Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:inci199
Eser sıra no:110221eser12


DÜNÜM BUGÜNÜM YARINIM . . .

18/ 05/ 1995 tarihinde Denizli’de dünyaya gelmiş 16 yaşında bir gencim. Tarihimin, kültürümün ve geleneğimin geçmişten bugüne bir uzantı olarak yetiştirilmiş; ülkemin geleceği, yarınlarımızın teminatı olarak görülen her genç gibi, benim de hayallerim, kaygılarım ve umutlarım var…

Ben,

Gelenekten yetişmiş, ancak çağdaş yaşamın sıkışıtrdığı, ergenliğin fırtınalı rüzgârında; hayat bilmecesini çözmeye çalışan bir CumhuriyetÇçocuğuyum… Daha doğrusu bir cumhuriyet altını gibi ışıl ışıl parlayan; vatanın kutsallığını, özgürlüğün kıymetini bilen bir Atatürk torunuyum…

Ah, benim dünüm, bugünüm ve yarınım!

Ne kadar çabuk geldi geçti yıllar.“ Göz açıp kapayana kadar “ deyimi işte tam yerine oturdu. Daha dün beşikteydim; her şey güzeldi. Dünyaya pembe gözlüklerimle bakıyor, emziğimle selamlıyordum. Şimdi ise, her şey karışık, her şey kördüğüm…

Sanırım artık büyüdük, yani omuzlarımıza tonlarca yük bağladılar. Peki, biz bunu istiyor muyduk? Ben şahsen istemezdim. Böyle bir dünyada, böyle yaşam şartlarında ve sıfırın altında bir hayat aklımın ucundan geçmemişti. Sizce kim ister böyle bir dünyada yaşamayı? Eskisi gibi yaşanacak hiçbir şey kalmamış, her şey maziye gömülmüş gibi… Nerde o eski insanlar? Nerde o eski aşklar? Nerde o eski gelenekler? Söyleyin, hangi canavar çaldı hayallerimizi? Kim boyadı pespembe güzel dünyamızı siyaha?

Eski insanlar böyle miydi? Acıma duygusu vardı; sevgi, hoşgörü vardı. Birbirlerine gönüllerini açmış gerçek dostlar vardı. Her şey parayla ölçülmüyordu. Para insanların değil, insanlar paranın efendisiydi. Eskiden değerleri, gelenekleri, dostluklarıyla mutlu; kıt kanaat geçinen huzurlu insanlar vardı. Bugün ise, imkânlar bol, çeşitlilik bol ancak değerler, dostluklar kıt. Bu yüzden gençliğin gözünün içi parlamıyor; bir bezginlik her yani sarmış, dünya eskisi gibi değil.

Geçmişime baktığımda her şey şiir tadında ölçülü, her şey aşk kıvamında anlamlı. Tarihim şanlı zaferlerle dolu. Atalarım bir avuç toprak için toprağa düşmüş. Vatanım, bayrağım kanla sulanmış; kanla, canla alınmış ve biz yeni nesillere bırakılmış. İnsanlarım görünmez zincirlerle bağlanmış birbirlerine. Milletimin gönül bahçesinde geleneklerim, haylaz çiçekler gibi boy verip, filizlenmiş. Her ne yana baksam geçmişimin izleri vuruyor yüreğime. Ve ben bugün limon tadındaki limoni ilişkilerini; kalabalıklaşan ve kalabalıklaştıkça da birbirinden kopan, mesafeli toplum hayatını istemiyorum.

Eski insanlarda ayrı bir şey var, böyle sihir gibi; değişik, tarif edilemez bir şey… Bu sihri yapan, insanlara huzur veren, hayatlarına anlam katan o peri, bizim için de yapar mı acaba o eşsiz büyüyü? Bence günümüz gençliğinin gerçekten bir sihre ihtiyacı var.

Çalışmak, verimli olmak aslında işin gizli anahtarı. Ancak öyle bir nesil yetişiyor ki, hayat bilmecesini çözememiş; yaşam labirentinde kaybolmuş; hayata 1–0 yenik başlamış bir nesil…
Öyle bir nesil ki dört yandan teknoloji canavarının pençeleri ile sarmalanmış, bilgisayar başına kilitlenmiş, asosyal, düşünemeyen, konuşamayan, araştırmayan, merak etmeyen bir nesil…

Bilgisayar, televizyon, diziler, reklâmlar, bizleri tüketim toplumu yapmaya çalışan; bizlere dayatılan yapay bir kültürün neferleri… Sonuç: Tek tip insan… Öyle dayatma, öyle boş bir kültür ki, içinde çalışma, emek, başarı gibi kavramlar asla yok.

