Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:mekselina449
Eser sıra no:110222eser01


HAYALDE YAŞATAMADIĞIM UZAK GELECEK

İşin doğrusu, idealim yaşama nedenim olmasa çoktan buralardan gitmiştim. Bu hayat öyle acayibime gidiyor ki anlamsızlıktan başka bir anlamı var mı diye zaman illetiyle birlikte araştırıyorum. Geçmişimi doğduğum yere emanet ettim ama geleceğim ellerimde ve var oluşumu simgelediği için zihnimi derledim. Aklımı bilim limanına demir atmak için zorladım. İki kaşık arasına sığdırdığım mutluluk kâfi gelmeyince; madem zorluklar çivi gibi hayatıma çakılmış ben de mutluluğu ve huzuru hayatıma çakacağım dedim ve kahramanı olmak istedim masalda, silahın notalarıyla geceyi sonlandıran, renkli hapları yutturan, herhangi bir yeri tuzaklı kılan insanlara yer ayırtmak istemiyorum.

Bazıları gibi yüzü solgun, bakışları ümitsiz olmak veya içinde bir şeyi yakalayamamış olmanın eksikliği çok üzüntü verici. Kimi olgunlarımız dahi hayata başıboş bakarken, görüşlerse gergin. Gözlerinde bir kıvılcım bile yok. İleriki kuşağa temel oluşturmak yerine ağzı açık sadece izleyebiliyorlar. İhtiyarlarsa biçare, düşkün ve zaman zaman yalnızlık içinde. Çocuklarsa nefes almak adına bahçesiz evlerde hapis hayatına mahkûm gibi. Rüzgârın şarkısını dinlemek, deniz dalgasının ormanlara neler anlattığı bilmek yerine kırık hayallerle besleniyor.

İnsanlar için bir şeyler söylemek istediğinde güzel kelimelerin önemini yitirdiği bir başka bilinçle karşılaştığınızda ne yaparsınız? Beni yanlış anladıkları veya anlayamadıkları içim sinirlenip bağırmak mı yoksa uluorta oradan uzaklaşmak mı daha doğru? Aslında tüm bunların sonunda varılacak nokta koca bir suskunluk.

Bir film gibi geçerken hayat, film de film olsa diyorsun. İyimserliklerle izlerken birden reyting alıyor en can alıcı noktada. Farklı duygular hissettirirse de sana sıkıntılı bulduğun sıradanlığı bir süre sonra sevdirebiliyor.


Yüzümde soluk bir bakış, şaşkın bir tembellik. Rengârenk sevgileri keşfetmek isterken, saklambaç oynuyorsun sıkıntılarla. Bacak kadar boyunla ebelemek istiyorsun gergin zorlukları. Öncelikle “O kişi” olayların ortasında.”Öyle bir şey” oluyor ki sular akmaz oluyor, umulmadık üzgün bir taife yoldan saptıran anlara meydan okuyor. Dünya istikametteyken, herkes bir masumluk serüvenindeyken bu taife için ölüm düz gidince biraz ilerideymiş bazen.

O kişi elinde olmayan öyle bir şey yaşatıyor ki başı belli sonu değil… Deniz gibi olmak istiyor o kişi. Derin ve dalgalı. O kişiyi çok seviyorsun, ne olursa olsun hayata boyun eğmeden çabalıyorsun. Ama ‘öyle bir şey’ oluyor ki korkmaya başlıyorsun kendine veya sana bir zarar verebilir diye. Boğazındaki kuşkulu düğümden yutkunmak istiyorsun. Ve önce kendinle sonra etrafındakilerle mücadeleye başlıyorsun. Dağların arasından nehir görmek için fırlıyorsun hayatın sarsıntılı kollarına.

Kim bilebilir ki müzik dinlemekle aslında bazı şeylerin yolunda olmadığını. İlk başlarda kabullenmek istemiyorsun ama yavaş yavaş koruma kollama duyguların başlıyor, müzik dinleyen kişi için. Her gün yenidünyalar kurarken, olabilecek farklı anları iple çekmeyi göze alıyorsun. Bir an önce başlasa ve bitse diye…

