Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:hayat ödülü095
Eser sıra no:110221eser10


ŞAFAK SÖKERKEN KARANLIĞA

Saat 03.57. Bu sefer uykusuzluk değil yatağımdan kaldıran beni. Uçsuz bucaksız yazma isteği. Nereden başlasam ya da o hiç de küçük olmayan koskoca dünyayı satırlarıma nasıl yansıtsam, diye düşünürken bir 16 yaş hayali düştü aklıma.16 yaş halim düştü belleğimin mutluluk tablolarına. Attığım kahkahalarla, hüzünlü damlalar düştü dudak kıvrımıma, tebessüm yarattı 27. çağımda. Aslında daha da önemlisi var; hayallerimi gerçekleştirebilmiş miydim, umduklarımı bulabilmiş miydim eskittiğim bu 11 takvim boyunca.

Özgürlük anlayışımın en yoğun olduğu o deli dolu yaşlarda adaletin bilincindeydim anlasın istiyordum beni herkes, empoze edeyim düşüncelerimi onlara. İşte dur orda! Bir yanlış var bu noktada. Senin düşüncelerini dayatmak, insanlığa bir yerden sonra derin yaralar açar özgürlük kavramında. Bunu da daha sonra fark edecektim çok geç olmadan o mahkeme salonunda hâkim olurken davama. Tek bir amaca hizmet etmiyordu tabii ki hayallerim, olgun düşüncelerimin yanında, hep çocuk kalan bir yanım da vardı, normaldi o yaşlarda. Bu hala böyledir ama ve ben de hep aynı cevabı veririm normal bu yaşlarda. Bir tarafımın hiç büyümeyip çocuk kalması, sebepsiz mutluluklar yaratıyor anlık bile olsa. O zaman da yazardım biraz melankolik, biraz depresif. Bazen de mutlu. Tat aldığını fark ettiren ve bundan dolayı şükreden halinin vaktinin yerinde olmasına.

Daha çok üniversite hayalleri vardı kapımda. Bir yere kapağı atmak, bir yerde sağlam dikiş tutturmak ve kendini sağlama almak. Dimdik durabilmek için yarınlarda. Şimdi düşünüyorum da o günlere baktığımda sonunu bildiğin ve bitmesine ya da batıp gitmesine engel olamayacağını fark ettiğin geminin ardından filikada boş yer bularak sağlam limana ulaşmak gibiydi hedefim. En azından şu an öyle geliyor bana. Bir de ailen var tabii bu sırada. O limana ulaşsan da ulaşamasan da onların seni her zorluğun içinden kurtaracağını bilmek, daha kararlı adımlar atmanı sağlıyor adeta. Daha sıkı sarılıyorsun bu savaşa. Üniversiteye girdiğim ilk gün geliyor aklıma. İlk adım atışım, ilk basışım o bambaşka dünyaya. Hiç girdiğinizle çıktığınız bir oluyor demeyeceğim birtakım sosyal faaliyetlerin yanında zor da olsa vaktinde tamamladım bu zorlu sınavı da.

Tiyatro! Lise yıllarımdan tanıştığım tiyatroyla birbirimizden ayrılamaz bir bütün olduk bu yıllarda. Bazen dinlenmek, sevdiğiniz işi yapmanın verdiği gururla bazen de insanların yüzünde mutluluğu yakalamak amacıyla. Yutuyorduk sahnenin tozunu ve karşı koyamıyorduk bu karşılıksız mutluluk oyununda. Aynı zamanda dergi çalışmalarım da vardı. Kalemi güçlü yazar, diye anılıyordum. Arkamdan bu şekilde hitap ediyorlardı. Koridorlardaki o seslerin yankısı zihnimde hala…

İlk aşk . . .

Bir pazar sabahı boğazda. Ne ben kitaplarımı düşürdüm, toplarken göz göze geldik onunla, ne de nefretten doğan bir aşktı bizimkisi sözüm ona. Elinde bizim dergiyi gördüm ardından da yazımın üstünde aldığı notlara biraz daha dikkatli bakınca övgülerin yanında eleştirel yaklaşımla. Ben hazmedebilir miyim her ne kadar eleştiriye açık olsam da? Oturdum banka. Gelişigüzel bir konuşmayla hem böldüm hem de daldım düşüncelerinin ortasına. Belki sonra düşlerine de hakim olmuşumdur karşılıklı anlayışla. O gün bugün tartışırız hala. O yazdıklarımın üstünde notlar alır ben de arkasından oturur yanına düzeltmelere başlarım istisnasız her pazar sabahında gülüş ve kahkahalarla.

Üniversitede aile özlemi başka oluyor ama. Ne annenin kucağını ne de baba ocağını bulabiliyorsun çoğunlukla. Eve her gittiğimde daha bir özlemle sarılırdım onlara. Annemin gözyaşlarını tutamadığını hatırlıyorum tıpkı mezuniyet törenimde olduğu gibi iş hayatına ilk adımımı attığımda da. Babamın da göğsü bir başka kabarmıştı sanki gözlerinden okunuyordu mutlulukla. Önceleri korkmuştum. Yanlış karar verirsem günün birinde terazideki o kefenin yükü mü yoksa vicdanım mı daha ağır oyun oynayacaktı bana? Ama şimdi rahatım ikisi de dengede ve huzurla atıyor kalbim, kapıdan her çıktığımda heyecanla varıyorum doruk noktasına. Ne istiyordum ben 16 yaşımda? Mutluluğun içimden başka bir yerde olmadığını bulmak, arada hüznü de tatmak ama sevdiklerimle olmak ve neyi amaçlıyorsam ona ulaşmak. Kaybettiklerim olmadı mı; oldu tabii, birkaç dost, birkaç akraba… Onların yarası ayrı ve ölen ya da giden kim varsa sen kaldıkça yerinde hayat devam ediyor oysa. En çok da bu ürkütüyor beni. Hem üzülüyorum onlara hem de hatırlanamamaktan korkuyorum uçsuz bucaksızlıkta. En önemlisini söylemeyi unuttum o kadar şeyin arasında. Hani bir gün hiç kimsenin hatırına düşmeyeceğin, hatırlanmayacağın bir acı gibi saplanır ya bağrına. Unutulmamak, hep hatırlanmak, iyi şeylerle anılmasıydı adımın yarının gelecekleri tarafından birkaç yüzyıl sonra da. Bunu söyleyerek çok mu ileri gittim yoksa? Yine kendi cevabımı kendim vereceğim. Hayır, hiç de değil kim unutulmayı sindirebilir ki hele bazen çocuksa.

Ben fark etmedim yazarken zamanın uçup gittiğini. Gün sökmüş, yağmurlu bir geceden sonra güneş açıyor, yeni mutluluklar müjdeliyor bu sabaha. Kalemimin kırıldığı nokta! Tadında bırakmak gerek bazı şeyleri, yazacak çok şeyin bile olsa. Birçok hayalimi gerçekleştirdim ben ve hala hayal kuruyorum. Çünkü biliyorum ki onlarla büyüyorum, bir güvencem de onlar yarınlara. Tanıtacağım kendimi, tanıyacak beni tüm dünya. Adalet dağıtırken değil belki ama hayallerimi yaşatırken sonsuz yarınlarda. Bir şeyi istemekle, bir insanı sevmekle başladığını her şeyin öğreteceğim onlara 27. çağımda.
Mutlu hayaller dünya !


önceki eser / sonraki eser