Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:ışık490
Eser sıra no:110222eser24


KENDİ HAYALLERİMDEN KENDİ GERÇEKLERİME

Yine kahvemden yudumluyorum ve yine yazıyorum. Zaten tek keyif aldığım şey yazmak değil mi bu hayatta! O da olmasa dünya hiç çekilmezdi herhalde. Oysa yazmak öyle mi? Yazına sen şekil verirsin, oysa hayata başkaları! Resim de aynı öyle, insanı rahatlatır, alır ve farklı dünyalara götürür. Sen can verirsin bembeyaz tuvale her fırçanı değdirişinle. Günahsızdır tuval,insanların yaşamadığı bir dünya gibi. Dalarsın hayallerine, başlarsın boyamaya birden. Paletinden bir tutam kırmızı alırsın, aşk ve sevgi katarsın tuvaline.Turuncu ve sarı alır mutluluğu, sıcaklığı hissedersin tuvalinde. Beyaz da katarsın siyah da. Siyah bile güzeldir resimde. İşte o senin resmin, o senin hayallerinle süslenmiş bir tuval. Her şey istediğin gibi orada.Keşke ben de bir renk olsam da bu tuvalin dünyasında yaşasam dersin. Kanserin olmadığı, insanların egoları tarafından yönlendirilmediği, uyandığında Güneş’in doğuşunu içinde hissettiğin, gündüzleri ‘’yine sabah oldu stres başlıyor’’ kelimelerinin aklına bile gelmediği ‘’Sabahı seviyorum.İnsanlar yarının hatıralarını yaşamaya başlıyor.’’ dediği bir dünya.

Hayatın monotonluğu arasında kaybolmuş insanlar yerine, herkesin kendini tanıdığı ‘’Ben buyum, kendimim!’’ dediği bir dünya! Hayali bile ne kadar renkli ne kadar güzel! Oysa şimdi kim kendi gibi davranıyor! Çok az insan gerçekten kendi hisleriyle kendi mantığıyla yaşamı içine çekiyor. Çoğumuz insanlara yaranmak için ya da onlar bizden bir adım ileride diye onların doğrusuyla yaşamıyor muyuz ‘’kendi’’ hayatımızı? Başkalarının fikirleriyle adam olacağımızı zannediyorsak yanılıyoruz. Başkaları gibi davranarak yapmacık olmak bizi özümüzden uzaklaştırır. Bir gün gelir bir bakarız ki duygularımızla davranışlarımız çelişir. Adeta iki yabancı gibi oluruz. Oysa doğallık her zaman ön plandadır. Ata Demirer çoğumuzun çok sevdiği, başarılı bir komedyendir. Başarısının sırrını samimiliği ve doğal olmasına bağlayabilirz. Ata Demirer’in çocukluk anılarını anlatışıyla insana verdiği sıcaklık, samimiliktir:

-Okul minibüsünde altıma kaçırmıştım! Hiç belli etmedim! Ben de arkadaşlarım gibi kim yaptıya oynadım! En iyi oyunculuğumdu.

-Tekvando kursuna yazılmıştım, döner tekme atarım diye düşündüm hocanın önüne yuvarlandım. Bir daha hiç gitmedim.

-Bir de sünnet olmak üzereyken, tuvaletim geldi dedim. Nasıl söylediysem hepsi inandı. O da iyi oyunculuktu. Gerçi beş dakika kazandık sadece!’’.

A. Calaidius’a göre kendi kendinin hakimi olmayan bir kimse hür değildir. Bence artık ‘’Ben buyum demenin zamanı geldi ve geçiyor bile. Ben sen, o ya da bir başkası değilim, ben sadece benim. İster yanlış, ister küçük ama ben sedece benim’’ demeliyiz. Tevfik Fikret’in de dediği gibi: ‘’Bir insanın ilk işi nedir? Cevap açık:Kendisi olmak.’’

Nasreddin Hoca ölüm döşeğindeymiş. Karısını çağırmış:
-Hanim en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur.
-Ayol hoca delirdin mi sen. Bu durumdayken ben nasıl süslenirim?
-İyi ya azrail gelince belki beğenip benim yerime seni götürür.

