Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:üçbe237
Eser sıra no:110222eser16


SONSUZA DEK GELECEK

Geleceğim hakkındaki planlarımı tam olarak oturtabilmiş değilim. Çünkü geleceğimin bu kadar uzun süreğini tahmin etmemiştim. 17 yaşındayım. Koskoca 17 sene… Oysa 5 yaşımdan beri gitmeyi düşünüyorum.

Ben hep hayatın hayallerin yansıması olduğunu iddia ederdim. “Ne kadar hayal edersen o kadar gerçek olur.” Büyüdükçe fark ettim ki bir düzen var, karmakarışık bir düzen. Ve toplum… Biri parmaklık, biri gardiyan… Hayaller hapis, her şey sıradan.

“Özgürüz.” derdim hep. “Topluma uyup uymamak kendi tercihimiz.” Büyüdükçe fark ettim ki uymamak seçeneği silik. Özgürler hapis, her şey sıradan.
Ve düzen içinde hayaller kurmaya başladım.

Bir keresinde kuzenim:
“Bir gemimiz olsun. Ama balıkçı teknelerinden; iki katlı… Açılalım sonsuz maviliğe. Balık tutarak geçirelim hayatımızı.” demişti.

Ben de geliştirmiştim hayalini:
“Maddi manevi hiçbir şey almayalım yanımıza. Pusulamız, haritamız da olmasın. Bırakalım rüzgar sürüklesin. Sonra fırtına bir adaya fırlatsın bizi. Teknemiz parçalansın. Bir sal yapana kadar o adada kalalım. Sonra salımızla en yakın kıyıya gidelim. Ucuz bir gitar ve darbuka veya mızıka alalım. Sokak çalgıcılığı ve yoruldukça da dilencilikle para toplayalım. Ve karavan alalım. Karadan devam edelim. Sonra sıkılınca helikopter alalım. Benzini bitince satalım. Ve tekrar tekne alalım. Bu böyle devam etsin.

Sıkıldıkça başka hayaller kurdum.
Bir gün anneme dönüp:
“Olmaz.” dedim. “Uğraşma benim için daha fazla. Benden doktor, mühendis olmaz. Kazanıp kazanamama meselesi değil. Yapamam. Mutlu olamam. Bırak beni. Bir albüm çıkaracak kadar şarkım var. Ve bir kitap çıkaracak kadar öyküm… Bir filmde de rol kapsam tamamdır. Çok para kazanmam şart değil. Kendime yeteyim yeter. Hem baktım her şey çok kötü gidiyor, sıkarım beynime, biter her şey. Trafik kazasında ölmek daha mı iyi? En sonunda hepimizin başına gelecek bu nasıl olsa.”

Annemse, en büyük desteğim:
“Peki.” dedi. “Sen bilirsin. Ama ileride doktor, mühendis olmak istersen ne yapacaksın? Bence bitir üniversiteni. Biraz daha büyü. Sonra karar ver. Ben bütün kararlarının arkasındayım.”
Ben de annemi dinlemeye karar verdim.

Fakat iki gün önce; “Evlenmeyeceğim ben. Çocuğum da olmayacak. Hayatımı bunlara endekslemek istemiyorum. Özgür ve bağımsız yaşamalıyım ben.” şeklinde konuştuğum felsefe öğretmenimin söyledikleri sıcacık kaloriferin üstünde titrememe neden oldu.
“Sana çok üzülüyorum. Yapmam dediğin o kadar çok şeyi yapmak zorunda kalacaksın ki.”
O an anladım. Gerçek bu. Demirden buz gibi parmaklıklar var etrafımızda. Ne kadar her şey bilinç ve boşluktan ibaret desem de gerçekleri değiştiremiyorum. Parmaklıklar arasından kolumu uzatmış karşı masadaki anahtarı almaya çalışıyorum. Saçmalık! Sadece görmeye izin var. Dokunmak yasak.

Korkuyorum. Her gece ve her sabah… Anahtara yetişme umudumu kaybetmekten korkuyorum. Çünkü o zaman hücrenin karanlık köşesine çekileceğim – şu herkesin geçirdiği günleri kazıdığı duvarların bulunduğu-. Ve o zaman hayat ölümden de anlamsız olacak.
Gelecek şu anların yansıması. Ve şu anlar hiç bitmeyecek. Gelecek sonsuza dek sürecek.


önceki eser / sonraki eser