Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:kırmızıbukle366
Eser sıra no:110218eser02


GELMEYECEK GELECEK

İnsanoğlu hangi yaşta,renkte,cinsiyette olursa olsun,bir dakika sonra dahi neler yaşayacağını merak eder.Bu,onun doğasıdır.Onu,diğer canlılardan ayırır.Mesela hayvanlar.Siz hiç,”Acaba bugün kaç kuzu yerim?” diye merak eden bir kurt gördünüz mü?Evet,ben de görmedim.

Hele bu geleceği merak duygusu,büyüme çağında katlanarak artar.Falcılara mı gidilmez,rüyalara mı yatılmaz,neler neler.Her iddiasına girerim ki,bize üç dilek hakkı veren cine bile geleceğimizi sorarız. Peki neden?Gelecek neden bu kadar önemli?Bütün mesele,zaman.Meyveleri olgunlaştıran zaman,insanı da oldurur.Her geçen an,kaç şekilde var olabileceğimizin ispatıdır.Bizler de var oluş biçimlerimizi merak ederiz aslında,hangi kılıklara gireceğimizi.Ama önemli olan,hangi kılıklara girmek istediğimiz.Mesela aşık bir adamın taş kalbi olmak.Ya da bir şairin dönmeyen dili.Hayatı sorgulayan bir cümlenin sonundaki soru işareti..Kim bilir belki de Küçük Prens ya da Külkedisi!

Benim gibi on altı-on yedi yaşındaki bir gencin,geleceğe en büyük sorusu,okul hayatındaki akıbetinin ne olacağıdır.Hangi üniversiteye gideceği,hangi mesleği yapacağı..
Kaç ağaca sarılıp,kaç bebeğe gülümseyeceğimiz,ağzımızdan kaç güzel cümle çıkacağı,kaç insanın yüreğine dokunacağımız umrumuzda bile değildir.Fakat,kabuğuna saklanmış incileri ortaya çıkaracak olan soru,henüz pek azımızın sorduğudur:”Nasıl bir insan olacağım?”
Nasılını bırak,insan olma vasfının yüceliğine uzanabilecek kadar uzun mu gönlümün ipleri? Düşününce insanın nasıl da gözünde büyüyor,nasıl da kalbinin üzerine ağırlıklar çöküyor, değil mi? Bu iş,göründüğü kadar zor olmasa gerek.Belki de biraz erdem,biraz farkındalık. Biraz da,sevgi..En azından bir bebeğin ağlamasına müsaade etmeyecek kadar..
Ama elinden geliyorsa,yeryüzüne yalnızlığı unutturacak kadar çok sevgi…

Gelecek için hayal kurmak yerine,sık sık plan yaparız.Yaşayacaklarımızdan o kadar eminiz ki!Kimseler bize engel olamazmış gibi.Yüzyıl da yaşasak,evdeki hesabın çarşıya uymayacağını idrak edemeyiz.Sırf bu yüzden,en çok çocuklar kazanır hayatta.Çünkü Tanrı,bizim planlarımızı bozmaktan zevk alırken,onların pembe hayallerine gülümsemekle yetinir,çoğu zaman.Çocukluğuma inip,hayallerimi kurcalıyorum da biraz..Bıraktığım gibiler.Gözümde hep “anne” motifi canlanırdı,tüm kız çocuklarında olduğu gibi.Ben de dünyanın en iyi annesi olmak isterdim,tıpkı kendi annem gibi..Ya da dünyanın en sevimli çocuklarına sahip olmak.Aslında olsa olsa,tüm annelerin sahip olduklarının aynılarına…

Zamanın dizlerine yatar,saçlarımı karıştırmasına izin verirdim o zamanlar. Şimdiyse,sanki her yanımı,”zaman saçlarımı bozacak!” endişesi sarmış..Gözümün her bir hücresini bencillik esir almış.Her yerimden kişisel çıkarlar fışkırıyor.Öyle ki,artık önümü göremiyorum;önümde olan,geçmek zorunda olduklarım yüzünden.Ama hayat bu değil ki! Gelecekten medet ummak,umut etmek bu değil..Oysa bunlar,insanın hayatla olan ince bağına düğüm atan şeyler. Bizim yaptığımızsa, insanlara, “Beni dünyanın en güzel kutusuna kilitleyip,dünyanın en güzel denizine atın!” diye yalvarmak..İyilikler içinde,iyiliğe hasret kalmak..

Ben her şeye rağmen,inandığımdan vazgeçmiyorum…Dünya avuçlarımızda dönüyor,biz onun koynunda uyurken..Beyazlar kalbimizde,sahneye çağırılmayı bekliyor.Ve insan,geçmişine el sallayıp, yarınların elini tutmayı öğreniyor.Hayat,ona inandığınız kadar size inanıyor.Umarım en kısa zamanda ona inanmayı öğreniriz…


önceki eser / sonraki eser