Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:kırmızı980
Eser sıra no:110221eser29


KIRMIZI SANDAL

Kendi kendime kapandığım tek yer… Dumanı tüten kahvemi yudumlayıp, diğer elimde duran kitabı okurken oturduğum koltuk.

Tam pencerenin önünde durur. Kitaptan başımı kaldırır sokağı seyrederim bazen. Önümden geçen ve benim casus bakışlarımdan bihaber insan siluetlerini izlerim.
Hikâyeler yazarım onlara. Her birini ayrı ayrı adlandırırım. Hatta bazen o hikâyeler dönüp dolaşıp beni bulur. Şimdi neyim, ne olacağım sorunsalı kafamı kurcalar çoğu zaman.
Açıkçası düşünüyorum da, kendimi hiç bu zamanın insanı olarak görmedim, göremedim. Nedendir bilinmez… Ruhum eski zamanlarda kısılıp kalmıştır benim. Yetmişlerin sokaklarında top oynayan küçük bir kız çocuğu, seksenlerde oradan oraya koşturan asi bir genç…
Her zaman bir gramofonum olsun istedim, fakat olmadı. Plaklarımı oradan dinlemek… Bir karavanım olsun istedim. Tüm dünyayı dolaşayım: Asya, Avrupa, Amerika. Rüzgâr yarışsın benimle, denizle kardeş olayım. En çok da Fransa’ya gitmek istemiştim o karavanla. Akdeniz kıyısında bir evim olsun. Belki yalnız, belki bir üçüncü tekil kişi ile… Küçük ama sıcak, mutlu bir ev… Ama bu da gerçekleşmeyen bir hayalimdi.

İşte ben de hep düşünüyorum. Hani bir şeyi ne kadar çok istersen, ne denli inanırsan o kadar çabuk olurmuş ya. Ben de diyorum işte kendi kendime. Olacak…
Diyordum ya hani, kahvemi yudumladığım, kitabımı okuduğum koltuk. Bir gün yine düşündüm. Ben neyim, ne olacağım…

Şu an sadece hayalleri olan bir genç kızım. Kitap okuyorum, film izliyorum, müzik dinliyorum, mızıkama farklı nağmeler üflüyorum. Bazen okuduğum kitapların birindeyim, bazen en sevdiğim filmin başrol oyuncusu. Onlarla mutluyum. Onlarla yaşıyorum hayatı.
Hayallerim var, evet ve çalışıyorum. Sırf onları gerçekleştirebilmek için. İleride Ankara Üniversitesi Hukuk Bölümünde okuyacağım. Aslında eskiden beri en büyük hayalim İstanbul Üniversitesiydi. Hangi bölüm olursa olsun. O kadar çok arzulamıştım ki... O eski binanın içinde, amfilerden birinde oturup, doyasıya ders dinlemeyi. Bir gün ağabeyim gelip “Hayallerini gerçekleştirmek istiyorsan Ankara’yı tercih etmelisin.”diyene kadar da geçerliydi bu fikir benim için.

İstanbul… Hala aklımda, fikrimde, hayallerimdedir benim. Belki de bir hayal olarak kalması gereken. Güzel İstanbul…
Kendimi hep Fransa’da, Akdeniz kıyısında bir kasabada hayal ediyorum. Bütün bu ana kadar ne olup bitmiş, neler yaşamışım umurumda mı? Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var. O kasabadaysam, küçük, güzel bir evim, yanında da çiçek desenleri olan bir karavanım varsa, mutluyum demektir.

İşten bir kaçamak, belki de yıllık iznimdeyim. Gözlerimi masmavi denize dikmiş bakıyorum. Arkamdan bir siluet yaklaşıyor. Daha da bir mutlu oluyorum. Üçüncü tekil kişiler… Bazen insanın suratında kocaman bir gülümseme yayılmasına neden olabiliyorlar.
Güzel bir ses okşuyor kulağımı. Gramofondan gelen Frank Sinatra’nın sesi… Aklıma o gün geliyor yine. Ankara… Gramofon Kafe… Hayatımın en hoş tesadüfü… Hiç bitmesin istediğim o anlar.

Her insanın hayatında oluyor mudur? Çiçek kokan, kalbinin yeniden attığını hissettiği zamanlar. İşte o zamanlardan birindeyim ben de. Aldığım nefes, teneffüs ettiğim hava bile daha değerli benim için. Çünkü artık sadece kendim için değil, bir başkası, çok yakın bir başkası için de sürdürmeliyim hayatımı.

En sevdiğim renkle, kırmızıyla, boyanmış sandala biniyorum. Yanımda yine o var. Güçsüz kollarımla kürekleri çekemeyeceğimi çok iyi biliyor. O müthiş gülümsemesiyle bembeyaz dişlerini göstererek, alıyor kürekleri ellerimden. Mavinin her tonunu barındıran Akdeniz sularına daldırıp çıkarıyor onları; bunun için yaratılmışçasına mükemmel bir yetenekle.
Sanki sihirli bir el değmiş gibi ilerliyor sandal, o sonsuz mavilikte. O hiç bitmeyecekmiş gibi duran derinliğe doğru ilerliyoruz. Günbatımından rengini alan kıpkırmızı bulutlar yol göstericimiz oluyor. Evim… Küçücük evim şimdi daha da küçülüyor gözlerimde. Uzaklaşıyor, Sinatra’nın sesi. Çok uzaklarda belki ama hala çok yakınımdaymışçasına duyuyorum kulaklarımda. O da duyuyor. Bana bakıp gülümsemesinden anlıyorum bunu.
Kaybolurken, kırmızı maviliklerde, aynı anda başlıyoruz söylemeye:

“You're just too good to be true
Can't take my eyes off you …”

( “Gerçek olamayacak kadar iyisin
Gözlerimi senden ayıramıyorum …” )




önceki eser / sonraki eser