Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:nilüfer121
Eser sıra no:110225eser10


DÜŞÜNCEDEN ÖTE

Gelecek, geçmiş ve hayaller… Belki de bütün hayatımız bu üç kavramdan ibarettir.Gelecek; hep gelecek diye düşünülürken geçip giden, genelde olumsuz yanları hesaba katılmayan, daha çok kişinin kendisinin tasarladığı ve ziyadesiyle hayallerden oluşmuş, insanoğlunun onu noktalamaya kıyamadığı için sonsuz gördüğü ve herkese bir kez bahşedilen nadide bir zaman...Geçmiş de iyi yanlarını hep hatırlamak istediğimiz, hayatın şu bitmez tükenmez karmaşasından sıkıldığımız zaman başımızdan geçen güzel bir anımıza geri dönüp ’’oh be! Dünya varmış!’’ demekten kendimizi almadığımız bir süreç,bazen de iyisiyle kötüsüyle bize hayatı öğreten otoriter bir öğretmen, vicdanımızı durmadan sorgulayan acımasız bir yargıç…

İşte insan bu ikisi arasında durmadan gergef işler. Peki geçmişle geleceği terazinin kefeleri gibi düşünürsek; biz bu terazinin neresindeyiz sizce? Ya da gençlerimizi yetiştirirken kaç tanemiz bu dengeyi hesaba kattı?Onları,kendi gerçeklerinden habersiz,yalnızca geleceğe, sınava endekslenmiş ruhsuz robotlar olarak mı yetiştiriyoruz? Belki de bunu farkında olmadan yapıyoruz.

Burada şuna vurgu yapmak isterim ki; eğitim ve öğretim birbirinden farklı şeylerdir. Bence eğitim; insanı sosyalleştirir,insanın kendisiyle barışık olmasını sağlar..İnsanın içinde yaşadığı toplumun beklentileri ölçüsünde,insanca yaşamayı benimsetir. Öğretim ise,bireyin kendisi ve toplumu için mesleki bilgileri kullanarak,gelişime katkı sağlaması demektir.On sayısının başındaki “Bir” rakamı çekildiğinde,kalan sıfırların hiçbir değeri kalmadığı gibi,eğitim ihmal edildiğinde de öğretimin bir değeri kalmaz. Mesela o insana atomu öğretirsin, gider atom bombası yapar.Sonu? Facia!...

Vicdandan mücerred bir bilgi ne işe yarar ki?...
İnsanın hayatı kavrama,onun ne çetin bir imtihan olduğunu anlayıp,kendisine bir yön tayin etme dönemleri lise çağlarıdır.Ben de,Anadolu lisesinde okuyan on yedi yaşında bir öğrenci olarak,en büyük tutkularımdan biri doktorluk olduğu için, sayısal bölümü seçtim.Yüksek bir sayısal zekaya sahip olduğum söylenemez belki ama,bence insan bir hedefe aşık olmaya görsün,önündeki bütün engelleri görmezden gelir,gecesini gündüzüne katar,canını dişine takar ve nihayete ulaşır.Ben de kendimi bu şekilde yönlendirmeye çalışıyorum.Sabahları okula geldiğimde,biliyorum ki,öğrendiğim her bilgi,diğer bilginin destekleyicisi.Bu nedenle,test sorusu çözerken,tarihi de göz ardı etmiyorum,kitap da okuyorum.Kıyafet de çiziyorum.Öğrenme bütünseldir,insan kendini ne kadar zenginleştirirse,o kadar da kültür sahibi olur diye düşünüyorum.

Beni en çok korkutan unsurlardan biri,sınava hazırlanırken,zamanı iyi kullanamamak.Başta ailem olmak üzere herkes,benden bir şeyler beklerken ,benim bu beklentilere cevap veremeyeceğim endişesi,sınav yaklaştıkça artıyor.Benim yaşlarımda bir genç için,en önemli şeylerden biri de arkadaşlıklar.Arkadaş olmadan da yaşanabileciğini düşünüyorum,pek arkadaş edinmiyorum.Sanki onların,beni yolumdan alıkoyacaklarını sanıyorum.Kimbilir,belki de haksızım…Ailenin en büyüğü benim.Bu nedenle sorumluluğun çoğu bende. Beni en çok endişelendiren nedenlerden birisi de bu. Benim için,bugün ve gelecekte, toplumdaki yerim büyük önem teşkil eder. Öğretmenlerimin, ailemin, sevdiklerimin, tanıdıklarımın benim hakkımda ne düşündükleri oldukça önemli. Adeta benim olmazsa olmazım bu.
Bana sorarsanız insanoğlu yaradılışı itibariyle toprak gibidir. Herkesin de bildiği gibi topraktan alınmak istenen mahsulün bir ekilme zamanı ve şekli, bakımı, sulanması ve nihayet hasadı vardır. İnsan da aynen böyledir. Bir gencin ailesinden aldığı eğitim, okulda aldığı eğitim ve öğretim daha sonra onun da kendi çocuğuna vereceği birikimdir.