İşte biz gençler teknolojiyi böyle amaçsız kullandığımız için, bu canavar sürekli büyüyor, bir eğreltiotu gibi her yanımızı sarıyor. En önemlisi de yüreğimizdeki insani değerlerimizi, sevgi, saygı, dostluk gibi, çalışkanlık gibi manevi bağlarımızı bir bir çözüyor.

Bilgisayar başına kilitlenmiş; yemeyi, içmeyi, konuşmayı unutmuş; tamamen grileşen, mekanikleşen, maddileşen hayatı ile, robotlaşan ruhlar ve bedenler. Ben robotlaşmak istemiyorum. Düşünmek, konuşmak ve iletişim kurmak; sosyal olmak istiyorum. Beni hayvanlardan ayıran en önemli özellik bu değil mi? Ben sanal âlemlerin, sanal ilişkilerinin esiri olmak istemiyorum. Ben bilgisayarı, cep telefonunu amacı dışında kullananmaya “ Hayır “ diyorum…

Bizler toplum olarak bazı şeyleri merak ediyor, araştırıyoruz. Bazı konularda uyanığız. Hangi konular mı? Bir düşüneyim… Mesela Facebook , Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinden insanları izliyor, merak ediyor ve takip ediyoruz.Ne yaptıklarını görmeye çalışıyoruz.Ayrıca televizyonlarda Evlilik programlarına, kişinin özel hayatını deşifre eden programlara meraklıyız.Hiçbir şey bulamazsak yanıbaşımızdaki komşumuzun hayatına bardak dayayıp özelini öğrenmeye çalışıyoruz.Biz , toplum olarak neden daha verimli daha faydalı işlere yönelmiyoruz? Gözümüzün önünde uçuşan hayallerimizi, kaybolan emeklerimizi; yitip giden zamanımızı görmüyor muyuz? Neden verimli olmak; ülkemizi ve dünyamızı korumak için kılımızı kıpırdatmıyoruz?


İşsizlik, ekonomik kriz hayatımıza damgasını vurmuş ve geleceğimiz kararmış durumda. Hayallerimiz, meslek ve kariyer umutlarımız rafa kalkmış. Zaten SBS, LGS, YGS, KPSS gibi sonu “S” ile biten sınavları da eklersek gençlik çökmüş durumda. Üniversiteyi kazanmakla bitmiyor her şey. Asıl sınav okulu bitirdikten sonra başlıyor. Hayat zaten ağır iken bir de işsizlik çöküyor omuzlarımıza. Biz, Türk Gençleri nasıl hayal kurup, geleceğe nasıl ümitle bakalım?

Bütün bu şartlar gençleri olumsuz etkiliyor, stres, bulanım, depresyon gibi kavramlar sızıyor hayatımıza.

Şimdi ise biraz gönül meselelerinin kulağını çekelim. Nedir bu döneklik ben çözemedim. Bir insanı severken, diğerine nasıl” Aşkım” diyebiliyorsun? Bu ikiyüzlülük değil de ne? Hiç yakışıyor mu bizlere? Leyla ile Mecnun görseler ne derlerdi? Yazık düştüğümüz duruma. Teknoloji çağı dediysek kalkıp da aşkı sevgiyi mesaja çevirin demedik. Aşklar da fason oldu hadi hayırlısı. Sayın karşı cinsim size sesleniyorum: Biz kızlar bir insan evladıyız biz de insanız. Önemsenmek bizim de hakkımız . Sevmek ve sevilmek istiyoruz; aldatılmak değil. Unutmamanızı istediğim bir şey var; Sizleri kim dünyaya getirdi? Evet, sayın hemcinslerim nedir şu” Emocuk”? Lütfen doğal olmak varken, boya küpüne düşmeyin; her şeyi dozunda yapalım ve karşı cinse gösterdiğimiz yoğun ilgiyi biraz kesersek, daha sağlıklı olacak sanırım. Yoksa doğum oranları %100 artacak. Bilmem anlatabildim mi?
İnsana reva görülen en büyük ceza en büyük işkence yitip giden, kaybolan, geçmişte kalan, geri gelmeyen zamanlarıdır.

Bir zaman gelecek ki gençlik yitip giden zamanlarının, ardından bakakalacaktır. Ben gelecekte sokaklarda dolaşan, köşe başlarında, ellerinde açtıkları şapkaları, gelenden gidenden boşa geçirdikleri vakitlerini dilenen bir ihtiyar olmak istemiyorum.

Ben gelecekte her anını dolu dolu geçirmiş; hayatının anlamını yaptığı işlerle doldurmuş mutlu bir insan olmak istiyorum. Çünkü biliyorum ki en mutlu ihtiyarlar gençliklerini anlamlı ve dolu dolu yaşayanlardır.




önceki eser / sonraki eser