Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:yaprak308
Eser sıra no:110224eser11


KUM SAATİ

Çocukluğumda ilgimi çekerdi kum saatleri. İğne ucu kadar büyükteki deliklerden geçen kum taneciklerinin savruluşunu izlerdim. Kum tanelerinin savruluşu çok yavaş gelirdi bana. Evcilik oynardım yaşıtlarımla bazen de saklambaç. Eğlencenin doruğunda vakit öyle bir geçerdi ki hiç anlamazdım. Ta ki annem eve çağırana dek.

Saniyelerin geçmemesi de, saatlerin su gibi akıp gitmesi de bana bağlıydı. Aslında bütün olay farkında olabilmekti. Ömrün hızla geçip gittiğini fark edebilmekti. Matematik dersinde hız problemleri çözer, fen dersinde hız formülünü ezberler tabi beden dersinde de kronometre ile koşma süremizi kıyaslardık. Biz hızla, zamanla uğraşırken yıllar gelip geçmişti bile.
Artık hayalleri ve hedefleri olan genç bir kız olmuştum. Yalnız değildim bu yolda evcilik arkadaşlarımda ve tabi ki vazgeçilmez eğlencemiz, saklambacın klasik ebesi bile vardı. Gözlerini yumup yüze kadar sayarken büyümüştü çoktan. Öğretmenlerimiz ileride ne olmak istediğimizi sorardı. Herkesin idealinde bir meslek vardı. Sonuçta okuyorduk biz, hepimiz bu ülkenin önde gelen bireyleri olmayı hedefliyorduk. İş sadece meslekle de bitmiyordu, bir terzi gibi planlıyorduk her şeyi ve gözümüzde canlandırıyorduk. Terzi amca pimpirikli bir bayana elbise dikerken ne kadar ince eleyip sık dokuyorsa, biz de bir o kadar ayrıntılara takılıyorduk. Bizim terzi Halil Amca başlıyordu kare desenli, ipek kumaşı kesmeye başlıyorduk bizde plan yapmaya. Önce geniş kapsamlı bir şekilde iyi bir meslek sahibi olmak, e tabi mükâfatı olarak da erkeklerin Dünya Futbol Şampiyonası maçlarına gitmeye, kızlarında rengârenk çantalara, çeşit çeşit takılara yetecek kadar parası olmalıydı. Ama her şey de para değildi önce mürüvvet ardından gelen saadet annelerimizin başta olmak üzere her birimizin birer dileğiydi.

Kumaşı kabataslak kesme işini bitiren Halil Amca başlıyordu kalıp kalıp kesmeye.Biz durur muyuz hiç, hepimiz ayrı telden çalmaya başlıyoruz. Genelde kız grubu üniversitede kız arkadaşlarla ev tutup her gece pijama partisi yapmayı planlarken erkekler de çoraplarını rahatça hayali basket potasına fırlatabileceği, yatış kalkış saatlerine karışan annelerin olmayacağı yurt odalarının hayalini kuruyordu. Elbette bunlar bizim hayalimizdi, basket potamızdan, tuttuğumuz eve kadar bütünüyle hayaldi; ama asla imkânsız değildi. Üniversite sınavlarındaki fizik sorularının zorluğunu, hatalı kodlama olasılığımızı ve bir puanın bile kaç kişinin hayatını değiştirdiğini hesaba katmazsak gerçekten hepimiz çalışarak istediği bölüme gidebilirdi ki bu ihtimalleri bir an yaşarmış gibi hissedip tüylerimizin diken diken olmasını düşünmek boynumuzun borcu olsa gerek. Çünkü emeksiz yemek olmuyor. Halil Amca her gün yana taradığı saçlarını ağartmasaydı belki bu kadar yetenekli bir terzi olamayacaktı.

Hayal kurmak çok eğlenceliydi. Yıllık plan ve günlük ders planına kıyasla planların en güzeliydi geleceği planlamak. Ama tüm dileklerimizi gerçekleştirmek için her ebeveynin ağzından düşmeyen, yazılı sonraları öğretmenlerimizden duymaya alışkın olduğumuz bir eylemi yapmamız gerekiyordu.Hayıflanmadan sabırla çalışmak.

Sanırım sadece bir kısmımızın hedefleri tıkır tıkır gerçekleşecek. Kimimiz hayal kırıklıkları yağmuruna yakalanacak kimimiz ise olduğu kadarıyla kanaat edecek. Ama terzilik oyunun en eğlenceli ve acı yanı bu olsa gerek. Halil Amca pimpirikli teyzenin hiçbir dikimden memnun olmayacağını bildiği halde pes etmiyor; ama teyzemizin yüz ifadesini görünce de içini bir hüzün kaplamıyor değil. Aynı hayat gibi tanıdığımız tanımadığımız her insanın yaşamdan beklentileri, hayal ve arzuları var.

Geyik yakalamayı başarmış aslan sürüsünün kapışması gibi hep bir rekabet var aramızda. Gerçekleşsin yahut gerçekleşmesin, herkesin ortak bir oyunu var. Çeşit çeşit oyuncu var haliyle, kimi bitmek bilmeyen bir umutla çabalıyor, kimi eline iğne batınca pes ediyor. Ama hepimiz Halil Amcanın pinpirik teyzeye elbiseyi bir türlü beğendirememesi gibi zorluklarla karşılaşıyoruz. Halil Amcanın kendi pantolonunu kendisi dikip giydiği gibi, biz de kendi kaderimizi kendimiz yazıp yine kendimiz yaşıyoruz. İtalyan yazar Ignazio Silone’nin de dediği gibi ‘’Hedefsiz hayat, kaza ve kadere boyun eğmektir.’’



önceki eser / sonraki eser