Ne kadar zor değil mi, ne kadar uzun?’’Ben buyum’’ demek. Yıllardır bastırılmış düşüncelerin filizlerin yeniden filizlenmesi, kırılan kalbin kırık bir vazonun izi kalmadan tekrar eski haline getirilmesi gibi zordur. Okyanusta saklanan bir kum tanesini açığa çıkarmak gibi zordur içindeki derinliklerde gizlenmiş gerçekleri birden haykırmak! Hep ‘’iyi’’ olmayı bırakıp kusurlarınla hayatı yaşamak. Chuck Horner bu durumu şöyle yorumlar: “İnsan ''kusurlu''ydu ve Tanrı da bunu bildiği için ''bağışlayıcı''ydı.’’.

Sevdiğin insanlara onları sevdiğini söylemek, okuldaki ya da işindeki hizmetliye bugün hatrını sormak, her gün geçtiğin boğaz köprüsünden geçerken trafiğin akıcı veya kapalı olduğunu düşünmektense boğazın güzelliklerini fark etmek. İşte sınırları yıkmak! Ve şimdi fırça bizim elimizde karşımızda da bembeyaz tuvalimiz. Hem de önümüzde tuvale ne çizceğimize dair sınırlamaları olan bir kağıt yok! Dilediğimizi çizelim, kendi dünyamızı ‘’kendimiz’’ yeniden yaratalım. Ve sonra kendimizi çizelim. Bir an duralım ve düşünelim? Ben hangi rengim? Düşüncelerim, duygularım, bedenim hangi renk? Bir Do notası kadar kalın, sert mi düşüncelerim, yoksa bir Si kadar ince mi duygularım? Bunları yazarken fark ettimde bu hayatta her şeyi düşünmüş, iyi-kötü, düşman-dost, yararlı-gereksiz her şeye kafa yormuş sadece ‘’kendim’’e kafa yormamışım. Yaşam felsefemi hiç düşünmemişim bile on beş senedir. Neydi benim için önemli olan, neydi beni bu hayatta yaşatan, ben nasıl bir öğrenciydim, neler beni mutlu ediyor, neleri seviyordum, hayallerimin, düşüncelerimin ne kadarını hayatıma yansıtıyordum, en önemlisi de ben nasıl bir ‘’birey’’dim, toplumdaki yerim neydi ya da ne olma yolundaydı?

Ben kendimi kelebeğe benzetirim. Onun renkli kanatları gibi benim de renkli duygularım var. Kimseye zarar vermem aynı küçük bir kelebek gibi. Piyano çalarak dinlenir, haykırırım tüm içimdekileri. Kafamdaki renkler dans etmeye başlar bazen jazz bazen rock bazense bir Chopin eşliğinde. Hayatımın okul-ev arasında geçmesine izin vermem; hafta sonları sosyal çalışmalar da bulunurum. Sporu severim en çok da sörfü. Duygularımı insanlardan gizlemem. Çünkü ben yaşarken şöyle düşünürüm: Hayat üç günlüktür ve dün, bugün, yarından ibarettir. Dün yaşandı ve uçtu gitti.Yarınsa belli değil. O yüzden bugünü iyi yaşa! Sabah uyandığında aklına ilk gelen kişiyi ara. Neden aradın diye sorarsa ona, onu sadece günaydın demek için aradığını söyle. Bugün her zaman giyindiğinden farklı giyin. Her gün siyah giyiniyorsan bırak siyahları bugün, git ve beyazlara bürün. ‘’Eyvah okula/ işe geç kalacağım!’’ sözcüklerinin aklından geçmesine izin vermeden 1-2 zeytin, bir dilim ekmekle değil kendine özene bezene hazırladığın tabaktan kahvaltı et, bir piyanistin mutluluğunun, öfkesinin çığlıklarını yansıttığı notalar eşliğinde. Otobüsü kaçırdım mı acaba diye endişe etmeden git bugün otobüs durağına ya da trafiğe yakalanacak mıyım acaba diye düşünmeden bin arabana! Daha önce geçmediğin yollardan geç, tanıdıklarına selam ver! Bugün tüm sevdiğin kişilere onları sevdiğini söyle! Bizi hayatta yaşatan sevgi, sevdiklerimizdir zaten.Ama biz her nedense sevdiğimizi söylemeye çekiniriz.Ama eğer ‘’Ben yarın bir gün sevdiklerime, onları sevdiğimi söylemeden ölsem de pişman olmam.’’ diyorsanız okuduklarınızı unutun ve yazdıklarımı okumaya devam etmeyin! Ama unutmayın ki düşüncelerimiz davranışlarımızın, davranışlarımız alışkanlık- larımızın ve alışkanlıklarımız geleceğimizin temelidir.

