Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:pinhan242
Eser sıra no:110218eser07


BİLİNMEZİN KALBİ

Koşmaktan yorulmuşum.Nefesimi ilk defa dolduran bir duyguyla vücudum daha da bir ağırlaşmış.Sonunu dahi bilmediğim ama uğrunda bir çok şeyi ortaya koyduğum yol ve ucundaki karanlık…Beni bekliyor ve küçük suçlu bir çocuk gibi gülümsüyor sanki.Karanlığından seçebildiğim tek şey o acayip gülümseyiş.Devam ediyorum son sürat ve yetişiyorum ona.’Bekle beni,sadece bir iki soru’diyorum.O ise bana ‘söyleyecek ne var ki,neyin cevabını istiyorsun? diye soruyor.Ve o an biriktirdiğim tüm sözcükler ağzımda eriyip gidiyor.Konuşamıyorum.Sadece gözlerinin içine bakıyorum aptal bir hayranlıkla.Kimse yapmazdı diyorum bu yaptığını.O ise yarım kalan sessizliğini tamamlıyor.Ve ardına bakmadan yoluna devam ediyor.

Bense tuhaf bir yenilgi sosuna bulanmış zaferimle koşmuyorum artık zamandan ağır adımlarla, bu tuhaf sokaktan tanıdık bir yere çıkma umuduyla yürüyorum sadece.Havanın soğukluğu artık işlemiyor kabuk tutan derime.Havanın tüm halleriyle haşır neşir olmuş ve bütünleşmiş bir bünye oluşmuş bende bunu fark ediyorum.Sokaklara bakıyorum ve boşluğu fark ediyorum.Sonra adımlarımı daha da bir hızlandırıyorum tuhaf bir korkunun eşliğinde.Oysa korkmak için bir sebep ve korkması gereken bir insan yok iken.Ve çantamdan fotoğraf makinemi çıkarıyorum karanlıkta bir şeyleri gün yüzüne çıkarma çabasına girişiyorum.Bu bastırılmış korku ve sözcükler flu da olsa düşüyor makinemin ekranına.

Sonra sokak ve caddeler tanıdık gelmeye başlıyor.Rahatlıyorum.Arabamı bulma zahmetine girişmiyorum ve semtime gidecek halk otobüsüne biniyorum.Oldum olası sevmişimdir otobüsle yolculuk yapmayı,insanların her çeşidini bulursun orda en rahat halleriyle.Bir gözlemci gibi izliyorum insanları.Şoför yorgun,kaçıncı seferi artık o da saymıyor.Otomatik vites gibi kendini programlamış ne yolcunun yüzüne bakıyor ne de tek kelime ediyor.İnsanlar tanımını bulamadığım bir ifade takınmışlar yüzlerine,çözemiyorum.Yağmursa ben buradayım dercesine cama vuruyor.O da kendine bir şarkı tutturmuş ve yanlış notaya basmadan düşüyor yeryüzüne.
İlk duraktan üç beş yorgun işçi alıyor şoför.Yorgunlar ama sanki çalışmaktan değil bu.Başka bir şey.Belki de hayat onları büyük darbelerle sınamıştı.Veya kalplerinde kırık hayallerin ağırlığı vardı ve bundandı yorgunlukları.Geçim derdi denen bu iki kelimeyse yıllar geçtikçe daha da bir kendini hissettirir olmuştu.O iki kelime benim hayatımın büyük bir döneminde de etkiliydi ve artık bir aile bireyi gibiydi evimizde.Ama bu kadar etkileyici olmayı becerememişti o yıllarda.Şimdiyse o kadar baş döndürücüydü ki bir çok olayın,isyanın ve cinnetin ilham kaynağıydı.Paranın insan hayatından kat be kat değerli olduğu bu zamanda deli gibi çalışmak veya çeşitli yollarla zengin olmak mantıklı geliyordu insanlara.Tüm uğraşlarını zengin olmak uğrunda tüketen insanlar çoğalır olmuştu büyük bir hızla.

