Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:hürriyet111
Eser sıra no:110223eser03


HAYAT MÜCADELEDEN İBARET

Çeşitli filozoflar hayatı farklı farklı anlatmışlardır. Bu anlatımlar içerisinde modern çağların getirdiği bir yalnızlıkla, tüm cevapları kendinde aramaya çalışan insanların ilgi gösterdikleri ve son dönemlerin moda tabirlerinden biri var: “Hayat, insanın kendi içinde yaptığı bir serüvendir. İnsan kendini keşfedebildiği ölçüde insandır.” Bu önermeyi haklı bulduğumu söylemeliyim. Sonuçta “gideceği yönü bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr yardım etmez”. İnsan kendini tanımalı, yeteneklerini ve neler yapmak istediğini çok iyi bilmelidir. Çünkü yaşam süresi kısadır ve insan dünyaya bir kere gelir.

Ben, kendimi tanımaya yeterli vakti ayırdığımı söyleyebilirim. Kendi içimde çıktığım serüvende karşıma pek çok yanıtlanmayı bekleyen soru çıktı. Bir soruyu cevapladığımda, yeni bir soruyla karşılaşıyor ve onu da cevapladığımda başka bir soru çıkıyordu karşıma. Bir süre sonra bunun, bir tür kısır döngü olduğunu fark ederek, kısır döngüyü bir kenara bırakıp, öğrenmeyi zamana yaymaya karar verdim.

Orta gelirli bir ailenin çocuğuyum. Ne hayattan şahsım adına çok büyük nimetler bekliyor, ne de sefil bir yaşam sürmeyi planlıyorum. Siyaset biliminde, orta sınıfa mensup insanların siyasete daha çok ilgi duydukları, içinde bulundukları durumu daha iyi değerlendirdikleri genel kabul gören bir gerçektir. İdarede, hukukta, ekonomide haksız gördüğüm pek çok nokta var. Toplumumuzun genelinin de pek çok konudan rahatsız olduğunu görüyor, duyuyor ve okuyorum. Ancak rahatsız oldukları durumları düzeltmek için bir tek adım dahi atmamaları karşısında büyük bir şaşkınlık duyduğumu söylemeliyim. Yahu, insan nasıl olur da, rahatsız olduğu bir durumla yaşamayı kabullenir? Yani bir insan elinde temizlik malzemeleri olduğu hâlde niçin tozlu bir odada yaşasın? Akıl almıyor gerçekten...

İnsan hayatı boyunca bir şeylerin mücadelesini vermeli. Bugünlerde gençlerimizin popüler kültür "star"ları kadar bile umursamadığı ya da sadece adına saygı duydukları önderimiz Atatürk, gençlerle yaptığı bir konuşmada “Hayat, mücadeleden ibarettir.” demiştir. Gerçekten hayat, her alanda mücadele mânasına gelir. İnsan her an bir şeyler yapar, yaratır ve bunları insanların beğenisine sunar. Bu beğeniyi kazanmak için sıkı bir mücadele vermek zorunda kalır bazen. Hayatta insanı en mutlu eden şey, deliler gibi tüketmek, eğlenmek değil; aksine üretmek ve beğeni kazanmaktır. Bu yüzdendir ki, bir şair yazdığı şiirleri not defterinde saklı tutmaz, geniş kitleleri ulaşması için yayınevlerine gider. Neden basılan kitaplarından iyi para kazanan bir şair, kazandığı parayla eğlence hayatına atılmaz da yeni şiirler yazmak için kendi köşesine çekilir? Cevap çok basit: Yaratmak insanı sıkmaz. Oysa, eğlencenin fazlası insanı bir süre sonra bunaltır. “Ben ne yapıyorum?” sorusunu kendisine sormasına neden olur.

