Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:gökkuşağı354
Eser sıra no:110222eser15


GÖKKUŞAĞI RENKLERİNDE BİR GELECEK

Bazen düşlersin. Düşlerini içinde canlandırırsın, kurduğun hayallerinle nefes alırsın. Belki hiç yaşamamış olursun ama o duyguyu tatmış olursun. Bazen çekip gitmek istersin; herkesi, yaşanılan her şeyi geride bırakmak istersin. Çok istersin, yaparsın da bunu, hem de kaç kere... Fakat dönüşün, hep aynı yere, şu anda bulunduğun yere olur. Kimse kabul etmese de sen bilirsin, her gidişin bir de dönüşü vardır. Belki biraz erken ya da geç. Kimse bilmez kaç kere çekip gittiğini, aslında buralara hiç de ait olmadığını. Hala vakti olan bir yolculuğu şimdiden beklemek gibi… Sen de benim gibisindir belki, geleceği bu güne getirenlerden. Hayatı parmaklarının ucundan avuçlarına çeken, hükmeden.

Bir gün bir yaprak düşerse dalından, bir çocuk ağlarsa ıslak dudaklarıyla, ayın parlamadığını, güneşin doğmadığını görürsen, dalından kopardığın çiçek solarsa avuçlarında birdenbire, hiç beklemediğin bir zamanda ıslatırsa tuzlu gözyaşların pembe yanaklarını, denizin hırçın dalgaları sana doğru kusarsa nefretini, ağır gelmeye başlarsa dünya omuzlarına, geleceğe dön yüzünü. Yeni yollar izle, yeni keşifler yap, yepyeni bir sen seç kendine. Farklı olmana gerek yok! Hayatı kabullen, herkes gibi ol. Sadece boş bir kalabalığı oluşturan birey de sen ol. Ya da boşver… Sen en iyisi kendin ol, geleceğin ol!

Kaç kere geldik şu hayata? Ne zaman gideceğiz? Kim bilir ne kadar yaşayacağız. Belki bir kelebek olacağız, belki de heybetli bir çınar. Pek de önemi yok aslında ne kadar yaşadığımızın, önemli olan “ne” yaşayıp ardımızda “neler” bıraktığımız. Kozasında hala bekleyen bir tırtılım şimdilerde. Ne vakit çıkarım, rengârenk bir kelebek olurum, bedenim özgürlüğe kavuşur bilmem. Bilmek istemem. Nasıl uçarım, hangi çiçeğe konarım, hangi rüzgâr kanatlarımı okşar, hangi renkte olurum bilmem. Ama gelecek olan yaşanılacak olan elbet bir gün olacak. Peki ya geçmiş?


Mevlana’nın dediği gibi “Dünle beraber gitti düne ait ne varsa, bugün yeni bir şeyler söylemek lazım”. Yani, dün ve dünde yaşanılanlar, dünle birlikte geride kaldı şimdi yeni bir şeyler söylemek, yapmak gerek. Geçmişi değiştiremeyiz ama ya gelecek? Hala avuçlarımızın içinde tutuyorken hayatımızı yeni şeyler -eski hatalarımızı tekrarlatmayacak- yeni hayaller düşlemek belki de yapabileceğimizin en iyisi olsa gerek. Peki ya benim gelecek için hayalim? Herkes gibi mi yoksa farklı biri mi olmak? Çok uzaklarda değil parmaklarımın ucunda, düşlerimin ortasında. Ne istediğimi biliyorum sanırım. Yalnız olmak istiyorum. Kimseye boyun eğmeden, kendimden ödün vermeden, borçlu kalmadan kendi ayaklarımın üzerinde durmak, kendimle yalnız olmak istiyorum. Çevrende ne kadar çok insan varsa o kadar diptesin. Ne kadar çok insan varsa sen de onların arasında kaybolan bir hiçsin.

Denize doğru bakarken görüyorum kendimi. Her zamankinden daha güçlü kanatlarım, en koyu maviliğin gölgesinde uçarak geçiyorum denizin üzerinden. Evimin penceresinden içime dolan güneşin ışıkları kamaştırıyor gözlerimi. Bir an arıyor ellerim ahşap masanın üstünde kahve bardağını. Ağzımda hissediyorum sanki o sıcak tadı. Sonra boğazımdan yavaşça mideme süzülüşünü… Seyrek adımlarla masama ilerleyip sandalyeme, kendimce tahtıma, oturuyorum ve yazıyorum, yazıyorum. Tükenmeyen kalemim, yorulmayan elim, solmayan tebessümümle akıyor her şey önümdeki bembeyaz kâğıda. Sevdiğim bir parçayı mırıldanıyor ağzım. Birden aklıma takılıyor bir şey, odamın duvarlarını kaplayan büyük kitaplığıma yöneliyorum. Aradığımı bulur gibi oluyorum; fakat gözlerim başka bir şeyde. Tozlanmış birkaç kâğıt parçası ve küçüklüğüme ait bir fotoğraf… Karman çorman yazıma bakıp gülümsüyorum. Şimdi yazım fazlasıyla güzel. Ardından, yıllar boyu emek verdiğim üniversite öğrencilerimden aldığım bir hediye dikkatimi çekiyor. Çok zor bulunan bir eser... Verdiğim emeklerin en güzel karşılığı diye düşünüyorum. Raftan aldığım kitapla masama dönüyorum. Devam ediyorum yazmaya, usanmadan, bıkmadan.

Gerçekleştirmeyi isteyip de hep ertelediğim her şeyi yapmış olmalıyım. Belli ki küçük şeylerle başlamışım geleceğe, küçük mutluluklarla. Mesela masamın üstünde her gün o çok sevdiğim orkidelerden olur. Ve ben her gün çalışmaya başlamadan taptaze kokusunu içime çekerim. Her şeyi resmeden penceremin önündeki masamda oturup, güneşin doğuşuyla sevinir, fırtınalarla, çakan şimşeklerle öfkelenir, rüzgârın saçlarımı okşamasıyla durgunlaşırım. Yağmurdan sonra gökyüzünü renklerle saran gökkuşağı güzel bir yürüyüşün habercisi olur bana. Kendimi bulduğum uzun ağaçların arasında kulağımdaki müzikle saatlerce yürürüm. En çok da toprağın o huzur verici kokusuna bayılırım. Yüzümdeki sade gülümseme için güzel bir bahane.
Zamanla yarışıp yaşayabileceğim her şeyi yaşıyor olmalıyım. Hiçbir şeyden ödün vermeden, benliğimi yitirmeden, pişman olmadan… Hayatın kaçınılmaz sonuna yaklaştığımda ağzımdan dökülebilecek “keşke”lere yer bırakmıyorum. Hafiften yağmur yağıyor. Bu havaları seviyorum sanırım. Her şey olması gerektiği gibi, peki ya ben? Belki... Şu anda olmam gereken yerde değilim; fakat biliyorum, doğru yol üzerinde sağlam adımlara sahibim. Gökyüzünün ardında açan gökkuşağı manzarama eklenince yapboz tamamlanıyor. Geriye benim rengârenk kanatlarımla gökkuşağına doğru uçmam kalıyor.



önceki eser / sonraki eser