Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:kitapayracı667
Eser sıra no:110216eser01

DÜŞ MİSALİ

Bir an için gözlerim sudaki titreşen yansımama takıldı. Beyaz ve gri tonlar arasında gidip gelen buklelerim, rüzgâr eşliğinde oradan oraya savruluyordu. Yüzümde belli belirsiz çizgiler görüyordum ve sanki “İyi pazarlar” mesajı vermekteydiler. Başımı kaldırdığımda otuz yedi yıllık eşimle göz göze geldik. Bu şevkat dolu bakışı çok iyi tanıyordum. O bakışa eşlik ettiğim zamanlarda, bana olan sevgisini iliklerime kadar hissederdim.

Akan nehrin güzelliğini izleyerek ve o muhteşem su sesini dinleyerek kayığımızla yavaşça ilerliyorduk. Uzun kavak ağaçlarının arasından bize ulaşmaya çalışan güneş içimizi ısıtıyor, benim yüzümde ufak bir tebessüm oluşmasını sağlıyordu. Altmışlı yaşlarımda benim için huzurun kelime anlamı tam olarak buydu. Her pazar sabahı nehirde o minik kayığımızla dolaşmak, eşimin de benim de vazgeçilmezi olmuştu. Şehir hayatından uzaklaşmak, hem sağlımız açısından hem de birbirimizi dinlemek için büyük bir fırsattı. Sabahları, bahçemizde yetiştirdiğimiz minik domatesler eşliğinde kahvaltımızı yapıyor, ardından uzun soluklu yürüyüşlere çıkıyorduk. Yürüyüş dönüşlerinde çoğu zaman kendimizi atölyemizde bulurduk. Keyifle yaptığımız diğer bir iş ise ahşap boyamaydı. Fırçaların esrarengiz gücünü keşfetmek, pembeden turuncuya koşmak ikimizin de muhteşem hissetmesini sağlıyordu. Şehirdeki sergimizin büyük ilgi görmüş olması, -ikimizin de beklemediği bir şekilde- işimizi iki kat severek yapmamızı sağlıyordu. Ahşap boyama dışında haftanın dört günü, şehirde işlettiğimiz kitap evinde vakit geçiriyorduk. Eşim, kitap kokusunun her insanın bünyesinde bulunması gerektiğine inanıyordu. Bende tüm kalbimle ona katılıyordum. Kitap evinden çıkışlarımızda çoğu zaman kızımıza uğrardık. Kızımı eşiyle mutluluk şöleninde görmek beni huzurlandırıyordu. Çoğu zaman şehir hayatıyla boğuşurken yorgun düştükleri belliydi. Ancak yüzlerinden huzur, mutluluk, sevgi, sadakat eksik olmuyordu ve görünüşe göre, şımarık torunlarımız beni ve dedelerini kahkahalara boğarken anne ve babalarının canlarına okumaktaydılar. Ben ise her şeye rağmen hayatın yaşanmaya değer olduğunu düşünerek, halimize şükrediyordum.

Su, başımı biraz döndürse de kayıkla yaptığımız bu gezintilere bayılıyordum. Ayrıca, birkaç dakika için de olsa, yaşamımızı gözden geçirmek iyi gelmişti. Ben bunları düşünürken, eşimin beni keyifle izlediğini fark ettim. Sonra eşim, yavaşça bana doğru eğildi. Gözleri parlarken fısıldadı.“Altmış üçüncü doğum günün kutlu olsun, sevgilim.”

Vatmanın aniden fren yapmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Tüm yolcular sarsılmıştı. Etrafa şaşkın şaşkın bakan küçük bir kız çocuğuyla göz göze geldik. Benim ise o anda kendime henüz on altı yaşında olduğumu hatırlatmam gerekliydi. Küçük kıza tebessüm ettim ve çikolatamdan bir parça kırıp ona uzattım.


önceki eser / sonraki eser