Uzak gelecekte, kendimi bir dans pistinin ortasında harikalar yaratırken değil; bir gazetenin çok okunan bir köşesinde, milyonların katıldığı mitinglerin vazgeçilmezi olan kürsülerden birinde, parlamentonun baş köşesinde ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda görüyorum. Mücadele veriyorum. Bir şeyleri düzeltmeye çalışıyorum. Sesim yükseliyor birden bire “Yurtta sulh, cihanda sulh!” diye haykırıyorum. “Hayır efendiler, bu iş böyle olmaz... Bakınız, demokrasi oy kullanmak değil, hak aramaktır.” diyorum.

Yakın gelecekte ise üniversitedeyim. Türkiye'nin gözde üniversitelerinden birinde öğrenim görüyorum. Fikirlerim ve inançlarım doğrultusunda mücadele veriyorum. Üniversitedeki bir fikir gazetesinin baş yazarıyım. Öğrencilere yapılan haksızlıklara karşı yürüyüşler düzenliyoruz. Ülkemizin parlak geleceğini, bizim neslimizin sağlayacağını iddia eden parlak nutuklar atıyorum.
“Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz.” sözünü okuyorum günün birinde. Tüm hayallerim gerçekleşmiş, köşeme çekilmiş bir ihtiyarım tabii. Gözlerim doluyor. “Hayır efendim, onu değiştirdik biz.” diyorum gururla... “Türkiye'de hiçbir başarı ödülsüz kalmaz.”

“Özür dileriz yitip giden nesiller, fikirlerini savunurken kör kurşunlarda, hain tuzaklarda kaybettiğimiz aydınlar... Sizleri koruyamadık biz. Çok pişmanız. Ama artık aklımız başımızda, en ufak kıpırdanma rahatsız ediyor bizi artık.” Elin Batılısı bakıp parlayan hilalimize “Ve işte parlıyor Doğuda bir hilal! Niye durduramadık şu Türkleri? Rüşvet vermediniz mi? Ambargo uygulamadınız mı?” diye hayıflanıyor... Sorumlu arıyor; ama ne çare? Türk gençliğinin önünde kim durabilmiş ki; rüşvet dursun, ambargo dursun...

“Hem bir tek elmadan,
hem süpürülen topraktan,
hem zindandan dönen insan ruhundan,
hem kitlelerin daha güzel günler için savaşından,
hem bir tek insanın sevda kederlerinden bahseden
şiirler yazmak istiyorum,
hem ölüm korkusundan,
hem ölümden korkmamaktan

bahseden şiirler yazmak istiyorum.” diyen Nâzım Hikmet, aslında tam da demek istediğimi özetliyor. Belki şiir yazamıyorum. Ama Nâzım'ın yazdığı şiirleri hayata geçirmek, tüm insanlığı hürriyet için, eşitlik için, kardeşlik için kavgaya çağırmak istiyorum.

Bugün 17 yaşındayım. Liseliyim, yani geleceğime dair plan yapmam yasak. Ne yazık ki, önümüzdeki yıl kendimi geliştirebilmek, enerjimi farklı alanlarda değerlendirmek yerine 1 milyon akranımı sınavda geride bırakabilmek için ter döküyor olacağım. Aklıma babaannemin, okuldan eve geç geldiğim zamanlardaki yakınması geliyor, “Vah vah, şimdiki çocukları yörük atı gibi koşturuyorlar...” Daha vahimi, geleceğim pamuk ipliğine bağlı. Önümüzdeki yıl üniversite sınavına kusursuz bir hazırlanma sürecinden geçsem ve sınava bir hafta kala gerçekten üzüntü verici bir haber alsam, ne olacak? Bir yılım boşa gitmeyecek mi? Bu da demek oluyor ki; bu kâğıda yazmakta olduğum ve yazdığım her şey hoş birer temenniden ibaret. Biraz da isyan döktüm bu kâğıda.

Kelimeler birleşirler de, biz insanoğlunun yapamadığını belki onlar yapar diye.



önceki eser / sonraki eser