Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:mutlu222
Eser sıra no:110221eser35


İKİ LOKMA

Hayat iki lokma ekmek gibidir. Yemyeşil yapraklarımı ufka yelken açarken ilk lokmamı yaşarım. Sararıp boynum toprağa baktığında ise ikinci lokmamı. Rüzgârın eşsiz ahengi ve uğultusu gövdemde kucak açtırır başka yapraklara. Başka yaprakların yeşilliği kadar yeşillik katarım kendime. Sararmışlığı kadar da toprağa alışagelmek.

İlk lokmamı yaşarken ikinci lokmamın ne derece zenginlikte olacağını da belirleyeceğim. Bu yüzden bileğime altın bileziği takıp rüzgârla savaşabilmeliyim. Her gün yolunu tuttuğum okul ağacımın, çocuk gelişimi dalından başarıyla uçabilmektir amacım. Hayatımın ilk lokmasındaki bu başarı beni kurtaracaktır, bir lokmayla kalmasından karnımın.

Hayat, mıknatıs gibi çekecek üzerime bu yemyeşil, yeşil ve sararmış yaprakları. Dallarım kucak açıp saklasa, bulutlar isyana dursa, güneş dönse yüzünü yinede değiştiremem kutbumun yönünü. Hep isterdim kulakları işitmeyen öğrencilerimin olmasını ve görmek isterdim hepsinin gülüşünü. Rüzgâr beni ve tüm yeşil yaprakları sınava alacağı zaman kanatlarımı açıp savrulmalıyım üzerlerine. Eğer sisli bulutlar önümü kapatmaz ise rüzgârın uğultusunu kulakları işitmeyen yapraklara duyuracağım. En güzel ağaca davet edeceğim onları. Gölgesinde oturup kaval çalan, türkü çığıran yapraklar kadar duyabilecekler hayatı ve yine gün gelecek şair gibi İstanbul’u dinleyeceğiz, gözlerimiz kapalı…

Geniş dallarına, uzun gövdesine, sonbahardan kalma hafif sarılığa tutulmuş yaprağın, şimşekler çaktığında beni çevreleyecek kollarının en kuvvetli yerinden tutunacağım. O yaprakla beraber ikinci lokmamı yaşayacağım. Kim bilir belki aramıza hoyrattan etkilenip bizi bozguna uğratacak yapraklar girecek. Fakat ben sağlam bir gemi de yolcu olacağım ve ‘o gemiler ki yağmur taşır, gözümüz kamaşır şimşeğinden’ der büyük usta. Bizim aşkımız kediden kaçan minik bir serçeyi en üst dalımızda koruyacak kadar merhametli olacak ve bir o kadarda sahip çıkarcasına, canı pahasına. İşte o vakit bütün sararmış yapraklar benim için biriktirdikleri yağmur damlalarını gövdeme akıtacak.

Tüm bu heyecanlı kalp atışlarından sonra minik bir yaprağımızın olmasıyla daha bir heyecan katacağız aşkımıza. Sonra gelsin kuşkuların bin bir türlü hali. Minik yaprağımızın davranışlarından sonra ‘anne olunca anlarsın’ deme zamanı gelecek. İşte o vakit annemi kıymet bileceğim. Fakat annem ikinci lokmasını yaşamış, sararmış, yüzü toprağa bakıyor olacak. ‘Vur emriyle düşmüşüm kapına, düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana’ demesiyle duygularımı dile getirecek büyük usta.

Aşkı, ana sevgisini en layığıyla tattıktan sonra hayat belki de monotonlaşacak. Yeşilliğimden de ödünç vereceğim toprağa. Hafif hafif sararma vakitleri olacak bunlar. Sarardığım her yeni günü kulakları işitmeyen öğrencilerime anlatacağım. Gözlerimle öyle bir bakıp, şefkatli ellerimi öyle bir hareket ettireceğim ki beni anlamaları için kulaklarına ihtiyaç duymayacaklar. Hayatta hiçbir şeyin gözlerimize inen, beyinlerimizi karalayan engeller kadar ağır olmadığını ve acıtmadığını haykıracağım. Milli marşımızı, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “ Ne Mutlu Türküm Diyene” deyişini kulaktan değil, yürekten duyuracağım.

Gövdem buruşmuş, yeşilliğim sararmış ve ben ikinci lokmamı yaşıyor olacakken kulakları işitmeyen öğrencilerime ve en güzel ağacıma veda edeceğim. Boğazımdan geçmeyecek bu lokma belki de. Öksüreceğim, burnumdan gelecek o ilk lokmam. Su, diyeceğim öksürük aralarında. Parçalanmaya hazır, sararmış bedenim bu tıkanmayla beni toprağa alıştıracak. Boynum öne düşecek ve rüzgârla yavaş yavaş dalımdan kopup toprağa savrulacağım. Kulakları işitmeyen öğrencilerim, eşim, minik yaprağım tepeden bana bakıp gözyaşı düşürecekler üzerime. Fakat ben gövdemden, dalımdan kopmuş bir yaprak olacağım ve bu gözyaşı beni beslemeyecek, bilakis mahvedecek. Benimle birlikte nice sararmış yapraklar olacak toprakta ve hepimizin üzerine basıp geçecekler. İşte o vakit “sevmek değil ölmek zamanı olacak”…



önceki eser / sonraki eser