Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:kestane101
Eser sıra no:110223eser04


HER GÜNÜYLE YAŞAM

“Ölüm kadar çabuksa eğer yaşamak / Hiç doğmamayı isterdim ama / Bir kere doğmuşum ölmek yasak” demiş Attila İlhan. Küçük bir yürekte, yaşam gibi büyük bir olgunun karşılığı ne olabilir ki?

İnsan kendi geleceğini kendisi yazarmış; kendi mutluluklarına kendisi sahip çıkar, acılarına katlanabilmeyi kendisi öğrenirmiş. Bir gün gelir de “Neden?” diye soracak olursa benliğine, işte o an tüm büyü bozuluverirmiş. Çünkü hayatını doya doya yaşayabilen kişi, bunları düşünmeye zaten vakit bulamazmış. Çok zamansızca olurmuş insanların yanıldıkları noktayı, daha önce fark edemedikleri pürüzü görmeleri: ‘İnsan, hayatının tüm zamanlarında mutlu olamaz!’ En şanssız olduğu anlarda bile, ararsa bulacağı bir umut daima vardır. Sahi, tek bir insan var mıdır dünyada acıyı tatmamış daha? Tek bir insan var mıdır yüzü gülmemiş hayatta?

Yaşam dediğin, senin acı ve tatlı günlerinin birleşiminden; pişmanlıklarından çıkardığın derslerden, verdiğin sınavlarda yararlandığın bu tecrübelerden, seni olgunlaştıran talihsizliklerden ve en sonunda yakaladığın mutlulukla geçmişe çektiğin çizgiden oluşur. Ne yazık ki insanların akıllarında kalan yalnızca mutlulukları olur; kimse bilmez asıl mutluluğun kötü günleri atlatabilme yeteneği olduğunu. Yaşam her günüyle yaşamdır, her günüyle özeldir. İnsanın asıl mutluluğu yakalayabilmesi de bu bütünü bölmemekle mümkündür. İnsan hayatını her yönüyle sevdikçe; ertelemeden, korkusuzca, eksiksizce yaşadıkça, göğüs gerebildiklerini görüp, zaaflarına teslim olmadıkça mutludur.

“Çoğu zaman, kelimenin gerçek anlamıyla acıyla farkına varıyorum ki, anlatmak istediğimin yirmide birini bile anlatamadım.” Dostoyevski’nin bu sözleri aslında yapamadıklarından değil, yapmaya vakit bulamadıklarından kaynaklanır. Bütün zamanını bir şeyler keşfederek ve keşfettiklerini çevresine öğretmeye çalışarak geçiren bir insan için bile zaman asla yeterli değildir. Hala yapacak çok iş, yazacak çok satır vardır.

Keşke her şey masallardaki gibi kesin çizgilerle ayrılsaydı birbirinden. ‘İyi’ ve ‘kötü’, ‘doğru’ ve ‘yanlış’, ‘gerçek’ ve ‘yalan’… Keşke hayat da ‘güzel’le ‘çirkin’i, ‘korku’yla ‘özgüven’i ayırabilecek kadar cesur olsaydı. O zaman insanların mutluluk ve hüzün arasındaki ince çizgide kaybolmaları zorlaşırdı; hayattan korkmak ve kendine güvenmek gerçeklerinin aslında birbirini tamamladıklarını görmeleri imkânsız olmazdı.

Hayat herkes için aynı mıdır, tek fark bakış açıları mıdır, karamsarım; ama bakış açısının insanın gülümsemesinde başlı başına bir etken olduğunu söyleyebilecek kadar da realistim. Yaşadığım her şeyi tekrar hissetmeyi, kıymetini bilmediğim veya bana kıymet bilmeyi öğreten her olayı baştan yaşamayı, her şeye meydan okurmuşçasına daima gülümsemeyi, hayatın acımasızlığını ayaklar altına alarak başım yukarda devam etmeye çalışmayı ve tüm bunların sonunda anlamsızlığa hükmedermiş gibi cesur hissetmeyi; herkesin büyüme hevesine ve zamanın korkunç hızına inat hep çocuk kalmayı istiyor ve hemen ardından bencillikle suçluyorum kendimi. Zaman herkese eşit verilmez miydi? Bilinçli kullandığın kadar özgürdün öyleyse, özgür olduğun kadar bireydin. Ve kendini tanıdığın kadar hissedebiliyordun kalp atışlarının sesini.

İşte bu yüzden gelecekte her ânımı hatırlamayı, geçmişimi unutmamayı diliyorum. ‘Keşke’lerin olmadığı, sıradan bir hayat; elimde kendi dünyamın replikleri, aklımda yönetmenini kendim belirlediğim kısa hayat filmim. Hatırladıkça gülümsemek, gülümsedikçe yeni bir dünya keşfetmek istiyorum. Ve düzeltiyorum: Benim hayatımda ‘hayal’ ve ‘gerçek’ hiç olmadığı kadar ayrı birbirinden. Hayal ettiğim her şeyi bir gün gerçeğe çevirebileceğime hâlâ inanıyorum.



önceki eser / sonraki eser