Öyle bir şey ki, bu durum sayesinde o kişinin etrafındakileri daha iyi tanıyorsun. Hayrından umutsuz olduğun kişilerin çirkinlikleri, bu kadar zarar verince sana hırpalanıyorsun âdeta. O kişinin iyimserliği göz önünde harcayıp büyük bir sıkıntıyı meydana getirdiler o etraftakiler. Sırt çevirmelerine neyse deyip sen destek çıkıyorsun. Bir dediğini iki etmemeye zaten mecbursun. Yarar sağlamaya çalışırken tek başına bu yük kocaman yüreğine ağır geliyor. Mecbur kalıyorsun o kişi için bu etraftakilerden yardım istemeye. Ama yardımı boğazına tıkıyor hainler. Dayanamıyorsan onca şeye birkaç cümleyle tersliyorsun kendince hadlerini bildirmeye çalışıyorsun. Ne yazık ki kötü kişi rolü sana kalıyor o toplumda. Pişmanlık yok ama üzüntü duyuyorsun. Birden hiç beklemediğin zarar verebilen o kişi senin gözyaşı pınarını durduruyor. Rahatlıyorsun ve kim derse desin yüreğin sükûn buluyor. Teselli ve ilgi bekleyen o kişi sana destek olunca başın dik, kendinden emin bu zorluğu katlanmaya devam ediyorsun. Bu zorluk o kadar tuhaf ki her şeyi göze aldırıyor. Çaresizce çözüm yolları arıyorsun en azından etkisi azalsın diye. Çünkü sonuçları; sıkıntılar doğuruyor, birilerinin canı yanabiliyor. Alaylar, acılar, aldanışlar, borçlar ve en önemlisi yıllar feryatsızca akıp gidiyor. Meğer on yıldır bu sıkıntı çekiliyormuş, bense henüz üç yıldır ne kadar ciddi bir şey olduğunun farkına varabildim. Kalbimin hıçkırıklarını zamanın içine gömüyordum. Hayallerin kırıldığı için kurmaya bir daha cesaret edemiyordum.

Öyle bir şey ki günlük dört saatlik uykuya, çok geldi diye pişman oluyorsun. Uykusuz kalmak elinde değil gözler iki de bir kapanmak istiyor yorulduğu için. Maalesef o kişiyi fıldır fıldır gözetliyorsun. İstediklerini yerine getirmek için, etrafa zarar verecek olursa müdahale edebilmek için. Daha sonra etkili bir şey oluyor. Bir şırınga parçası, kişinin denizi durgunlaştırıyor, sakinleştiriyor.

Değerlendirmesi zor olan bu olay bakış açılarımı değiştiriyor hayata. O olay, yani o “öyle bir şey” ne mi? Sinir hastalığı. Bu muydu hepsi, bizde ciddi bir şey sandık diyenler için ayrıntıları içimde tam bu acı yazgısı. Bunlar aslında ince, derin sızılar, toplumun içinde süzülmemiş feryatlar, yaşamam duyguları ezip geçen ayrıntılar

Bu tuhaf şey, alışılmamış, istem dışı birçok hareketi meydan getirdiği için, mecbur kalıyorsun monotonluğu sevmeye. Çünkü hastalık sırasında dua etmekten başka çare yok. Sisler arasından beliren kişiler tek tük. Bir yük vagonu bu yaşta omzuna binmiş. Bu yükü azaltabileceğim tek kapı okuma. Anca okumanın dünyasına girersem, iyi bir meslek edinirsem bu sıkıntıyı az da olsa hafifletebilirim. Oluşan borçları gidermek, etraftaki cahillere bir şeyler öğretebilmek adına, kötü gün yandaşlarına muhtaç kalmamak için çalışıp, bu hayatı kazanacağım.”Ne yapayım, kaderim böyle” diyip boyun bükmeyeceğim. Kader; bu sıkıntılı hayat yolunun tamamını yaşatmaz bize, sadece yol ayrımını verir. Yapılacak şey bellidir. Seçim bize aittir. Ben ne hayata hükümdar olacağım ne de hayat karşısında çaresiz.

Bunlardan dolayı ben, ta içimden yakaladım gaye gibi olan, aslında mecburluk gerektiren idealimi. Belki de güler yüzlülüğümün tek sebebi. Ben hayale iş bırakmadan yaşaya yaşaya meslek sahibi olmamın gerekliliğini fark ettim. Sırf o kişi için birçok mücadele ve onun sayesinde idealime sahip olma tutkusu. O kişi kim mi? Hayatıma anlam kazandıran babam.

Sonuç olarak, benim yapmam gereken o kişiye, aileme ve birilerine yarar sağlayabilmek. Ben herkes okuyor diye okumayacağım. Nasıl insan ihtiyacı yoksa bir şeyin değerini bilmez ama ona ihtiyaç duyduğunda daha önce hiç değer vermediği bir şeye değer vermeye başlar. Benimki de öyle. Hayal dünyasına fırsat bırakmadan bütün çalışmalarımı yapacağım. Hayatımı alt üst etti diyemem, ders çıkarmayı bildikten sonra, ben inanıyorum altının üstünden daha iyi olduğuna.Yani ben aslında sadece ailem ve kendim için elimden gelenin fazlasını yapmakla yetinmeyeceğim.Benim uzak geleceğim eşittir yakın geçmişim. Ben güneş gibi olmak ve herkese altın saçmak istiyorum. Birkaç üflemeyle sönmeyen, yaklaştıkça yakmayan bir güneş…


önceki eser / sonraki eser