Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:siren512
Eser sıra no:110224eser04


DÖNGÜ

Devir tamam oldu
Dünyaya geldim.

On bir haziran bir yaz gecesi. O gece saat ikide, iki âşık el ele tutuşuyordu belki de… Ölümden korkuyordu hasta yatağında bekleyen adam; başka bir adam işten geliyordu. O gece hakkında bildiğim tek şey uzun ve yaşlı bir yaygaranın ardından gözlerimi açışım. Gözlerimdeki her bir yaş, parlayan bir yıldız gibi ışıdı gök kubbede.

O yaz gecesinin ardından esen sonbahar rüzgârı bizi, gözlerimi açtığım yerden çok uzaklara savurdu. Erzurum’dan Muğla’ya… Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna. Elimde tek bir fotoğrafla. Ben annemin kucağında, gözüm babamda, ablamla abim de patlayan topu, çamura bulanmış paçalarıyla yanı başımızda. O yaz gecesinden bu yana on altı yaz geçti ve ben doğduğum yeri sadece annemin bana uyurken anlattıklarıyla masal tadında hayal edebiliyordum. Bir yaz günü olmasına rağmen donduran soğuk, evimiz ve orada geçirdiğim bir sene küçük dünyamda bir resim olarak canlanıyordu.

Büyüdükçe doğduğum yere duyduğum özlemin yerini, sokaklarında dizlerimi çürüttüğüm yeni hayatım almaya başladı. Artık sadece adsız bir özlemdi benimkisi. Öyle ya, insanın doğduğu yer değil doyduğu yerdi önemli olan. Büyüdükçe hep çok şey istedim. Büyüdükçe, ilkokula gitmek istemeyen küçük ben inatçılığı bıraktı. Sonuçta her sabah sıcacık yataktan kalkıp soğuk havayı içine çeken ruhumun diyetini ödemem gerekiyordu.

Büyüdükçe duygularım değişiyor, düşüncelerim değişiyor, zevklerim, isteklerim değişiyor, beklentilerim değişiyordu. İçimdeki o harp ne yapsam bitmiyordu ki! Ama değişmeyen tek şey vardı: hedefim! Kararımı çoktan vermiştim denize doğru, Kordon’da akşam kızıllığı ve tenha martılar.

Derken birden oluverdi işte. Ağzımın tadını Kordon’un midyeleri, ayağımın tozunu Alsancak’ın sokakları oluşturuyordu. Ve istediğim gibi Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümü mezunu yazdı diplomamda çetin geçen dört yılın ardından. Küçükken defterlere, satır başlarına yazdığım, gece yatarken de yüreğime fısıldadığım hayalim gerçekleşmişti. Üşüyen ruhumun da diyeti ödenmiş oldu aynı zamanda.

Sonra, doğacak bir çocuğu bekleme anı gibi gelmişti atanacağım yeri bekleyişim. O süre zarfında zaman nasıl geçti, neler oldu neler bitti, ben ne haldeydim anlayamadım. Ve zamanı gelince doğdu bebek Erzurum’a, tıpkı benim gibi. Son anda babamın ısrarı üzerine araya serpiştirdiğim Erzurum. ‘Orada evimiz var rahat edersin.’ demişti babam.

Annemle hemen yola koyulduk. Yol boyunca içimde karıncalar dans ediyordu sanki. Evini, doğduğu yeri görmeye giden çocuk yanım sevincini, ilk görev yerine giden öğretmen kimliğim de heyecanını azamiye indirmeye çalışıyordu. Kolay değil onca yılın özlemini saklamak. Bıraksalar bu uzun yolu koşarak kat ederdim. Onca yıl sabreden çocuk şimdi hemen gitmek için tepiniyordu.

Aradan kaç saat geçti? Üç mü, beş mi, on mu bilmiyorum ama varmıştık sonunda. Annem taksi çağırdı eve doğru yol aldık. Bundan önce burayı ters yönde giden, burayı terk eden çocukluğum şimdi evine dönüyordu. Evin önünde durduk. İşte burasıydı küçücük ablamın gezindiği, oynadığı, ondan biraz büyük abimin kışın kızakla kaydığı sokaklar. İşte bu kapıydı babamın her akşam işten gelirken girdiği. Bu şehir, bu kar kokan şehir… Ah, bu anı ne kadar çok bekledim bir bilsen! Seni, çocukluğumu, o yaz gecesini, gökteki yıldızını, ayını, sabahındaki güneşi, toprağındaki çiçeği. Senin içindeki her şeyi. Şimdi rüyadayım. Kendi hayatımın üzerinde yüzüyor gibiyim, batmadan dikkatle izliyorum.

Sustum. Şimdi sadece şehrin sesi geliyordu uzaktan koro halinde. Şimdi sadece şehrin ışıkları vardı, beni içine alan. Bir anda değişti her şey. Kalp atışlarım, göz bebeklerim, bakışlarım… Her şey bir anda…

İşte bu evdi benim hatırlayamayacak kadar küçükken terk ettiğimiz. Giderken bir kalp burada kalmıştı, şu duvarların arasında. Annem eşyaları yerleştirmeye koyuldu onca yıllık özlemle. Tekrar sustu, içimdeki yorgun bedenli çocuk. Sonra saldım onu dışarı. Parmak uçlarım tanımak istercesine dokundu duvarlara. Şimdi de benim çığlıklarım duyuldu kapı ardında. Şu kapıdan giren annem miydi? Ne kadar genç, ne kadar güzel, ne kadar da taze bedeni. Kucağında da küçük ben umarsızca çığlığı basıyorum. Dalga dalga yayılıyor odada feryadım. Şimdi babam girdi içeri. Onu görünce sustum. Gözlerimi hizaladım gözlerine. Birden içeriye patlak bir top yuvarlandı, ardından da çamurlu paçalarıyla abim ve ablam. Şimdi resim tam oldu. Hatırlıyorum ben bu kareyi bir yerden. Çok değil bir gün önce indirmiştim çerçeveden, şimdi resmi çekildiği yere tekrar yerleştirdi annem.

Tekrar tekrar ısrarla yaşayıp durduğum hayatımda bir tesadüf müydü bu yoksa yarım kalmış, yaşanılması gereken bir hayat mı?


önceki eser / sonraki eser