Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:kanadımdaki son tüy321
Eser sıra no:110209eser01


ÇOCUK

Kaç kere çalıştırmışımdır ki şu çamaşır makinesini? Kaç kere yemek yapmışımdır; tuzunu biberini unutmadan yahut dibini tutturmadan? Kaç sefer girmişimdir ki şu fatura kuyruklarına? Veya kaç kere düşünmüşümdür ay sonu-nun nasıl geldiğini, maaş gününün nasıl beklendiğini?
Dışarıdan bakınca büyümüş görünürüz birde. Kırk üç numara botlar veya otuz sekiz numara topuklu ayakkabılar yeter buna. ‘Kocaman adam olmuş.’ derler. Doğrudur, kocaman olmuşuzdur. Ama adam olabilmiş miyizdir? O kadar kolay mıdır adam olmak?O kalıplarımızın altında ne çocuklar koşuşturmaktadır da kimsenin haberi yoktur.

Ben, üzerimdeki elleri hissedebiliyorum. Beni koruyan aynı zamanda zincirleyen, gözlerimi kapatan elleri hissedebiliyorum. Oysa tek başıma kaldığımda hangi el yetişebilecek bana acaba? Gözlerim bu eller yüzünden hep karanlıkta kaldı. Bu yüzden güneşe çıktığımda kör olacağımı biliyorum. O zaman hangi gölgenin altına sığınacağım acaba?

‘Yıldızlar inmezse gökten
Veya koparsa düğmesi gömleğinin
O zaman anlarsın gerçekleri
Artık annen de kurtaramaz seni’

Dünyanın her tarafından akan sığlıklarda kaybolmak istemiyorum. Maddiyat, bir pislikten farksız. Nefes almak kadar da vazgeçilmez… Düşüncelerim, bazen dünyayı kurtarmak kadar basit; bazense bir sokak çocuğunu kurtarmak kadar derin ve umutsuz. O ki şehrin göbeğinde kağıt mendil satan çocuktur.İçi süslü mağazalarla dolu alt geçidin merdivenlerini her çıkışımda gördüğüm çocuktur. Ne on santimlik topuklar yeter onu oradan çekip çıkarmaya, ne de gömleklerimizin markasıyla karnı doyar bu çocuğun. İşte size kimsenin kurtaramadığı dünya…

Öte yanda bütün bunların içinde, gelecek deyince istisnasız her zaman aklıma takılıp kalan tek bir mesele vardır. Bugünlerde -ismi lazım değil- bazı sınavlara çalışıyorum. Bunların meselesi işte. Belki de açıklamam gerekir bunu: Güneş her gün ikindiden sonra batmaya gider.Onun son ışıkları da pencereme, kapalı perdelerime vurur. İşte benim masamdan kalkıp da o kızıl gökyüzünü görmemi engelleyen sınavlardır bunlar. Önümde yığılmış kitaplarsa amaçlarıma giden merdivenlerden çok önümü kapatan duvarlara benziyorlar. Tırnaklarımla kazımadıkça bu duvarları geçemeyeceğimi de biliyorum. Ve bugünlerde bir roman alabilmek için yavaş yavaş bütün masallarımı satıyorum.

Oysa bütün bu karamsarlıklar içinde bile şansımı göremeyecek kadar aptal değilim. Küçükken yemek beğenmediğimde mutlaka yaşlı biri çıkar: ‘Açlığı görmediniz ki siz.’ diye kızardı. Evet, açlığı görmedik biz. Benim yemeği ağzıma attığım her kaşıkta Afrika’daki çocuğun karnı, açlıktan biraz daha şişmektedir. Benim çözdüğüm her test kitabında reşit olmayan iki genç daha evlendirilmektedir. Ve benim soğuk ellerimi okuldaki kalorifer peteğine her dokunduruşumda o sokak çocuğu biraz daha üşümektedir.

Ben şimdi okyanusun ortasında bir yerdeyim. Kara çok uzak. Bu yüzden önceden düşünmemeliyim orasını. Yoksa sahile çıktığımda sadece düşüncelerimi görürüm. Belki Amerika’yı keşfederim de Hindistan sanarım. Gemimin iskambil kağıtlarından yapılmış olmasının da şimdilik bir önemi yok.

Sonuçta kazansam da kaybetsem de, oynadığım onların oyunu; uyduğum da onların kuralları olacaktır.

Yol çok uzak, hep çok uzak
Bu toprakta herkesin ayakları çıplak
Deseler de bize:’ haliniz acınacak’
Özgürlüktür kalbimizi yakacak
Ve sonu ancak saf zafer olacak
Kağıtlarımızda coşacak
Kalemimizin ucunu kıracak
Büyüyecek, haykıracak ve sonunda…
Beni de içine alacak.


önceki eser / sonraki eser