Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:sanalist218
Eser sıra no:110217eser02


YARINI BUGÜNDEN GÖREBİLMEK

Kalemim yardım et! Bu yazı uzun.
Niçin yaşıyorum? Bu soru benden hayat amacımı istiyor. Mantık sınırımı, akıl yaşımı zorluyor. Hayal gücümü sınıyor. Yaşamdan aldığım zevki soruyor.’’ Sen kimsin?’’ diyor.
Ben, bağrımın her inip kalkışında yaşadığımı fark ettiğim, kemik zırhın içindeki lalin her atışında sevgiden ibaret olduğumu bildiğim zerreyim. Bazen su damlası kadar saf, bazen toz tanesi kadar katıyım.

Somutluktan ziyade soyutlukta kendimim.
Ellerim küçük, yumru yumruyken, oyuncağım elimden alındığında, hayallerim çalınmışçasına üzülüyorsam insanım…Gençken yaşamın cilvelerinin farkına vardığımda cesaretlenebiliyorsam insanım…Tek desteğim bir baston olduğunda ölümü fark edip yüzümün buruşuklarına rağmen gülebiliyorsam insanım…En önemlisi hayallerimle insanım…

Hayallerim! Elle tutamadığım, ulaşmayı umut ettiğim sanal dünyam! Zihnimin ve aklımın çizdiği tablo. Ne boya ne fırça…Sadece ben ve düşlerim. En özgür olduğum yer. Doğaüstü ve mantıksal yaratılarımın kol kola dolaştığı doruk noktası. Kimsenin el uzatamayacağı ‘’salt ben’’in var olduğu odak. Geleceğime yön veren, beklentilerimi zirveye yönlendiren bir derya. Hayallerim var, hedeflerim var, insanlık için çabalayanlarınki gibi. Kalemimi referans ettim geleceğime. Yazmak istiyorum! Karanlığa itilen gerçekleri, ekmek kavgasındakileri, Nazım Hikmet’in dediği gibi ‘’açların gözbebeklerini’’, bir bebeğin masumiyetini, yaşlı teyzenin pencere kenarındaki bitmeyen bekleyişini, her şeyi! Her türlü kavgaya karşı en güçlü silaha, kaleme sahip olmak istiyorum!
Hayallerden yoksun bir birey için gelecekten söz edilemez. Oysa insanı tek düzelikten kurtaran geleceği inşa etmek değil midir? Temelin düşlerle atılması, malzemenin akıl kadar sağlam kullanılması, mimarinin beklenti kadar özgün olması güçlü yapmaz mı geleceği?
Bireysel gelecek böyle bir süreç ister ve kaynağı hayattır.

Kırmızı kurdeleli bir hediye olarak önümüze koyulan kendimizi özel hissettiren hayat mı bizden bir şeyler ister; yoksa biz mi hayattan bir şeyler isteriz? Paylaşım ‘’benliği’’ yıkıp ‘’bizliği’’ gerektirir. Yaşam ve insan da birbirine muhtaç iki sırdaştır. Birbirinden istedikleriyle vardır. İnsan düşündükleriyle hayatta kalır, hayatla kalır. Yokta varı aramak insanın umut çabasıdır. Bu sırdaşlık, kişinin ebede kavuştuğunda manevi bir çaba harcamadan olmayanda olanı gördüğünde sona erecektir.

İsteklerim hiç bitmeyecek. Belki de hayat bana gamzelerini hiç göstermeyecek. Yine de pes etmeyeceğim. Bana attığı yumurtalara karşı şovumu yapmaya devam edeceğim. Hayatı bir şaka olarak algılamayacağım. Ne demiş şair: ‘’ Yaşamak şakaya gelmez./ Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın.’’ Bana özel hazırlanmış içinde bulunduğum çözülemeyen düğümü bir sırdaş sınaması olarak düşüneceğim. Geleceğim şimdi olduğunda, önüme muz kabukları koymaya devam eden hayatta ileriye bakarak yürüyeceğim. Her an benim için atan kalbimde ufuktaki aydınlık geleceği hissedip, fark edip, gözeteceğim.

Ben, sen, o…Herkes! Toplumu oluşturur. Bireysel mutluluk için toplumsal mutluluk gerekir. Yaşamı özümseyebilmek, içinde yaşadığım toplumun huzurlu olmasıyla mümkündür.
İster bugün ister yakın gelecekte toplumda ne istiyorum? Gözlerimi kapıyorum ve düşünüyorum…

Geçmişin rafları tozlanmış. Üfleyeyim diye başına oturuyorum. Tarihte hiçbir olay sebepsiz yaşanmamıştır. Ben de nefesimi boş yere tüketmediğimi anlıyorum. Elime bir kitap geliyor. Ağır ve kalın. Sağlam bir rafta duruyor. Sanki hiç düşmemeliymiş gibi. Elimi kitabın üstüne koyuyorum. Tozu toprağı tek seferde siliyorum. Görmek için can atan göz bebeklerimi kitabın üstüne getiriyorum. İpuçlarının birleştiği o zorunlu kelimeyi görüyorum: ADALET!
Doğada her insan aynı hisseye sahiptir. Hiç şüphesiz halkın da istediği eşit bir gelecektir. Biliyorum ki adalet ayrımcılığı yok eder, ezileni yüceltir. Alın terini boşa çıkarmaz. İnsanın ortaya çıkardığı kapitallikte herkesi kuşbakışı görmek, dengede duran bir terazi isteyen halkın karşısında durmaktır. Çünkü adaletin mahkemesinde tüm insanlar sadece insandır! Üzerine çökmüş gölgelerden uzak, gözleri kamaştıracak kadar aydınlık, hakça bir adalet…Ne güzel bir düş!

Bir elin nesiyiz? Emre dayalı jön hayatlarda yaşıyoruz. Herkes suskun, sessiz. Bir buz gibi kendi kendimizi eritiyoruz. Burası ülke. Biz vatandaş. Düşünebiliriz pek tabi ki. …Ama hiç sırası gelmedi konuşmanın. Çünkü demokrasiden yoksun bir toplumda düşündüklerimiz akamaz başkalarının zihnine. Dökülemez harfler ağzımızdan. Binlerce sene önce mahkeme Sokrates’e iki seçenek sunmuş: İdam mı? Susmak mı? Eğer soru sorup sorgulayamayacaksa yanındakini, ışık tutamayacaksa yeni fikirlere, düşüncelerini dökemeyecekse dudaklarının arasından, o zaten ölmüştü. Bu yüzden idamı seçmiş, baldıranı sessizce içmişti. İnsanlığa bir madalyon olarak tarihe geçti.

Düşünmek…Konuşabilmek…Demokrasi…Derin bir nefes!

Önümde dağ gibi fakirlik, ölüm…Gözyaşıyla sulandırılmış kırmızı bir tablo. Sağ alt köşede ressamın imzası:Savaş! Bir ağıttaki haykırışlar kadar kulak tırmalayıcı…Umut gemimizin batışını seyretmek kadar acı…Frankenstein’in yaratığı kadar çirkin.
Gülücüklerin sokakta çınlaması, umut gemisinin ufuğa doğru yüzebilmesi için göndere çekilenin beyaz bayrak olmasını istiyorum.

Barış istiyorum, demokrasi, fikir özgürlüğü, adalet!
Hayallerimi istiyorum, düşlerimi, hayatımı!
Çünkü, İNSANIM!


önceki eser / sonraki eser