Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:ışık945
Eser sıra no:110223eser08


VARLIĞIN SONRASI

Yarınlardan
Koparıp
Almalıdır mutluluğu
İnsan.
Şu yaşamda
En kolay iştir ölmek
Asıl güç olan
Yepyeni bir yaşama
Başlamak.

Mayakovski

Uzun saniyeler ve uzun yıllar arasında büyük köprüler vardır. Önemli olan saniyeleri, yılları uzatacak kadar mutlu ve verimli kılmak değil midir? Mayakovski’nin dizelerindeki gibi gelecek, mutlu olmak için kendini doğuran bir döngünün içinde var olmaktır.

Ruhumuz, var olma isteğiyle ezilen benliğimizin özgürlüğüne kanat çırpıyor. Gelecekte “Ne olacağım?” kuşkusu da bu kanatların gölgesi adeta. Diyorum ki öncelikle egonun bir diğerini yok etmek için verdiği savaşa karşı savaş açmaktır mesele. Kendi kusursuzluğunda dönen evrenin bir parçası olmak, bütünü olmakla eşdeğerdir. Nasılsa birbirini tamamlayan yollardayız hepimiz. Kurduğumuz cümleler, aynı kapıya çıkmakta. Aynı yağmurla yıkanmıyor olsak bile, hepimiz bu dünyanın taşlarıyız. Öyleyse karşımızdakinin geleceğini yok etmek, bu evrenden bir şeyler çalmaktır. Bir bireyin var oluşu bütün evreni ilgilendiriyorsa, gelecek bütün evrenindir. Kendimiz adına verdiğimiz küçük kararlar günü kurtarmaktan başka bir şey değildir.
Yıkımlardan çıkmış ama yine de muzaffer görünen evren, tazelik kendini doğurdukça, huzura eriyor. Oysa “evren yok oluyor” diye başını alıp gidenler var. Düşündükçe, evrenin gövdesine saplanan dikenlerin, ilk aşk gözyaşlarından öte olmadığına varmak kolay. Çünkü evren, her yeni güne başka dille merhaba diyor...

Umutsuzluk, kolay elde edilen, ağır mücevherler gibi duruyor bedenimizde. Tenimize değdiği anda bize yakıştığını düşünerek taşımaya karar veriyoruz. Oysa baş döndürücü ihtişamında kaybolup gitme ihtimalimiz vardır ve lakin zordur umudu elde etmek. İnsanların daha sağlıklı, tarlaların daha bereketli, şehirlerin daha canlı olacağına inanmak zor!

Yaşama dair her nefesin bir değeri olduğuna inanmak ve o nefesi taşımak gerekiyor. Anlamak gerekiyor insanları. Ömrümüzün her saniyesinde yanımızda olanla, sokakta yüzümüze değen yüzler arasında fark olmadan hem de!

Etrafımızdaki karmaşadan kurtulmak adına aynı kalmayı dileyenler var hayatta. Oysa aynı kalan bir şey yok. Bizim yörüngemizin etrafında dönen dünya başka renklerde kanamakta. Biz, hala korktuğumuz bir değişimin eskiliğindeyiz ve umut gerekiyor yalnızca. Yaşanmıyor çünkü umutsuzca!

Geleceğin, sırtımızda taşıdığımız delik çuvaldan akıp gitmesine katlanamayız. Her an bir öncekinin telafisi olmalıdır. O anın gelişi bir beklentiden ibaretse, “şimdi” ile “birazdan” arasında ne fark olur? Ayak bileğinden tutup yakalamak gerekir geleceği. Hem de hiç düşünmeden!
Peşinden koşmaktan, tutup yakalamaktan bahsettik. Peki ya, sonrası? Elimizdeki kumaşa ne kaftan biçeceğimize nasıl karar vereceğiz?

Geleceği hayal ederken, ya büyüğü oluruz evrenin ya da tozu. Ortası da vardır mutlaka. Ama hiçlikten, savrulmuşluktan öte değildir. Tarih savrulanların ve savuranların tozlarıyla doludur. İzi kaybolmuş yolların haritası olanlar ya da o yolların bataklığında kuruyanlar kalmıştır akıllarda. Önemli olan, yolların, kaybolduğunda bile kendini hatırlatacak olmasıdır. Çünkü bir zamanlar var olduğu bile hatırlanmayanlar az değildir.

Hatıralara gömülen bir karanlığın içinde nefes alıyor ruhumuz. Hızını alıp kendini sıyırmış beyinler arasında insan olmanın bilincine boğuluyorum. Oysa o ışık, o davetkar kızıllık, beni baştan başa ele geçirmiş. Çiçeği solmuş, kemanı kırık soytarılara benzemekten korkuyorum!
Yaradılıştan itibaren yazılan bir şiiri tamamlama umudu doluyor içime. Dizeler döküyorum, kazanılan bir gelecek için. Sessiz kalmak zor, acı veren bir ihtimal. İşte bu yüzden içimden yükselen sesle, “ Gelecek türlü renkten bir yol ve sahibi yürümeyi bilendir.” diyorum, içimdeki yolda, renklerin ihtişamına omuz silkip yürüyerek.

Dileğim, varlıkla yokluk arasında terk edilmiş çizgilere dönüşmek değil, gökyüzünde yankılanan bir sesin sahibi olmaktır. Attığım adımlar bedenimin kefili olsun istiyorum. Ama koşarak, ama yavaşça yürüyerek...


önceki eser / sonraki eser