Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:hayal313
Eser sıra no:110216eser03

HER VAZGEÇİŞ BİR BAŞLANGIÇTIR

Küçüktüm, hayallerimle büyüdüm ben. “Sadriye” demeyi öğrenmeden hayal kurmayı
öğrendim belki de. Bazen kahkahalarımla gösterdim hayallerimi, bazen gözyaşlarımla etrafa
saçtım.

Bütün şehir ayaktayken yıldızları tek tek söndürüp yattım, geleceğimin hayallerini
kurmak için.

Büyüdüm, şimdi ise o hayallerimi kaleme dökme planları kuruyorum. Herkes okusun,
herkes görsün istiyorum. Duysunlar sessiz çığlıklarımı. Nadasa bıraktığım kalbimi açmak ve
onu ummanlar gibi sevgi ile doldurmak istiyorum.

Gelecek kaygısında boğulmak değil, gelecek denildiğinde tatlı bir gülümseme oluşsun
diyorum yüzümde. Ama her hayal gerçek olmaz ya bu da öyle bir şey işte.
Valizini alıp gidenleri değil onu yere bırakıp sarılanları dökmek istiyorum kaleme ya
da hiç gitmesinler. Ama imkânsız işte. Her gelenin bir gidiş vakti vardır. Annem bile yitip
gidecekse bir gün.

“Hayalin ne?” diye sordular bir gün. “Yazılarımı tanıtmak” dedim. Şaşkın bir
gülümseme ile “Yazı mı?” diye sordular. “Evet” dedim. Onlar sayesinde var bu hayalim.
“Sinema-Televizyon” dediler. “Senarist ol sen, okumak yerine izleyelim.” Olumlu yanaştım
bu fikre. Öğretmenlerime de söylediğimde “Tabi neden olmasın?” cevabını aldım ve dünyalar
benim oldu adeta. Hatta hemen okul gazetesiyle başladık işe. Herkes bir sayfa yazıyı vermeye
çalışırken ben yazılarımı dosya dosya vermeye başlamıştım. Hepsi tek tek bambaşka bir
Sadriye tanımaya başladı ve nadasa bıraktığım kalbimi ekme zamanı, kendi merkezimde
benim olan bir dünya kurma vakti gelmişti.

Artık büyüdüğümü hissettim kendi kendime; ama yetmiyordu büyümek, hayatın
zorluklarıyla yüzleşmek. Bambaşka bir şehir, farklı yüzler, farklı ses tonları… Yeni bir hayata
başlamak benim hayalimdi ve başarmıştım. Ama yetmiyordu başarmak yine de her şeye
rağmen ayakta durmaya çalışıyordum. Lâkin kurtarıcı bir ele ihtiyacım vardı. Beni bu
karanlıktan kurtaracak, çaresizliğimi, yalnızlığımı anlayacak bir el. Normal bir el olmamalıydı
bu; çünkü rahatsızlığım gün geçtikçe kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Sonunda
bu elin bir doktor eli olmasına karar verdim. Tedavi şarttı ve öyle yaptım. Onun elimi
tutmasıyla yeniden başladı her şey. Üzerinde bir soru olan bir kâğıt verdi bana. “Gelecek size
ne ifade ediyor?” sorusuna şu cevabı verdim: “Koca bir boşluk.” Bu bir yılgından arda
kalandı. Hayat hayallerimi çalmıştı benden; ama onun yardımıyla tekrar ayağa kalktım ve
yenilmemeyi öğrendim. Bir gün bana “Gözlerini kapa ve önce geçmişini hatırla, sonra
geleceğe dön” dedi.

Çocukluğum geldi aklıma. Hayallerim, okula ilk başladığım gün, annem, babam,
kardeşlerim, mutlu günlerimiz, sevgi dolu bakışlarımız. Onları özlediğim fark ettim. Belki de
tek sorun buydu. Daha sonra lise, arkadaşlarım, ilk deneyimlerim. Sınav günü, o heyecan.
Kaderim kendi ellerimdeydi. Ektiğim dört yılın meyvelerini toplama zamanıydı. Kazanmıştım
istediğim bölümü. Dünyalar benim olmuştu. Annem ve babam sevinç gözyaşlarıyla “Gurur
duyuyoruz” der gibi bakıyorlardı bana ve yeni bir hayat için geride bıraktım onları. Bambaşka
bir şehirdeyim artık. Gerçekleşen hayalimin vermiş olduğu mutluluk, yabancısı olduğum bir
şehirde olmanın korkusu ve geride bıraktıklarıma dair bir burukluk var içimde, yürüyorum
elimde valizim hayallerimin şehrinde.

