldan geçen insanlara, şu anki cumhurbaşkanımız ve ilk cumhurbaşkanımızın kim olduğu soruluyordu. İnsanlardan gelen yanıtlar beni hayal kırıklığına uğrattı. Kimileri Abdullah Gül yerine Ahmet, Mehmet Gül gibi isimler söylüyor; kimileri ise oralı bile olmuyordu. İşin ilginç yanı hiç kimse cumhurbaşkanının gerçek ismini söyleyemiyordu. Yani hiç kimse yaşadığı ülkenin cumhurbaşkanını bilmiyordu. Belki de bilmemek işlerine geliyordu. Bu ülkede üç maymunu oynayacaksın. Yapılan haksızlıkları görmeyecek, iftiraları duymayacak, cumhurbaşkanının bile adını bilmeyeceksin. İşte benim ülkem ‘’Türkiye’m.’’

Türkiye’mde sesin çıkmayacak. Kullanabildiğin tek özgürlük yaşam özgürlüğü olacak bir de zorlamalarla oy kullanma özgürlüğü. Hoş yaşama hakkına da sahip olamıyoruz ya. Daha doğrusu böyle bir hakkımız var mı, onu bile bilmiyoruz. Böyle bir ülkede yaşamayı yaşamaktan sayıyorsak yaşıyoruz tabiî ki. Ama ülkemiz neden ve niçin yaşadığını bilmeyen insanlarla dolu. Bir de oy kullanma hakkımız var tabii. Aslında biz oy kullanmıyoruz, kullandırılıyoruz. Oy zamanı insanlara, un, şeker, ekmek dağıtarak, kömür dağıtarak ve göz boyayarak oyları toplanıyor. Biz, niçin oy verdiğimizi bilmiyoruz, hatta oy verdiğimiz kişinin adını bile bilmiyoruz. Ne hakkımızı savunabiliyoruz ne de yapılan haksızlıklara göğüs gerebiliyoruz. Yapabildiğimiz yani farkında olmadan yaptığımız tek şey susmak. Hoş onu da beceremiyoruz ya.

Beni daha çok üzen diğer olay ise ilk cumhurbaşkanımızın sorulduğu andı. İnanın hiç kimse Mustafa Kemal ATATÜRK diyemedi. Daha doğrusu demedi. Sanırım bu ülkede Atatürk’ün adını ağza almak da suç olmuştu. Herkes yapılan devrimleri, atılan fesleri, kaldırılan tekkeleri unutmuş;
çağdışı bir zihniyetin peşinden koşuyor. İnanın buna hiç kimse dur demiyor. Bunu söylemek istemiyorum; ama ben ülkemden utanıyorum.

Geçen yaz, Almanya’dan gelen bir arkadaşım bana ülkemi anlatmamı söyledi. Ağzım ülkemle ilgili güzel şeyler söylemek istiyor; fakat yüreğim şehit olan askerleri, polis baskınlarını, meclis kavgalarını daha da önemlisi cumhurbaşkanımızın adını bilmeyen insanlarımızı anlat diyor. Ama olmuyor. Ağzım kalbimi yeniyor ve ülkemin ne kadar güzel, üç tarafı denizlerle çevrili bir kara parçası olduğu gibi bir sürü süslü sözler söylüyorum. Bu sözleri söylemek bana yakışmıyor, hiç kimseye yakışmıyor. Hayatta en nefret ettiğim şey yalan söylemek ama doğruyu söylemek de utandırıyor beni. Kim ister ki ülkesinin böyle bir halde olmasını? Aslında isteyenler var ve bu durum onların işine geldiği için susuyorlar.

Ülkemi her zaman boş bir deftere benzetmişimdir. Tıpkı ilk kurulduğu an gibi temiz, pürüzsüz, üzerinde hiçbir leke olmayan boş bir defterdi benim ülkem. Sadece doğrular yazılıyordu üzerine, yalana yer yoktu. Sonra bu defterin yazarı değişti. Yazarla birlikte yazılar da değişti. Güzel yazıların yerini küfürler, dostlukların yerini kavgalar, akan ırmakların yerini gözyaşları, barışın yerini savaşlar aldı. Bu defterde ben de vardım. Ben de bu defterin bir sayfasıydım. Yavaş yavaş benim sayfama da gözyaşları damlıyor, kan izleri bulaşıyor, benim sayfamda da dargınlıklar, küskünlükler yer alıyor, güneş erken batıyor, sabah geç doğuyor. Korkuyorum acaba bir gün benim sayfamda mı kapkara olacak?

İşte ben kendimin ve ülkemin geleceğini böyle düşünüyorum. Önce temiz bir sayfaydık. Yazar değişince kirlendik ve şimdi temizlenmek için güçlü bir silgiye ihtiyaç var hem de çok güçlü bir silgiye. Bir şansımız var ve bu şans bizleriz. Tekrar o temiz sayfalara dönmek bizim elimizde. Tabii ki bu sayfalar bembeyaz olmayacak, izleri kalacak. Fakat gelecek nesillere beyaz sayfalar bırakmak bizim elimizde.

Ardımızda ülkemiz, önümüz uçurum. Ya bir adım atıp uçuruma yuvarlanacağız ya da yüzümüzü ülkemize dönüp defteri yeniden yazacağız.


önceki eser / sonraki eser