Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:yalnız007
Eser sıra no:110223eser20


BİR YALNIZIN SESİ

Haziran,1994:
Doğmuşum; her şeyden bihaber…

“Burada bulduğuna göre kendini, yalnızlığa daldın öyle değil mi?” diye sordu, yüzüme yalnızlığın ağırlığını çarpa çarpa. Sükûnetimi bozmadan –bozamadan daha doğrusu- banka oturdum. “Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım…”* 19.45 vapurunun sesini duyuyordum. Sessizliğimin hacmini dağıtmak istercesine:
-Nice sen’ler geçti buradan, dedi. “Ne zaman düşüncelerinin ve hissiyatının fazlalığında ezilmişlik duysalar, kendilerini bu bankın üzerinde buldular.
-Gençlik… Ömrün en güzel ve en zor, en hassas kesiti; bireyin geleceğinin temeli. Ne kadar sağlıklı, dolu dolu bir gençlik geçirirse birey, o kadar sağlam bir geleceğe yönelir…
Bireyi sağlıklı ve dolu kılabilmenin başlıca ilkesi: Onu dinleyebilmek ve anlayabilmek. Gelmiş geçmişlerin de olduğu kadar, çağınızın da en büyük sakatlıklarından biri bu: İletişim kopukluğu. Geleceğin yegâne kurucuları olan gençlerin, yani sizlerin, ne düşündüğünüz birçoğunun umrunda değil. Sözde dinleyişler; özde değil…

Birçoğunuzun duygularınızı ve düşüncelerinizi hürce ikrar edebileceğiniz kaliteli bir tartışma ortamınız yok. Öyle ki “tartışma” denilince dahi düşünce paylaşımı anlaşılamaz olmuş.
Buradasın; çünkü sen de onlardansın. Buradasın; üzerine bir taş, bir kaya gibi inen cümlelerin ardında getirdiği yorgunluktan bedenini koruyamadın. Damarlarına düşüncelerinin yalnız olduğunu enjekte etti aklın. Buradasın; insanları anladın –en azından anlamaya çalıştın- ve de onlar tarafından anlaşılmadın. Onların anlamak isteyip istemedikleri ise meçhul… Yetmedi; onların rolünü kendininmiş gibi oynadın; bir daha düşündün, bir daha hissettin. Olmadı. Bir kez daha olmadı. Düşüncelerin, hayallerin, kişisel değerlerin ve hayata bakış açın anlaşılmadı; çünkü anlatıma uygun ortam bulamadı. Yine senden öncekilerin de yaptığını yaptın: Sustun. Sükût? İyiydi; fakat her şey gibi yerinde olduğunda. Oysa en çok konuşma hakkına mâlikken sustun. En çok haykıracağın an’larda sustun. “Bu, benim düşüncem!”i savunacağı yerde, lâl oldu dudakların; sustun.

Umudunu gölgede bırakarak, hayallerini kırparak, ideallerinden ödün vererek ve henüz kurulmamış geleceğini yıkarak sustun!”

Sanki bakışları vardı da gözlerimin içine dek sirayet etmişti ve sanki sorusuyla henüz bilinmeyenler ülkesine keşfe çıkıyordu:

-Sahi Yalnız Kız, kırılmamış umudun ve arı hayallerinden ifşa olunacak “gelecek” zamanların ne idi senin?

Konuşmayı yeni öğrenmişim gibi, sesim kesik kesik, “Ge-le-cek” diyebildim ve unuttuğum bir şeyi yeniden hatırlıyorum gibi:

-Geleceğim, diye sahiplendim ve devam ettim:

-Ey yedi tepe üzerine ihtişam yüküyle konan şehir! Ben; yazmak, konuşmaktan daha etkili diye susmuşsam, sustuğumdan çok daha fazlasını yazacağım. Düşüncelerim ve hayal gücüm sınırlandırılmadan yazacağım. Hakikatlerimi, hayallerimi, nezdimdeki güzellikleri ve çirkinlikleri; yani beni “ben” yapan her şeyi yazacağım.

Okurlarım olacak sonra. Ben, yazdıklarım kitapçı raflarını doldurduğundan ötürü değil; onları merak eden, okuyan ve yorumlayanların, beni seslerle duymayanların yerine kelimelerle algılayanların oluşundan mutluluk duyacağım.

Kimilerinin eskimiş defterlerinde tırnak içinde yazılmış cümlelerim olacak. Kimileri yazdıklarımın altına uzun çizgiler konduracak. Bense birkaç cümleyle hayatlarının buhranlı zamanlarında onlara bir çıkış yolu sunmuşluğumdan ya da kendilerini en âciz hissettiklerinde sığınacakları bir melek olmaktan haz alacağım.

Kitaplarım… Ben’liğimden yansıyanların somut temsili olacak onlar. Okuyucumla benim aramda gizli bir lisan olarak kalacaklar.

Ben, dünyaya miras bırakılacak güzel bir sanatı yapmanın; insanların hiç değilse kendi içlerinde bir muhakeme oluşturmalarına ortam hazırlamanın gururunu yaşayacağım.
Ben, bir yazar olacağım.

Bütün vücudum havanın serinliğiyle kaskatı kesilmiş, bankta oturuyorken, akşam vapurunun sesini ve önümde “Henüz Bilinmeyenler Ülkesi” kitabımın ilk sayfasını açmış imza bekleyen genç kızı fark etmemle gerçeğe döndüm.

“Geçmiş” ile “Gelecek” arası, demek, bir “dalma” anı kadarcıktı. Hayalleri gerçekleştirmenin ve geleceği oluşturmanın ilk adımı ise “Şimdi”ye kalan zaman parçasıydı.

Ben: Yalnız Kız. Zaman ile yoğrulup Yalnız Kadın’a dönüşüveren kız.

Büyük Mecidiye’nin kenarında, koca şehrin her türlü sesi ile ruhum ayaklanıvermiş; geçmiş’te, şimdi’de ve gelecek’te beni dinlemiş olana, “yalnız” sıfatımdan birazcık daha olsun sıyrılabilmek için söylüyorum:

“ Sen eğer yine İstanbul’san,
Senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar;
Gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
Bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir.

Unuttun mu?
Sana taptık… ”**

Henüz Bilinmeyen Zaman:
Ölmüşüm; “mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat”***…


Dipnot:
*Yalnızlık Şiiri, Attilâ İlhan
**İstanbul Ağrısı, Attilâ İlhan
***Adımla Nasıl Berabersem, Attilâ İlhan




önceki eser / sonraki eser