Bunları düşünürken iki kız öğrenci daha biniyor otobüse.Bir anda eskinin rüzgarı dalgalandırıyor saçımı.Öğrencilik zamanım geliyor aklıma sanki çok uzun bir hayatım varmışcasına yaşlı teyzeler gibi akıp giden zamana bir şeyler fısıldıyorum.Ve kendime niye bu kadar yaşlı hissediyorum diye sormadan geçemiyorum.Bu şehre ilk gelişim bir film karesi gibi düşüyor gözüme.Ağzımın kulaklarıma vardığını biliyordum ama tuhaf bir sarhoşluktu benimkisi.Özgürlüğü tadacağım ve her şeyin iyi gideceğine dair kendime yalanlar söylediğim bir tatlı zaman dilimi.Hayallerimin başkentinde olmamın etkisi onların hepsini gerçekleştireceğim yalanına inandırmıştı beni.İstemediğim bir bölümü okuyacak olmamı bu pembe düşlerle kapatmaya çalışmıştım işte.Hani bize demişlerdi ya sevdiğiniz işi yapın diye ve bizde zaten sevmediğimiz işi yapmayız demiştik,işte bu her ölenin ardından iyi bilirdik demek gibi bir iki damla gözyaşı dökmek gibiydi.Sadece sözdeydi ve birer maskeydi.

Neden sonra bu düşüncelerimi buz tutmuş elime düşen sıcacık gözyaşları dağıtıverdi.Zamanlama süperdi çünkü inmem gereken duraktaydım.Yürümeye başladım.Bilboardlardaki kocaman yalanların yanından hızla uzaklaştım.Küçükken para attığımız dilenciler yalanlarımızla çoğalmışlar,her yerde karşımıza çıkar olmuşlar.Sarhoşlar çoğalmış belli ki dertler ağır gelmiş onlar da yasağa aldırmadan kadehlere ve şişelere dökmüş içini. Sonra bir gazete bayiinin önünden geçerken uzun zamandır almadığım karikatür dergilerini arıyor gözüm.Ama yoklar,sonra fark ediyorum nedenini düşüncelerini çok belli etmemelisin,birilerine zıt düşünceler kafanda dolaşmamalı

Ve nihayet varıyorum evime.Bir an kapıyı çalacak oluyorum, eskilerden kalma bir alışkanlık işte.Girer girmez açıyorum tüm ışıkları karanlıktan korktuğumdan değil ,yalnızlığımı kurtarmak için zifiri karanlıktan.Yalnız yaşamak için ne kadar inat ettiğim geliyor aklıma.Çekiciliğini nereden aldığını bilmediğim bir hayatı istemiştim işte.Ama ilk zamanlar boşluğunu hissetmediğim bu şey kısa zaman sonra ortaya çıkmıştı.Uyanıp da yüzümü yıkarken arkadan annemin bu saate kadar uyulur mu deyişini aradığımda,salona girdiğimde aile bireylerinden birini koltuklardan birinde televizyon izlerken bulmayı,ufak tefek kavgalarından dert yanmayı arar olmuştum.Şimdi kocaman evimde yalnızdım ve bir sürü iş dosyası yalnızlığıma eşlik ediyordu.Kendime bir kahve koydum önce.Uyanık kalıp çalışmak için o kadar çok destek alıyordum ki ondan kafein olmadan bir günü bitiremez olmuştum.Neden bu kadar çalışıyordum ki?Tüm uğraşlarım ne içindi?

Sahip olabileceğim tüm şeyleri elde etmiştim zaten.Ama asıl istediklerim değildi ki bunlar.Hayatımı anlamlandıracak şeyleri gelecek kaygısı ile bir kefeye koymuştum.Ve terazi yanıltmıştı beni.

