Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:yalnızkedisi391
Eser sıra no:110219eser05


RİTMİM

“Denize açılmak istedi
Ama geri çekildi tabii ki
Altın hazinenin ışıkları tarafından
Nereden bilebilirdi ki
Yeni şafağın ışıklarının hayatını sonsuza dek değiştireceğini?
Nasıl kaybolabilirim
Eğer gidecek hiçbir yerim yoksa?
Altın denizlerini aradım.
Nasıl bu kadar soğuk hale geldiler?
Nasıl kaybolabilirim
Kendi hatıralarımda?
Ve nasıl seni suçlayabilirim
Affedemediği kendimken?”

İlk dinlediğimde bir melodinin dizeleriydiler sadece.Nereden bilebilirdim anlayamadığım bir dilde yazılmış bu dizelerin anlamını genişleterek tüm hayatımı içine gizleyeceğimi, ya da tüm hayatımı bu dizelerin arasında daraltarak kaybedeceğimi, ve kendime alın yazısı diye yutturduğum şeyleri kendimin bile yazmamış olduğu bu dizelerdeki gerçeklerle takas edeceğimi?

Oysa hiçbir savaşa yenilmek için başlanmazdı biri hariç. Başlangıçlar kolaydır hep , umut vericidir, ne de olsa başlangıçlar her türlü pürüzden yoksun tek boyutlu hayallerin teşvikiydi. “İbaret” kelimesinin sonuna yerleştirilemeyeceği kadar çok boyuttan oluşan hayata yerleştirmeye başladım bir bir. Her bir boyutun hissedilebilirliği kat kat arttırmasıyla gerçeğe dönüştürülmek istenen hayallerin yakarışlarını duydum, benim çığlıklarımın yankısıydı aslında bunlar, çok daha sonraları anlayacaktım.Kuantum fizikçilerine bile özendim ben evreni sadece altı boyutlu uzay- zaman grafiğinde inceledikleri için. Tek boyutum vardı benim bunları bilmemden evvel. Özü hiç değişmeyen, her defasında farklı kılıflar giydirilen, fakat her defasında özünü bulup yüzyıllar öncesi yazılmış Mevlana dizelerini anlamanın daha da zorlaştığı, birbirini nötrleyemeyen aynı anda atılan hüzün ve sevinç çığlıklarıyla sağır olmuş toprak ana ve gökyüzü arasında batı ve doğuyu birleştirinceye kadar uzanan bir dünya vardı karşımda. Birinin cehenneminin diğerinin cenneti olabildiği fakat asla iki kişinin bir cenneti paylaşamadığı bir yerdi burası. Herkes farklı ritimle hakim olmak isterdi bu sağır dünyaya. Ama asla bir ritmi olamayacaktı bu dünyanın. Kalubela dan beri bir kaos vardı.

Ben de diğer hiçbir adem oğlunun olmadığı gibi toprak ana ve gökyüzü kadar bahtlı değildim. Ne sağır olabiliyordum ne katlanabiliyordum. Ama unutabiliyordum, tüm bu ritimsizliği silen melodilerle dolduğu zaman kulaklarım ve sonrasında ruhum.işte benim evvela tek boyutum bu melodilerdi. Allah’ ın yegane nimetiydi belki de ben ve ben gibi kulları için. Ben istemiştim ki hayatımın geri kalan kısmında yeni ritimler bulayım, kendi ritmini dünyaya uydurmak isteyenlere inat. Ama bu boyutlar olmayacaktı işte. Gerçek hayata taşırken ben bu hayalleri, pürüzlere sürtünerek sıyrılan dizlerimin verdiği acıyla koparmıştım bir vaveyla. Sonrasında bu vaveylayı gerçeğe dönüşemeyecek olan hayallerin sesi sanmıştım. En sonunda sattım ben bu davayı… ama öğrendiğim hiç mi bir şey yoktu? Tabii ki var, ayrıntı gibi görünse de benim için önemli olan. Farklı dillerin konuşulduğu yerlerde varmış hayatımı bağışladığım dizelerin sahibi. Kaosta kaybolan aynı zamanda kaosa katkıda bulunan ritmime benzer ritimler varmış. Farklı dillerin konuşulduğu yerlerde bile benimkiyle en az bir notası ortak olan ritimlere sahip olanlar varmış.

Bana ritimsizliği unutturan duygulara ne mi oldu? Onlar benden ve dünyadan çok daha günahsızdılar. Ancak gözyaşlarının doldurabildiği koca bir boşluk oldular. Gözyaşlarını akıttıkça küçülen. Ağır ağır akıttım onları o altın denizine.İlk defa zamanın,beni yaşlandırmadığını düşündürecek kadar yavaş aktığına şahit oldum.Çünkü gözyaşı deliklerime sığacak kadar az değildi bu yaşlar.Yıllarca onları altın denizine dökmekle uğraştım.Hiçbir hacim hesaplaması toplam gözyaşı miktarının gözyaşı deliklerimden geçecek kadar olanına oranını bulmak suretiyle bu sonucu bulamazdı.Fizik kurallarını ikinci ve son kez alt üst edişinde hissedebildiğim tek duyguysa,lisede en sevdiğim dersin bana bir kez daha ihanet edişinden ötürü kızgınlıktı.Tümünü akıttığımdaysa ben de son,dünyada ilk olmak üzere iki bahar arifesiydi.Dünyadaki ilkbaharın sıcak dokunuşlarıyla buharlaştılar sağır gökyüzüne doğru.Tüm atmosfere yayıldılar.Ara sıra soluduğum nefeslerde hissedebiliyorum onları,akıttığımda yanaklarımda kalan tuz taneciklerinin verdiği yakıcı hissi dağıtıyorlar rüzgar olup estiklerinde yüzüme.Benim ne yer yüzüne sığan,ne de günahkar kalbimde barınabilen duygularım,şimdi sağır gökyüzünde kimsenin duymadığını bile bile mırıldanıyorlar melodilerini.Gökyüzüyse bu baştan sona hüzünle dolu melodiyi duyabilse asla ağırlayamazdı onları,uçsuz bucaksız maviliklerinde.

Bana yakın olan gelecekte ise bir savaşın içindeyim.Yenilmek için girdiğim bir savaş bu.Her şeyi sevebilmek çabasındayım.Diğer safta sadece kendim varım.Tüm insani duygularımı diğer safa attım.Savaş meydanında ağır darbelerle yere yığılan bedenime bakıyor ruhum.Ne kadar da mutlu.Acı bir zafer çığlığı koparıyor.Ama bu kadar kolay değil tabii ki.Kendimle olan savaş hepsinden daha zor.Zahiri savaşı kendi içime taşıyorum,alanı küçüldükçe artan yoğunluğuyla,vurdusuyla kırdısıyla…Ve yenilmek için savaşmak,savaşı kendi içine taşımayı gerektirdiğinden çok daha zor mutlak amacı yenmek olanınkinden.Şimdi savaş kendi içimde…



önceki eser / sonraki eser