Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:leyl279
Eser sıra no:110223eser09


UMUDUN TUTSAĞI

Gün, demlenmişti semanın kızıl eteklerinde. Pencereden usulca sokulan akşam, güneşin “elveda” fısıltılarıyla alazlanmış bulutlarını yüklemişti yorgun ufukların sırtına. Kehribar sarısı yapraklar, yalancı mevsimlerin bahara çalan yüzleriyle tanışmışlardı. Güllerin renkleri tutuşmuştu dallarında. Sihirli rüzgar, uzaklardan bir bahar rayihası getirmişti güze bulanmış yüreklere.
Değişmeyen bir geleneğin tutkusuyla başka diyarlara kanat çırpmıştı göçmen kuşlar. Ufukları sarmalayan gök yangınlarına inat, ebedi bir aşk kasidesiyle sürüklemişti deniz, yeşil örtülere bürünmüş dalgalarını.

Kainata kapalı tutulan gönül surlarının kapıları aralandı bir an.Karanlık öncesindeki son güneş damlası, genç bir yüreğin gizli defterine iliştirdi ışığını. Tabiatın büyüsü, dudaklardan taşan bir kehanet misali toy parmakların anlam kazandırdığı mürekkebe sarıldı. Bir genç kızın, küçücük umutlarından kocaman dünyalar yarattığı satırlar, keşfedilmemiş ufuklar açtı hercai zihinlerde. Utangaç bir dokunuşla, düşlerini haykırdığı sayfaların sihrini çözdü teker teker. Ve defterine sığdırdığı aks-i sedası yankılandı gökte:

“Hayallerin tüm renklerini bir solukta yüreğime serpen, en kuytu köşelerin kapalı kapılar ardındaki gizli anahtarlarının sihrini çözen, güneşe sarılmış ilkyazları gün yüzüne çıkaran ey beyaz güvercin!

İçimde bambaşka kainatların kapılarını aralayan bir çocuk, seni soruyor bu demir yığını zamana. Adını uzak diyarlardan sıyırıp tomurcuklarına toz oturmuş gül yapraklarını saçıyor ipekten göklerine. Naçar kalmış yadel yolcusu gibi umut tohumlarını arıyor zemherilerde.
Düşlerinden kurduğu sedeften dünyasında, gecenin kandilleri, terk etmez semasını hiçbir zaman. Güneşsiz sabahlara “Merhaba!” demez serçeleri dallarında. Toprak, yeşil çarşaflara sarmalanır. Ve göklerine nemli buseler kondurur ebr-i baran… Onun dünyası daima taze şafakların özlemiyle hatırlanır.

Yarını bekleyen umutlardan bir dünya kurmuş kendine. Ufuklarını dudaklarından bulaşan emsalsiz gülümsemeler kuşatmış. Denizlerinde, emek yorgunu alın terleri…

Onun dünyasında güneşin muhabbetli buselerine muhatab olan dalgaların aşkına seyir tutar gözlerin. Gün batımlarında boynunu büken günebakanların güneşe tutsak umutları, uçmak renkli gülşenlerin sırrına bürünür güneş yangını tarlalarda.

Ruhunun çocuk bahçelerinde dolaşmayı öğrenirsin ve kavanozlara takılmış çakıl taşları arasındaki çocukluk şarkılarını duyabilmeyi, kendi fikirlerine inanmayı öğrenirsin, herkes birbirine takılmış bir yönde giderken doğru bildiğinin ardında durmayı… Ve yüzüne hüzün sağanakları düştüğünde dahi nasıl gülümseyebileceğini keşfedersin onun dünyasında.
Her dakikanın altmış saniyesini doldurabilmek için yarışırsın arılarla ve kelebeklerle.
Huzurun şarkısını fısıldarsın yeşil çamların sulara sarkıttığı kozalaklarına.
Onun dünyasında fikrin derinliklerinde kök salmış ufuk arayan güzellikler, gizemli istikametlere sürüklenir bir kayıp adres misali.

O çocuk seni arıyor benim sayfalarımda ve bak işte yine sana sesleniyor satırlarımın arasından:
“Ey umudumun köreldiği zamanlarda ufuklarımda hasret şafağını söktüren beyaz melek! Yarınlarından bihaber dimağlara, çabanın semeresini tattırabileceğim bir dünya kurdum. Rotasız gemilerin hükümran olduğu limanlara… Karanlıklardan sıyrılmış çehrelerin meskeni bir diyara açtım penceremi.

Ey beyaz güvercinim, gel artık, bekletme beni! Bilginin alazlandığı ateşsin dünyamda. Emek veren bileğin alın terisin. Havasısın umut soluyan yüreklerin.
Gün bitimlerim yok, eksilen baharlarım yok yarınlarımdan kurduğum dünyamda.
Aynasından baktığım düşlerimin peşindeyim ferdaya her adımımda.Uzak iklimlere yolculayan limanlarım var sedeften özgürlüklerimin sığınağı.

“Yaşamak sanatı”. Ve inandığım ömür türküsünün her mısrasını en güzel ezgisiyle dillendiren sözcükler. Küçücük umutlarımda, kocaman bir şair olmuşumdur belki dizeleri dillerde pelesenk olan. Belki bir yazar, yaşamak sanatına gönül vermiş. Bir yol olmuşumdur tüm insanlığa, belki ışık tutmuşumdur ardımda bıraktığım dünyalara.
Gel artık, bekletme beni…

Ey beyaz güvercinim! Erteleme artık bu vuslatı, gel!
Umutlarımla çizdiğim dünyamda, yarınlar bizi bekler!...”

Satırlar noktalandığında gecenin sessizliği sarmıştı evi, eşyayı, her bir yanı. Genç bir kızın ayakları yere basan şimdisinden, umuda kucak açmış hayallerine sözler dökülüyordu dudaklardan: ”Yaşamak sanatına hakkını veren bir yazar olmak "



önceki eser / sonraki eser