Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:sözen129
Eser sıra no:110221eser22


SİYAH PERDELER

Uzaklardayım, başka denizlerde. Her gece yatmadan önce kurulan hayaller kadar berrak. Yüzümde o hiç eksilmeyen gülümsemenin izleri var. Bir kasabadayım ya da bir liman kentinde, kim bilebilir? Kentleri renklerle hiçbir zaman bağdaştıramayan ben, bu sefer eminim, gökkuşağının bütün renkleri var bu kentte. Uzaklardan, 1940’ların Polonya’sı kokan bir piyanodan gelen, insana umut duygusunun doruklarında bir gezinti vadeden Chopin’in Nocturne’lerinden birini dinlerken içimdeki huzurun damarlarımda dolaştığını hissedebiliyorum. Yaşadığım hayatı bir kavramla bağdaştırmam gerekse ya şu önümde duran uçsuz bucaksız okyanusu seçerdim ya da içimde dolup taşan o duyguları.

Her sabah güneşin parlak ışıltılarının ardında, bana gülümseyen gözlerle bakmaya söz vermiş bir adam ve hayatta sahip olduğum en değerli şey; benim bir parçam, şanslım, oğlum. Şanslım, çünkü; hayatın o kötü yüzünden izole olmuş, olumsuz kelimelerin içinde olmadığı bir diyarda büyüyor. Bir diyar ki hayatı yeni keşfetmeye başlamış bir çocuk kadar heyecanlı, sığ sularda yüzenleri derinlere çekecek kadar merak uyandıran, platonik aşk yaşayan bir aşık kadar umut dolu. Gözlerinizi kapatmanızla açmanız arasındaki farkın sıfıra indiği bir yer…

Derin bir nefes ve sabahyıldızı. Günaydın ben. Yine o rutinleşen rüyalarımdan biriydi işte, gelecekte var olmayacak. Sanırım biraz vaktim var. “Moişe-Palas” gibi, kendi sinemam perdelerini açıyor. Sadece biraz odaklanmak… ve işte gelecekteyim. Görüyorum… Hayır… Göremiyorum. Hayal ettiğim hiçbir şeyin yeri yok orada. Fazlaca sıradanlık ve hayal kırıklarımın parçaları. Chopin’in Nocturne’leri bile çalmıyor artık.

Vicdanı rahat, ailesinin kendisinden beklentilerini onların göğüslerini kabartarak yerine getirmiş, iyi bir evlat olan ben. Tekdüze bir hayat işte. Mantıklı, ama herkesin imrenerek baktığı bir evlilik ve bir oğul; hayallerimdeki şanslım değil ama o. Nefes almanın bile zor olduğu bir kentte, dayatmaların içinde var olma mücadelesi veriyor.

Bu kadar kısa işte, bu kadar sığ. Karamsarlık değil benimkisi, sadece gerçekçi olma çabası. Hayaller dünyasında kaybolup sonra yolumu bulamamaktan korktuğum için. Kalan tüm perdeler çoktan yazılmış işte, renklerini kaybetmiş perdeler. Ben sadece oynuyorum. Nankörlük mü? Hayır; sadece huzuru arıyorum içimde, rüyalarımdaki o sessiz sakin kentteki huzuru. Bulamıyorum. Konstantin Kavafis’in mısralarındaki gibi “…Nasıl heder ettiysem hayatımı bu köşecikte, yıktım onu işte, yok ettim tüm yeryüzünde de”.



önceki eser / sonraki eser