Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:mizansen602
Eser sıra no:110222eser06


Uygun Adım Marş

Her insan farklı yaşanmışlıklar demektir ve bu yaşanmışlıklar insanların bakışlarında dahi gizlidir aslında. Çevrenize bir baksanıza, insanların simalarını inceleyin, mimiklerini hissedin, seslerini duyun, düşünün. Yeni insanları ve anılarını keşfetmek beni çok heyecanlandırır. Sık sık izlerim onları. Peki, aynaya bakıp kendimi izlediğimde ne mi görüyorum?

Her gün kendimle ilgili yeni şeyler keşfediyorum. Tuhaf. Aslında çocukken kendimi zorlanmadan ikna edebildiğim ve ne olursa olsun beni kurtarabilen somut inançlarım vardı. İnanırdım ve inanmak oldukça zevkliydi. Aile yaşamım fazlasıyla kötü olsa da sosyal alanda bir o kadar başarılıydım. Zaten neden bilmem, genellikle durumu kötü olanların, ne bileyim maddi-manevi, ailevi sorunları olan insanların dersleri ve iş hayatları kusursuz olur. Sanıyorum –eğer varsa- Tanrı düzenlerimizi böyle dengelemiş. Mantıklı. O’na minnettar olabilirdim eğer son beş altı yıldır bütün düzenim alt üst olmasaydı. Başıma gelenlerin sorumluluğunu kime atacağımı bilemememdendir ki pek çok zaman kızarım Tanrı’ya. Elbette her insanın farklı sorunları var, üzücü. Zaten beni bu noktalara getiren karınca sürüsü gibi aynı yöne koşan insanlara acırken, onlardan biri olup çıkmam, kalbimi açıp anlattıklarımı dinledikten sonra bana ‘’her insan gibi’’ yakıştırmasını yapanlar. Kötü, çünkü artık ne parlak ders notlarıyla kendimi oyalayıp avutacak kadar küçüğüm, ne de bu denli ağır olumsuzlukları kaldırabilecek kadar olgun.

Tüm bunların sebebi artık sorguluyor olmam. Yaşamın aslında ne uç noktada mükemmel ve ne uç noktada acımasız olabileceğini anladım. Bu noktaların birbirine kimi zaman ne kadar uzak olduğunu, kimi zamansa yan yana durduklarını deneyimledim. Başlarda ben bu dengesizliğe, bu hava değişimine ayak uydururum zannettim ya da zannettirildim. Başıma çok genç yaşlarda gelen her türlü olayın karşısında omuzlarımı ne kadar dik tuttuğumu görünce, ruh halimi ve uykularımı karalayan her olayı olgunlukla silip atabileceğimi düşündüm. Özellikle birkaç yıl öncesine kadar kimse kendisine benim kendime güvendiğim kadar güvenemezdi. Çevrem hep güçlü olduğumu söylerdi, ben de gücü içimde hissettikçe her olaydan kendimi bir şekilde sıyırdım.

Herhalde yeterince yorulmuş olmalıyım ki bir süre sonra bu olaylardan nasıl sıyrılabileceğimi değil, bu olayların neden benim başıma geldiğini sordum evrene. İlk defa sorgulamaya başladım. Buna da ergenliktendir dediler. İnsan yeterince pişene kadar, çevresindeki herkes parazittir bana göre. Çevre yaşanan her olaya kılıf takmayı çok sever. On altı yaşındaysanız ve insanlar sorunlarınıza çözüm üretemiyorlarsa ergenliktir bunun adı, bu etiketi yapıştırmak çözüm düşünmekten daha kolaydır çünkü. Herkesin sesini kesmeyi tercih ettim. Elbette pek çok zaman bunların gerçekten ergenliğin getirisi olduğunu düşünüp, bahsedilen bu ruh halinin geçip gitmesini bekledim; ama bunda bana kılıflar giydiren çevrenin tek gram katkısı olmadı. Günden güne farkındalığım arttı. Bu durum hiç hoşuma gitmemişti.

Baktım ben bir yandan büyümeye, bir yandan sorgulamaya, bir yandan cevap bulamamaya, bir yandan da uykusuzluğumla verdiğim savaşlara devam ediyorum; anladım ki bu ergenlik falan değil. Omzumda ağır otoritesini hissettiğim bu şey hayat kavramı. Ciddi anlamda mutlu hissettiğim pek çok zaman, kendimi şanslı bulduğum pek çok durum oldu. Çok şeker tesadüfler yaşadım, mükemmel insanlar tanıdım. Hayatımın belirli bir kısmına kadar başarıya da doydum. Ama gece geldiğinde ve ben kafamı yastığa koyduğumda o yatakta yalnız oluyordum ve ne beni oyalayıp sorgulamamı engelleyecek bir etken, ne de iç sesimi susturabilecek birileri oluyordu. Ailem ısrarla karanlıktan korktuğumu zanneder. Aslında korktuğum şey yalnız kalmak, düşünmek, yüz yüze gelmektir. Kendimle baş başa kaldığım her an, benim için uykusuzluk demektir.

