Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:sonbahar346
Eser sıra no:110221eser27


SON ÜZERİNE…

Bilinmesin diye kalbin ağır ağır yok olduğu zamanla;
Sahte gülüşler eklenir; parçalanmış, kilit olmuş dudaklara…
Kanar, ağır yaralıdır dudaklar,
Son bir söz söyleyecek gücü kalsa dahi, haykırmazlar dünyaya
Hep aynı ritmi mırıldanırlar ‘sessizce’ aralarında
Anlayamazsınız ve ses gitgide yok olmaktadır.
… seni seviyorum demiştir oysa!

Gündelik oyunlar ve koşuşturmacalar öyle bir işgal etti ki etrafımızı… Kendimizi o kadar kaptırdık ki hissetmeyi unuttuk biraz da... Aşkı, acıyı hatta insanlığı… Sözde hayatımızın içinde koşuşturmaktan içimizdeki o taptaze, kıpır kıpır hislerimizi önce yok saymaya çalıştık. Ardından gelen haklı çığlıkları, hıçkırıkları, isyanları da bastırır olduk çoğu zaman… Ya da kolaya kaçtık; duymamak işimize geldi.

Fakat bir sabah uyanıyor insan, gökyüzünden doğan parlak gün ışığıyla… Şaşırıyor işte o anda… Karşısında görüyor ilk defa yüzünü, kendi yüzünü... İnanmak istemiyor; ama görüyor ve fark ediyor sonunda, alnındaki derin izleri, çizgileri… Ve anlıyor ki hayat oyununda koşmaktan yorulmuş dizleri, en acısı da o taptaze yüreği...

Pencereden bakıyor sokaklara… Köklü bir çınar el sallıyor; vedalaşıyor yapraklarıyla… O yapraklar gibi tek tek terk ediyor onu anıları…

Sade ve oldukça samimi bir törenle dökülüyor gözyaşları…

Düşen her damla, yanaklarından kalbine doğru akıyor. Deliyor kalbini, tam sonuna gelmişken acı bir çığlık koyuveriyor hayata… İçinde dalgalar yükseliyor, ruhunu zincirliyor bir kayalık arkasına…

Anlıyor, kapıyor gözlerini…” Son damla, son nefes ve son bir oyun!” diyor kendine... Geri dönüş oyunu…
Anlıyor ki, o yürek daha fazla oyunu kaldıramayacak gibi…
Ve şimdi ilk defa, nereye gideceğini bilmediği bir gemide buldu kendini... Dümenin başındaki kaptana kulak verdi.

‘Gelmesini beklediğimizin yanında, beklettiklerimiz ne kadar da önemsiz gelir ilk bakışta... Ya bir çıkış noktası ararken elden çıkardıklarımız… Hayatın, öğrenmemek için edindiğimiz tüm deneyimlere, kalp kırıklıklarına, ölüme rağmen gözümüze soktuğu gerçeklerimiz bunlar…’ diyordu.

-Bir göç mevsimi, tüm bunları anlamamızı sağlayan. Ne kadar korksak da yakaladığında bizi, hiçbir kaçış yolu bulamayız. Tüm isyanların, feryatların boş geldiği andır o… Hepimizin beklediği şey, bir sonbahar mevsimi değil de neydi?
Hangimiz, yapraklarımızı dökerken içimizde bir şeylerin bu kadar aç ve susuz kalacağını hayal edebildi? Düşen bir yaprak tanesi bile dönüp bakmamıza yardım edemedi mi?
Beklerken, çalışırken daha iyi bir hayat için, ne kadar çok şey kaçırdığımızı fark edemedik mi? Kim fark edebilir ki sahi? Koşuşturmacalar, oyunlar, ekmek davası, çocuğun eskiyen ayakkabısı…

Sadece hayat, erteleyemeyecek kadar kısa ve korkuya yer vermeyecek kadar cesur değil mi? Mutluluğu, huzuru ararken tüketmiyor muyuz hem geçmişimizi, hem de geleceğimizi?
Göç etme vakti geldiğinde artık, pek de bir şey bırakmıyoruz arkamızda. Yaşayamadan hayatı, sadece yaşadığımızı zannederek, göçüp gidiyoruz bu limandan…

Ve bir an! Sadece kısa bir an içinde, en çok özlemini çektiklerimizin, yaşanmamışlıklar gemisine bindiğini görüyoruz. Kendi gemimizden inip ona yetişmek için attığımız o son adımda… Sanırım kaybettiklerimizi ancak o adımda anlayabileceğiz. Göç mevsiminin geldiğini anladığımız, o son adımda…

Ve giden ‘o’ geminin ardından bakakaldı tüm yolcular... Yelkenler hora dendi. Çıt sesi bile duyulmadı, sardı dört bir yanı mühürlenmiş dudaklar…

Ufuktan el salladı güneş ve ağır ağır kayboldular…

Ben ‘o’ gemiye binmek ve gittiğim her denizde yine kendime rastlamak istiyorum. Pişmanlıklarıma, mutluluklarıma… Son adımda, o son adımımda yalnızca anılarımdan derlediğim bir tebessüm istiyorum yüzümde… Umutla, aşkla, kalp ağrılarımla, düşlerimle, sevinçle, kederle harmanladığım o tebessümü…

İyi bir ev, pahalı bir araba elde etmek için yok ettiğim insanlığımı değil; kalbim için, insanlık için aydınlık için, barış için verdiğim ‘ruhumu’ görmek istiyorum.

Seviyorum diyecektim değil, seviyorum diye haykırdım demek istiyorum.

Ben!

Ben, hayatımı yalnızca ve yalnızca bir tebessüm uğruna feda ediyorum.

Ölümün, o büyük sonun bile silemeyeceği, yalnızca daha da kuvvetlendireceği o tebessüm uğruna…

‘Aykırı bir yolcuyum dünya geniş, büyük bir kulak çınlıyor içimdeki… ‘

Susturamıyorum, susturmak da istemiyorum. Ben sevdim, seviyorum, seveceğim! Aksi bir hayat nasıl yaşanmış olabilir ki?


önceki eser / sonraki eser