Bugün, geçmişle gelecek arasında bir köprüdür. Geçen günler ve bugün geleceğimizi şekillendirir. Bugün okuduğumuz kitaplar yarınki fikirlerimize dönüşür. Fikirlerimiz de bizi diğer insanlardan ayırır. Geçmişte yapamadığımız şeyler için bir umuttur gelecek, bize sunulan bir şanstır. Bu yüzden Kettering’in de söylediği gibi : “ Hepimiz geleceği iyi hesap etmeliyiz, çünkü ömrümüzün geri kalan kısmı gelecekte geçecektir.”. Bugünler geleceğimizi hazırladığımız günlerdir. Nikola Tesla: ‘’Bugün onların. Gelecek ki benim asıl mücadele ettğim, benim.’’.

Herkes hayalleriyle süslemek ister geleceğini fakat bu bazen mümkün olmasa da ben inanıyorum ki hayal kurmak, hayalin gerçeğe dönüştüğü yolun yarısını çoktan geçmek demektir. Denize bakmak dalgaların usulca dokunuşlarını bedeninde hissetmek gibidir hayal kurmak. Güzeldir ve geleceğin de güzel olması umut edilir. Hayallerimize ulaşmayı istediğimiz derecede onlar da gerçeğe dönüşür. Çünkü biz istersek çalışırız ve karşılaştığımız engellerle vazgeçmez onların tecrübe kazandırdığını düşünürüz. Ben ilk önce hayal kurarım aynı bir ressamın çizeceği şeyi önceden düşlemesi gibi. Sonra ona giden yolu bulurum. Bu yolları aşabileceğimi düşündüğümde hayallerim artık hedeflerim olur. Yeteneğim azmim ve çalışmamla birleşince hedeflerimin gerçeğim olduğunu görürüm. Tabii ki fedakâr da olmak lazım. İnsanlar tarihten beri uçmak istemişler ama hiç biri kuşlar gibi ellerinden vazgeçmemişler. Ağaçlar bir orkide kadar güzel ve zarif gözükmek istemezler miydi, isterlerdi. Fakat bunun için güçlü köklerinden ve gövdelerinden vazgeçmiyorlar. Henri Matisse : ‘’ Ben duygularımla çalışırım. Kafamda tasarlar, bunu uygulamak isterim. Çok zaman aynı tasarı üzerinde bir çok defa çalışırım. Ama varmak istediğim sonucu bilirim."

Lisedeyim ve en büyük hedefim ileride iyi, donanımlı, çağa ayak uydurabilen birey olmak. Bunun için çalışıyorum, kitaplar okuyorum, bilim insanlarının hayatlarını inceliyorum. Önceden iyi bir lisede okumak benim hayalimdi. Ortaokul dönemimde hedefim oldu ve artık gerçeğim. Şu anda iyi bir üniversitede okumak hayalim. İleride gerçek olması için çalışıyorum. Tıp okumak istiyorum ve mezun olduktan sonra da kendimi geliştirmeyi düşünüyorum. Uzak geleceğimle ilgili düşüncelerim hayallerimi yansıtıyor, yakın geleceğimle ilgili fikirlerimse hedeflerimi.Bir bitkinin çiçeği gibi renkli renkli hayallerim ve hedeflerim.Bazıları kimine göre imkansız hatta. Ama bence hayalin olduğu yerde imkansızın yeri yoktur artık. Benjamin Franklin: ‘’Siz kafanızı büyük hayallerle doldurmaya bakın. Kafanız sonradan cebinizi parayla dolduracaktır.’’der. Ben gelecekten umutluyum, çünkü bugünü iyi değerlendiriyorum. Samuel Johnson’unda dediği gibi:

‘’ Geleceği satın alabilecek tek şey, bugündür.’’.

Bir kız büyüttüm içimde
Saçlarında düşleri
Yüzünde tebessümü
Meydan okurcasına yürüdü
Taşlı topraklı yollarda ...

Dizlerini kanattılar..
Yüzündeki tebessümü silme arzusuyla yanıp tutuştular ..
Saçlarını simsiyah çarsafla kapattılar

Ama o hayat yolunda yürüdü
Herkese inat güldü
Saçlarındaki düşlere düş kattı
Taşı toprağı bir kenara attı ...



önceki eser / sonraki eser