Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:gökçen005
Eser sıra no:110225eser03


HUZURUN GÖLGESİNDE SOLUKLANMAK

Derin bir ney sesi işliyor yüreğime inceden inceye. Uzun zamandır hasret kaldığım huzuru hissedebiliyordum artık iliklerimde. Sessizce izliyorum çevremdekileri. Farklı milletlerden, bambaşka kültürlerden insanlarla dolu etrafım. Hepsi, içinde kardeşliği ve dostluğu barındıran bu havayı soluyor. Ve hepsi aynı amaç için burada.

Bugün, yürekten haykırılmış bir çağrının sonucu dünyanın her bir yanından kopup gelmiş bu insanlar. Bütün insanlık onun huzurunda bütünleşmiş adeta.

“Gel, gel ne olursan ol yine gel.”

Huzur ve umutla harmanlanmış bu havayı teneffüs ederken özümle buluşma fırsatı yakaladım. Kendimle, ideallerimle hesaplaştım burada. Hayallerimi irdeledim bu mistik ortamda. Bambaşka gözlerle baktım bu kez hayata, “ney” in hüzünlü nağmelerinin yankılandığı bu mekânda. Bir başka dinledim sessizliğimi. Ve sordum kendime: “Şimdi buradayım. Ya sonra! Buradan çıkınca bozulacak mıydı büyü? Nerede olacaktım sonrasında?

Tabi ki o en deli, en verimli çağımda hapsedildiğim sınavlarla, günlük kaygılarla dolu o monoton hayatımda. Sabahları durakta otobüs bekleyip okuluma yetişmek için acele ederken, aynı şeyler peşinde koşuşturmak zorunda olduğumdan gitgide uzaklaşacaktım kendimden. Önce günler sonra aylar geçecekti farkına bile varamadan. Ama ben, yıllar sonra aynaya dönüp baktığımda farkın sadece yüzümdeki kırışıklıklardan fazlasının olmasını istiyordum artık.

Burada, artık kardeşliği simgeleyen insanların geçmişte düşman olduğu kimin aklına gelebilirdi ki? İsteyerek ya da istemeyerek… Hepimiz bir kısır döngü içinde sadece bizden istenileni yapmakla kalıyoruz. Amaçlarımızın peşinden yeterince koşamıyoruz, çünkü yorulduğumuzda omuz omuza vereceğimiz birini bulamamaktan korkuyoruz. Herkesten aynı fedakârlığı göremediğimizden yakınıyoruz.

Yanılıyoruz! Hangi zafer kolay kazanıldı ki? Sürekli başkalarının yardımını beklemektense ırk, dil, din ayrımı gözetmeden hepimiz bir el tutup yaklaşalım birbirimize. Ve inanalım tutulmayan bir el dahi kalmayacağına. Çünkü inanmak başarmanın yarısıdır. Başarmaksa inançla adım atmaktır.

Buradan ayrılınca nereye gideceğimi biliyorum artık: “Amacıma.”
Kimi insanlar vardır karar verir ve uygularlar; kimi insanlar vardır sadece kararlara uyarlar.
Kimi insanlar vardır başkalarının hayatının küçük bir parçası olarak yaşarlar ve ölürler.
Kimi insanlar da vardır ki kendi değerlerini yaşarlar: Ölürler! Yaşatırlar!

Artık sınır koymayacağım hayallerime, düşüncelerime. Sınırların derin düşünceleri engellediğini ve hayalleri öldürdüğünü biliyorum artık. Sıradan bir insan olmamalıyım gelecekte. Sıradanlığı aşmanın yoluysa bu olsa gerek. Mevlana’nın huzurundaki insanlara bakınca bu sınırların çoktan aşıldığını gördüm o gönül adamı tarafından ta on üçüncü yüzyılda.

O zaman beynimize ve gönlümüze prangalar koymak niye?

Başkasının çizdiği sınırlarda yaşayan değil; benden sonrası için de yaşatan olmalıyım tıpkı o Büyük Önder Atatürk gibi.

“Bu dünyaya ne yapmaya geldiğimi sorarsanız. Cevabım şu olacak: Hayatımı yüksek sesle yaşamak için buradayım.” diyor bir yazar.
Evet, ben de hayatımı YÜKSEK SESLE YAŞAYACAĞIM bundan sonra…



önceki eser / sonraki eser