Çabuk alışmıştım okula. Ama hâlâ bir şey vardı içimde. Ancak zaman unutturmaya
başlamıştı yavaş yavaş. Beğenilen yazılarım, hocalarımla iyi diyaloglarım, yeni
arkadaşlarım…

‘’Peki ya gelecek! Orada neler var?’’ dedi sakince doktor.
Mezuniyeti hayal etmiştim. Fırlatılan kepler, mutluluk, annem ve babam yine
yanımdalar.

Hayata atılma kendi ayaklarımın üstünde durma vakti gelmişti artık. İlk senaryomu
yazıyorum. Kitap dünyasına dalıyorum bazen, bazen fotoğraflar ilham kaynağı oluyorlar.
İçleri dağlayan sefalet, “Kurtarın” diye çığlık atan çocuklar, “Yavrum” diye ağlayan anneler,
sessiz çığlıklar ölümün lanet gibi üzerine çöktüğü aileler. Güneşi özleyen yüzler.
Basılan kitaplarım, çekilen filmlerim. Abartılı bir hayat olmasına gerek yok. Anlatmak
istediklerimi anlasınlar, açtığım kalbimi, düşüncelerimi okusunlar yeter bana. Böyle sürüp
giden üç dört yıl ve aşkın ciddi anlamda kapımı çalması. Bir yılda iyice tanıyoruz birbirimizi
ve her geçen gün biraz daha seviyoruz. “Bu hayatı birlikte yaşamalıyız” diyor bir gün bana,
elinde bir yüzükle. “Evet” diyorum. “Çok mutluyum” diyor ve sarılıyor boynuma. Nişan,
düğün ve mutlu mesut sürüp gidecek uzun bir ömrün ilk yılları, iş, kariyer, aşk derken geçip
gidiyor ve daha sonra minik bir çocuk “Merhaba” diyor bize. Hayatı üç kişi paylaşıyoruz
artık. Sofraya bir tabak daha koyuyoruz. Dünyanın en güzel sözlerini duyuyoruz ondan:
“Anne ve baba’”. Yıllar bizi eskitirken onu hayata hazırlıyor. Elinden tutup okula bırakıyoruz.
İşimizden vakit bulduğumuz her anı onunla değerlendiriyoruz. Artık yeni bir ilham kaynağım
var. Hayallerimi onun üzerine kurmaya başlıyorum. Her satırımda onu anlatmak istiyorum.
Cümlelere sığdıramıyorum adeta.

Büyüyor, büyüyor ve gitme vakti geliyor, bizimle aynı duyguları paylaşmaya
hazırlanıyor. Sonrasında dünyanın ikinci güzel sözlerini duymaya başlıyoruz “Anane, babane,
dede.” Hâlâ ilk günkü gibi aşk dolu gözlerle birbirimize bakıp “Kim bilir belki de gitme vakti
geldi” diyoruz, mutluyuz, huzurluyuz.

Torunlarımı kucağıma oturtup yazılarımı okuyorum onlara, çocukluğumu, hayallerimi
anlatıyorum. Fotoğraflarımı gösteriyorum. Bir hüzün kaplıyor içimi. Ama mutluyum yine de,
mutlu öleceğim ve bir gün gitme vakti geliyor bu dünyadan. Kendi sonsuz boşluğumda sessiz
sedasız koca bir ömrü arkamda bırakarak yol alıp yitip gidiyorum. Gitmeden bir şeyler
istiyorum onlardan “Hep dik durun, asla yenilmeyin, hayallerinizin peşinden gidin, benim için
üzülmeyin mutluyum ben, tek eksiğim sizsiniz, beni unutmayın yılda iki üç kez ziyaret edin
ve başucuma bir demet papatya bırakın.”


önceki eser / sonraki eser