Kişisel gelişimin en büyük basamaklarından biri olarak,kendi içimde mutluluğa çok önem veriyorum.Mutluluk,tek taraflı değil.İnsan başkalarını,mutlu ettiği ölçüde de mutlu olabiliyor.Hatta bazen,bu duygu diğerlerinden baskın çıkıyor.Bizleri geleceğe hazırlarken.ailelerimiz “ Doktor ol,mühendis ol,öğretmen ol.” diyor; ama “Evladım,doktor ol,ama iyi bir insan da ol,başkalarına saygı ve sevgi besle.” demiyor.Hep bazı noktalar göz ardı ediliyor.Bizi popüler kültürün içerisinden çekip çıkaracak formüller,bize sunulmuyor.Biz gençleri,olumsuzluklara iten ne kadar yanlışlık varsa hepsi,
medya tarafından destekleniyor.Bunun aksi olan tutum ve anlayışlar yok sayılıyor.Sanki bir hastalık gibi,her gün hızla bencilliğin,umursamazlığın,tembelliğin ve çalışmadan kazanmanın normal sayıldığı düşüncelere doğru sürükleniyoruz.Yavaş yavaş,biz fark etmeden bize sindiriliyor.

Okumayan,okusa da bunu günlük bilgiye dönüştüremeyen bireylerin sayısı,hızla artıyor.Kendi kimliğini bilmeyen,kendisini meydana getiren kültürü tanımayan,daha kötüsü tanımak istemeyen bir kuşağın içinde yer almak beni korkutuyor;ama korkularımla yüzleşmekten de kaçmıyorum.Kendi he-sabıma ,üzerime düşenleri yapmaya çalışıyorum. Belki ben de birilerine ışık olurum.

İnsanı insan yapan,bir kimliğe ,dile ,bir inanışa sahip olması.Bunlardan uzak insanın,kendi ruhuna yabancılaşması da oldukça doğal.İnsanımıza, kendisiyle barışık olan anlayışlar telkin edilmeli.İnsanı yaşamın dışında değil,içinde tutmalı.Onu ,geçmiş,gelecek,inanç,azim ve yürekle öyle bir taçlandırmalı ki,yaşamı anlamlı kılsın.

Bir Türk evladı okumalı, okumalı, durmadan okumalıdır.Şairin dediği gibi: “Bütün kitapları okuma isteğiyle dolu olmalısın.” Kültür tarihine ışık tutan yazarları,şairleri tanımak,her yönden kendini geliştirmeyi bilmek gerekir.Atilla İlhan gibi şair olamasak bile,entelektüel olmayı başarabiliriz sanırım.Yöneltilen bir soru asla cevapsız kalmamalıdır.Bir de tarih o kadar iyi bilinmelidir ki günümüzdeki sorunlar hiç zorlanmadan geçmişin ışığıyla aydınlatılabilmelidir. Gözlerde bilginin ışığı, sönmeyen bir “Çırağan” gibi hep yanmalıdır.Dünyanın koskocaman ve evrensel bir köye dönüştüğü çağımızda,yok olup gitmemek için genç gibi dinamik ve arzulu ,ama bir yetişkin gibi duru,sakin ve engin olmak gerekir.

İşte böyle temelleri sağlam atılan, hamuru güzel yoğrulan bir Türk evladı,her durumda vatanın salahiyeti için elinden geleni yapacak, kendini vatanına adayacak, bu şafaklarda tüten en son ocak olsa bile Çanakkale’de akan kan kırmızısı bayrağını korkusuzca dalgalandıracaktır.
Bu düşünceler ışığında bana deselerdi ki ileride ne olmak istiyorsun? Herhalde bu sorulara tereddütsüz şöyle cevap verirdim: ileride doktor olmak istiyorum ama öyle bir doktor ki hastasından bir anne şefkatini esirgemeyecek kadar şefkatli, son ter damlasına kadar hastası için çalışabilecek kadar gayretli, ücra bir köye bile atansa o köyün yönetim, ticaret, tarım ve eğitim işlerine de bakabilecek kadar girişken ve donanımlı, yurtdışına yüksek lisans yapmaya gitse dudak ısırtan başarılara imza atacak kadar bilgili, ‘’ İşte Türk doktoru dediğin böyle olur! ‘’ dedirtecek kadar kudretini damarlarındaki asil kandan alan bir doktor…

Zaten ‘’ Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır. ‘’ diyen şehit Mehmetçiklerimize , sadece ‘’Zito Venezilos ‘’ demediği için Saat Kulesi’nin dibinde kalbinden vurularak şehit edilen Fethi Bey’e, istiklalimizin lisan-ı Kübrası Mehmet Akif Ersoy’a, İzmir’in işgalinde hunharca katledileceğini bildiği halde gözünü kırpmadan düşmana saldıran şehit Hasan Tahsin Bey’e, İstanbul’u fethetmek için gemileri karadan yürütebilecek kadar zeki ve gözü kara Fatih Sultan Mehmet’e ve Türkiye Cumhuriyeti’nin eşsiz mimarı Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya da böyle bir evlat yaraşır…

İleride, bir yerlerde,güzel konumlarda,barışçıl ve insancıl bir yürekle buluşma umuduyla…



önceki eser / sonraki eser