Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:karamela sepeti489
Eser sıra no:110221eser14


GÖKKUŞAĞI

Kimi zaman soğuk, kimi zaman sıcak, kimi zaman mutlu, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman geçmişe duyulan pişmanlıklar, özlem, kaybettiklerinin üzüntüsü, kimi zaman geleceği kaygıyla bekleyen gözler, kazanacaklarının heyecanı.. Dünü unutup yarına umutla uyanmak, daha kararlı bakmak...

Öyle ya, daha dün gibi, yarın gibi... Zaman geçiyor hatta saatin her tik tak edişi, insanın canını acıtıyor olsa da herkes için geçiyor ama benim içinde geçiyor.Hani şimşekten sonra nispet yapar gibi gökkuşağı çıkar ya, bende bütün hüzünlerime bir gökkuşağı gibi gülümsemek istiyorum. Küçükken palyaçolardan çok korkardım. O tatlı, canlı, renkli yüzden niye korktuğumu hiç bilmiyorum. Herşeyi bir kenara bırakıp o minicik yüzleri nasıl da güldürebiliyorlar? Yüzünün renkli olması onun hep güleceği anlamına gelmez , unutmuşum! En çok yağmurlu bir günde palyaço görmek isterim doğrusu...

Çalışma masamın üzerindeki saatin sesi, duvarımda parlayan yıldızların ışıltısı eşlik etti çalışmalarıma fakat hiçbirisi annemin yaptığı o minik kurabiyelerin yerini tutmadı.Hayatımda, annem, babam, kardeşim hep birlikte el ele yürüdük ve hiçbir zaman yalnız bırakmadılar beni.Kalabalık bir çevremin olması hüzünleri, sıkıntıları beraberinde getirdi.Dünyanın her yerinde olduğu gibi bütün sıkıntıların, hüzünlerin üstesinden gelen sevgi, bizim hüzünlerimizin de üstesinden geldi.

Artık sonunu göremediğim merdivenime dört elle sarılmak ve adım adım, emek emek yürümenin zamanı… İnsanın geleceğinin, hedeflerinin, taşırmadan dolduracağımız kutucuklara bağlı olması aslında ne garip.Şimdi bana doğru yaklaşan ve çok yakın gelecekte burada, beni almak için gelen tren… Her ne kadar görkemli bir o kadar da ürkütücü görünse de ben biliyorum, o tren kimi ayrılıklara, kimi ideallere, kimi mutluluklara götürecek olan tren.Bu tren sesiyle kulaklarımı, görüntüsüyle gözlerimi de korkutsa almış olduğum eğitim, göstermiş olduğum gayret beni bu trene binmekten korkutmuyor. O trenin en güzel kompartımanında yer almalıyım ki gideceğim istasyona varabileyim. Rengi siyah, içi toz pembe hayallerle dolu…
Evet! Kendi çizdiğim, tasarladığım hatta boyadığım bu hayatta benim, binayı oluşturan o binaya umut veren bir mimardan farkım yok, bir hayat dizaynı.Aslında ben bir mimar olmak istiyorum. Göklere uzanan gökdelenler gibi… Bununla birlikte o evlere bir hayat inşa ettiğimi biliyorum. O yüzden daha güçlü temeller atmam lazım ki bir depremle yıkılmasın…

İnsanların bir ömür geçirecekleri yuvalarına kendi yaşadığım umutları vererek işimi içimden gelerek yapıyorum.

Zaman nasıl da geçmiş! Şu an her köşesinde fotoğraflarımın, anılarımın, çocukluğumun asılı olduğu kendi çizdiğim, şekil verdiğim evimde oturuyorum. “Şimdi annemi daha iyi anlıyorum.” derdi annem. Demek annemi anlamam için anne olmam gerekiyormuş. Doktor desem doktorum, öğretmen desem öğretmenim öyle ya kimi zaman hizmetçi, kimi zaman da aşçıyım, kimi zaman da bir bekçiyim…


önceki eser / sonraki eser