Hayat beş yıl önceki gibi davranmıyor bana. Ne mi değişti? Kaybetmeyi öğrendim. Dersleriyle oldukça ilgili ve başarılı bir öğrenciydim ben. O zamanlara kadar hiç arkadaşa ihtiyacım olmamıştı. Umurumda değildi; kafamı derslerle öyle meşgul etmiştim ki yalnızlığım ilgimi çekmemişti bile. Sadece bir kuzenim vardı konuşup dertleşebildiğim, bir de kendimce bir şeyler karaladığım kağıdım. O kadar. Bildik sorunları olan herhangi bir ergendi kuzenim, umutlarının bittiği noktada korkuya kapılıp yedinci kattan atlayarak hem kendini, hem de beni öldürene kadar. Onsuz her sabah yeni ruh hallerine uyandığımdan söz etmeyeceğim, bunu bir yakınını kaybeden her insan bilir ama düşüncelerimden en baskın olanı, ihanete uğradığımdır. Sadece kendi paçasını kurtarmak adına, beni bu iğrenç dünyada yalnız bırakıp gittiğini düşündüm. Başlarda öyle sinirlendim ve üzüldüm ki kaleme ve kağıda feci halde küstüm. Ardından dayanamadım, kalemle kağıda feci halde kustum. Onu anlattım sayfalarca, sıkça anlatmaya da devam ediyorum; ama aynı zamanda bu satırların onu asla geri getirmeyeceğinin de bilincindeyim. O’nun bu kaçışının hayatımıza büyük etkisi oldu. Bu olayı annemin ve dedemin kanser oluşu, benim uykusuzluklarım ve ailemize gelen daha pek çok zarar takip etti. Ben O’nu değil, biz bir hayatı kaybettik. Benim olumsuzluklarımın başladığı sayfanın ilk cümlesidir ölüm. Küçük yaşta tattığım ve hala inanamadığım...

Geleceğimle alakalı kafamda büyük soru işaretleri var. Geçmişimden kurtulabilecek miyim yoksa onu da yanımda mı taşıyacağım hala muallâk. Ama bir gerçek var ki ben bu şehre yitirdiğim kuzenimin çaresiz gözleriyle bakmıyorum. Buradayım işte, gözlerimde umutlu parıltılar, dudaklarımda cesaretli tümceler, parmaklarımda beni dile getirebilen kalemim ve kafamdaki güzel hayallerimle. Artık şüphesizce inanmaya karşı biraz temkinli davranıyorum ama yine de inançsız değilim. Kendimle ilgili öyle çok düşündüm ki artık kendi kendimin ilgisini pek çekemiyorum. Bunun yerine farklı insanları izleyip onların yaşadıklarını keşfediyorum. İlerisi için de çok şiddetli bir yazar olma isteğim var, dedemin yolundan giderek. Buna hem kendim hem de ailem birlikte inanabiliyor ve satırlarımı mümkün olduğunca destekliyoruz. Kuzenime gelince, o olaydan sonra önümde iki seçenek vardı. Bu olayın beni hunharca karanlıklardan başka karanlıklara savuruşuna kayıtsız kalıp kendimi daha fazla yıpratabilirdim. Bir süre sonra O’nun peşinden de gidebilirdim, ama ben küçük şeylerden kendime mutluluk payı çıkarıp nefes almayı tercih ettim. Büyük bir kaosun içinde tam anlamıyla sevemesem de, tam anlamıyla hissedemesem de… Derin nefesler alıyorum. Nefes aldıkça yaşadığımın daha çok farkına varıyorum.

Hayata tutunma kararı aldığım günden beri uygun adım marş huzuru kovalıyorum, henüz ulaşabilmiş değilim. Fakat hiç problem değil. Her ne kadar ben ihtiyarlığımı yaşasam da, hayatım henüz on altı yaşında ve biliyorum ki daha zamanım var, sabredebilirim. Umutlar tükendiği zaman neler olabileceğini ziyadesiyle gördüm. Bu yüzden umutlarımı hep taze tutuyorum. Hem zaten zaman bir şekilde geçiyor, başka insanların mutluluklarını izleyerek de olsa.


önceki eser / sonraki eser