Televizyonu açtığımda ise bazı şeylerin benim hayatımdan daha kötü olduğunu fark ettim.İnsanlar artık doymaz olmuştu.Hep daha fazlasıydı hedefler,biri bitince diğerinin başladığı uçsuz bucaksız bir liste.Ve her gün ölen çocuklar,masum insanlar görmekten patlamalardan,isyanlardan bunalmıştım.Çıkarlar uğruna birileri düşerken,onların cansız bedenleri üzerinde yükselen adamlar vardı etrafta.Burası mıydı benim ülkem derken içim acımıştı.Artık ne hoşgörü vardı ne de saygı.Farklıyı yok etmeye programlanmış insanlar çoğalırken nesillerini üreten bu şahsiyetler hiç aralıksız devam etmişti yok edişe.Irk,din,mezhep,zihniyet birer neden olmuştu bu kaosa.Her gün sokakta eylem yapanlarla susturulmaya çalışanlar vardı hep.

İşte bugün de öyle olmuştu.Tüm bunların arasında kalan küçük bir kız çocuğunu kurtarmaya çalışırken görmüştüm onu ve fotoğraf makinemin misafiri olmuştular.Buna bu kadar şaşırmamın sebebiyse iyiliğin hızla tükenen bir kaynak gibi yok oluşuna şahit olmamdandı.Var oluşuna inanmadığım bir şeydi o,çünkü ben bu duyguyu yıllar önce cenaze töreninde toprağın binlerce kat altına hapsedilişini görmüştüm.Sonra onu tekrar gördüğümde geçmişte kalan birkaç şey gün yüzüne çıkmıştı sanki.İşte o yüzden takip etmiştim onu.O ise hiçbir şey demeden tekrar kaybolmuştu.

Galiba birileri zamanı geri dönüşüm kutusuna atmıştı.Her şey geriye gidiyordu büyük bir hızla.Yaşanan tüm acılar keskin gerçekçilikleriyle başa sarıyordu.Ve hiçbir ders alınmadan tekrar yaşıyorduk hepsini.Tükettiğimiz iyilikler kötülerle olan savaşta kaybetmişti. O gün onun kurtardığı küçük kızın gözündeki gelecek kaygısı bende ki zamana karşı olan yenilgiyi kuvvetlendirmişti.Pişmandım dibine kadar,geleceğimin böyle bir kaosa takılı kalacağını bilemezdim.Geleceğim geçmişin acılarıyla yoğrulmuş sert bir çimentoydu artık.Ve ben geleceğe taşımışken tüm umutları kocaman bir boşluğa dönüşmüştü hepsi.

İnsanın parayla alamayacağı tek şeyin zaman olduğunu öğrenmiştim sonunda.Zamanı büyütürken avucumuzda,ne çok şeyi de kaybetmiştik oysa.Aslında hesap edemediğim bir şey vardı.Zaman ilerledikçe sevdiklerimi yanında götüreceğini unutmuşken ben,erken ölümlerin soğuk nefesine karıştı gözyaşlarım.Ölümün o pas kokan tadını almıştım bir kere.Biliyordum hiçbir ölümün vakitli olmayacağını çünkü ölüm ve zaman hiç tanışmamıştı asırlardır.Ya da hep aykırı gitmişlerdi birbirlerine.Ve şimdi nerdesin diye sorarsanız aslında,size bir adres verebilirim ama orda bulabileceğiniz sadece benim et ve kemik yığını bedenim.Siz eğer bir insan arıyorsanız,ruhunu kaybeden biri nasıl karşılayabilir ki bu isteğinizi?Tek nefeste kaybolup giden ruhumu aramakla meşgul olabilirim,sizin beni aradığınız anda.

Ve ben hep onu beklemişim,bir ölünün tanrısını beklemesi gibi.Bir annenin bebeğine kavuşmasındaki sancılı gecelerin sonundaki aydınlığı bekleyip durmuşum hep.Siyahın gücünü elinden alabilecek sonsuz beyazlığıyla onun da beni beklediğine inanmışım.Çocukken yaptığımız şeytan uçurtmaların kuyruğuna bağladığımız o rengarenk kağıtlar gibi umutlar biriktirip saçlarına bağlamışım.Ama sonsuz gücüne inandığım o varlık,beni dipsiz sonlardan kurtarabilecek kadar güçlü değilmiş oysa.


önceki eser / sonraki eser