Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:hale997
Eser sıra no:110204eser01


DÜNYAMIN YARINLARI

Takvim yapraklarından her gün bir tane koparırken geçmişin anılarını gizleyen bir günün nasıl geçeceğini düşünürdüm.Ve her geçen gün hayatımdan bir takvim yaprağı uçup giderdi.Ama ben hiçbirini tutamazdım.

Geçmiş hep solgun,mutlu ve hüzünlü kalırdı.Hazanım olan geçmişimi kaplayan yeni mevsimin ilkbahar olmasına inanmak isterdim.Ama her yaprak kalbimi kaplayan endişeyle dolardı her gün.Ve dedeme her baktığımda kopan her yaprağın kalbindeki bir yaprağı soldurduğunu görürdüm gözlerinde.Yaprağın o kopuş sesini duyarken kalbindeki yaprakların birer birer sönüşünü görürdüm.

Bir mum gibi sönerdi hazan bahçesine dönmüş kalbindeki hayat dolu yapraklar…Nedenini anlamıştı sonra sonra,ilk kez o zaman endişelenmiştim.Ve ilk kez o zaman takvim yaprağını elime alırken gülümsemediğimi fark ettim.Kalbim bir hazan bahçesine dönmüştü o an,içinde rengarenk çiçekler açmamış,kuşlar şarkılar söylememiş,çimler yeşermemişti.Kalbim ilk kez o an susmuştu elime takvim yaprağını alırken.

Yapraklar dökülüvermişti birer birer,rüzgar uğuldayarak şarkılar fısıldamıştı bana,çimler sararıp solmuştu üzerlerinde gezinen solgun,sarı yapraklar gibi…Ama sadece bir yaprak düşmemişti.Sımsıkı tutunmuştu o yaprak dalına,hiç sararmamıştı.Ve onun hayatım boyunca asla düşüremeyeceğim bir yaprak olduğunu anlamıştım.Ve o gün ilk defa görebilmiştim gözlerinin derinliklerinde,göstermedikleri aydınlıkları.Öyle derindiler ve öyle anlamlıydılar ki…

Hayatımda ilk kez bir hazanı,gerçek bir hazanı gördüm.Öyle kederli ve üzgün bir hazandı ki…Başka hiçbir hazana benzemiyordu,benzeyemezdi.İçimi kaplayan çocuksu mutluluğun söndüğünü hissettim biranda,dedem gibi.Ve onun hazanını böylesine derin yaşadım ilk defa.Yüzünün her yerine yayılmış kırışıklıklar,ağarmış saçları değildi ona bu hazanı yaşatan.Sevgi dolu kalbiydi.Beni,bizleri öyle çok seviyordu ki bir yaprağın kopuşu bile kalbine hüsran oluyordu.O yaprağın koparken bile çıkardığı sesin onu ne kadar üzdüğünü gördüm.

Kalbindeki tek yapraktı üzüntüsünü azaltan,onu hayata bağlayan…O yaprak “biz”dik,en sevdikleriydik.Dedeme yaşlandığını,öleceği günün yaklaştığını hissedişini,kopan her yaprağın kendisine yaşattığı hazanı unutturan bizdik.Bizim sevgimizdi,tıpkı onun da bize olan sevgisi gibi.Ve pencereden aydınlığa bakarken ilk kez anlayabilmiştim hazanın ne demek olduğunu…
Ve sonra hep gördüm insanların gözlerinde.

Yarınları görmeyi umut ederken “bugün”ü,hatta “bir gün”ü bile göremedim ölü gözlerinde.Umutsuzluğu,kırgınlığı,zayıflığı gördüm.Ne kadar güçsüz olduklarını hissettim.O dimdik duran bedenlerin altında yatan hasta insanları gördüm.Zapzayıf,hareket edemeyen,hiç gücü kalmamış insanları…Çok üzgünlerdi.Ve çok çaresizlerdi.Bugünü değil,”bir günü” bile elde etmek için çabalamıyorlardı.Boşluğa bakıyorlardı,sonsuz bir boşluğa,ne kapkaranlık,ne apaydınlık bir dünyaya…Ve onları her sarstığımda daha fazla kırıldıklarını gördüm.Daha zayıf,daha güçsüzlerdi.Ve daha üzgün…

Gerçeği anlatmaya çalıştım,onları “aydınlatmaları” gereken koyu karanlıklara bürünmüş bir dünyaya sürüklediğim her an daha zayıftılar.Öylesine umutsuzlardı ki…gözlerindeki umudun ölülüğü kalplerindeki bir yaprağı bile hissettirememişti bana.Yoruldum fakat asla direnmekten vazgeçmedim.Her gün düşündüm,yazdım…Ve sonunda ne yapmam gerektiğini biliyordum.O an kalemimin ucunda başı ve sonu belirsiz bir dünyayı tuttuğumu fark ettim.Yazım her satır benim eserimdi,benim dünyamdı.Sevdiğim,istediğim her şeyi yapabileceğim bir dünyaydı bu…Sadece aydınlıkların varolabileceği,haksızlıklara yer vermeyen bir dünya…Sadece aydınlıkların olduğu,kimsenin hata yapmadığı,hatalarından ders alamadığı bir dünya…Karanlıkların asla varolamayacağı bir dünya…Böyle bir dünyanın aslında ne kadar da dengesiz olabileceğini anlamıştım kağıda ilk satırlarımı dökerken…

Dünya sadece iyiliklerin varolduğu bir yer olamazdı…Karanlıklar da olmalıydı…Ve bazı karanlıklar sonsuza dek sükuta mahkum olurken,bazıları aydınlıkları doğurmalıydı…İşte ancak böyle bir dünya “denge”de kalabilirdi.Kalemim bir dünyayı tutuyordu ucunda.Bana ait bir dünyayı…Belki bir gün herkes okuyacaktı dünyamı…Bazı karanlıkların sadece karanlık olmayacağını okuyacaklardı…Ve insanlar benim benimsediğim dünyayı yaşayacaklardı,kalemimin şekle bürüdüğü karakterlere kendilerini sığdıracaklardı,her satırda kendilerini okumanın verdiği mutluluğu ve üzüntüyü yaşayacaklardı.Ve ben onları kendi dünyama çekebilecektim.Düşüncelerimi fısıldayacaktım her narin satırda,kimi zaman avaz avaz haykıracaktım ızdırap dolu satırlarda…

Yaşıyorum,yaşamaya çalışarak,yazarak satırlarımı…Kendi dünyamda…Ve o dünyada artık sadece bir yaprak değil,birçok yaprak yeşeriyor.Kalemimin kağıda çizdiği her satırın yarınım olduğunu biliyorum.Bir gün o satırlar daha çok olacak,yaşattığım bugünü yarınlarda çok kişi okuyacak.Ve benim dünyam her an daha fazla genişleyecek dünyamı yaşayanların umuduyla…Yeni dünyalar kurulacak.Satırlarında gizledikleri hayatın izleriyle…Dedemi daha iyi anladığımı hissedeceğim,bir hazan bahçesine bakarken,seyrederken rengini bilemediğim yaprakları…Ulaşacağım derinlere,umutlu aydınlıklara,satırlarıma aktardığım “ben”i okumanın huzuruyla…


önceki eser / sonraki eser